Kalbin Allah ile Yalnızlığı (Halvet)
Tasavvuf yolculuğunun en tatlı meyvesi, kulun kalbinde hissettiği o derin ilahi yakınlık ve "ünsiyet" (samimi dostluk) hâlidir. Kul, halkın dedikodusundan, riyadan ve masivadan sıyrılıp kalbini temizlediğinde, iç dünyasında muazzam bir sükûnet başlar. Abdülkadir Geylânî (k.s.), "Hak'la yalnızlığın temiz olursa için ürperir, kalbin parlar. Bakışların ibretle dolar" diyerek, bu eşsiz manevi yalnızlığın insanı yücelere taşıdığını belirtir. Dünya işlerini ve fani hevesleri düşünmek kalbi kapkara ederken, Hak'la halvet olmak ruha ebedi hayat bilgisini bahşeder.
Sohbet Âleminin Sessizliği
Hak Teâlâ ile kurulan manevi sohbet, dünyevi laf kalabalığından tamamen uzak, derin bir sessizlik (sükût) hâlidir. Geylânî Hazretleri bu makamı şöyle tarif eder: "Hak'la sohbet ehli olmaya bak. O'nunla sohbet, tam manasıyla sessizliktir. O öyle bir sessiz âlemdir ki, her söz orada açılır". Kul bu sessizlik içinde kendi acziyetini idrak eder ve tamamen teslim olur. Allah dilerse o kulu konuşturur, dilemezse sükût devam eder. Bu ulvi sessizlik, kalbi ve sırrı sadece Allah'ın murakabesine açmak, O'nun ilhamlarını vasıtasız olarak dinlemeye hazır hale gelmektir.
Vuslatın Getirdiği İlahi Zenginlik
Hakk'a tam manasıyla yakınlık bulan bir mümin, artık dünyevi hiçbir eksiğin ıstırabını duymaz. O kul, Zât-ı İlahi ile ünsiyet ettiğinde, Zâtından gayrı şeylerle meşgul olma derdinden tamamen kurtulur. "O'nun katında misafir olursun. Her misafire ikram edilir, bilhassa padişahın misafirine" müjdesi, bu yakınlığın kula sağladığı manevi ikramları özetler. Kalbi sadece Hakk'ın zikriyle dolan, halktan ve fani sebeplerden yüz çeviren kul, Yaratıcısının şefkatli himayesine girer ve artık ebediyen hiçbir korku ve hüzün yaşamaz.

