Külfetin Altındaki İlahi Lütuf
Ey başına bir dert geldiğinde feryat eden, bir musibetle karşılaştığında Rabbine karşı içten içe sitem eden aceleci ve cahil insan! İmtihanın ne olduğunu, acının ne anlama geldiğini gerçekten biliyor musun? Muhyiddin İbnü'l-Arabî (k.s.) Hazretleri, Fütûhât-ı Mekkiyye deryasında belanın ve acının hakikatini bizlere şöyle açıklar: Gerçek bela, acının ve varlığının acı duyanda bulunmasıdır. Malın kaybolması, aile ve çocuğa bir belanın gelmesi, şiddetli bir şekilde tehdit edilmek gibi insanın kalbinde psikolojik acılar doğuran bütün sebepler, aslında manevi yolculukta birer "ihram elbisesi" gibidir. Nasıl ki ihrama giren hacı için rahatlıklar ve nimetlenmeler yasaklanırsa, bela da müminin dünya ile rahatlamasına ve fani nimetlere aldanmasına çekilmiş bir set, bir engeldir. Bela, seni dünyadan koparıp Allah'a döndüren sert ama merhametli bir kamçıdır.
İki Çeşit Kul: Sabreden ve Şükreden
Bu acılarla karşılaşana şeriat, rıza göstermeyi ve sabretmeyi tavsiye etmiştir. Çünkü bu sebepler, dışarıdan "azap" gibi görünse de, asıl maksadı kulu olgunlaştırmaktır. Belanın zıddı hazdır (nimet). Hazzın sebepleri de dıştadır. Ancak hakiki mümin, hazzı gördüğünde "nimet" diyerek şükrettiği gibi, acıyı gördüğünde de onun arkasındaki ilahi terbiyeyi fark eder. Büyük sahabi Ömer b. Hattab'ın (r.a.) şu muazzam sözüne kulak ver: "Allah'tan bana ulaşan her bir musibette üç nimeti düşündüm. Birinci nimet, musibetin dindarlığımda meydana gelmeyişiydi. İkincisi, daha fazla olmayışıydı. Üçüncüsü ise, Allah'ın o musibete karşı vaat ettiği ödüldür." İşte bu bakış açısı, ateşi gül bahçesine çeviren irfanın ta kendisidir!
Nimeti Verene mi, Nimete mi Şükrediyorsun?
Sıradan bir insan, nimet gördüğünde sevinir, bela gördüğünde isyan eder. Oysa irfan sahibi bilir ki, her iki durum da Allah'ın bir tasarrufudur. Eğer sadece tatlı yemekler, güzel elbiseler ve makamlar geldiğinde Allah'ı hatırlıyorsan, sen Allah'a değil, kendi nefsine ve midene tapıyorsun demektir. İbnü'l-Arabî (k.s.), bu noktada şu ayrımı yapar: Sabreden insan belaya uğramıştır, o nimet sebeplerinin ortadan kalkmasına dayanmaktadır. Oysa hakiki kâmil, bela anında bile Allah'ın nimetini görür ve sabırdan öteye geçip "şükür" makamına ulaşır.
Hakiki Şükrün Adresi
Belayı bir ceza olarak değil, Allah'ın seni kendi katında yüceltmek için giydirdiği bir "ihram" olarak gör. O ihram ki, fani zevkleri sana yasaklar ama ebedi kâbenin (Hakk'ın cemalinin) kapılarını sana açar. Şunu asla unutma: Allah'ın nimetlerine dalarak O'nu unutanlardan olma. Acı da, tatlı da O'nun elindedir. Başına ne gelirse gelsin, "Bunda da Rabbimin benim bilmediğim bir hikmeti vardır" diyerek o imtihan ateşinin içinde sükûneti bul. Zira ateş, sadece içindeki çeri çöpü yakar, altını (saf imanı) daha da parlatır.

