En Ağır Perde: "Ben" İddiası
Ey varlık vehmine kapılmış zavallı insan! Yüce Allah ile arandaki en kalın perde; dağlar, denizler veya gökler değil, bizzat senin "Ben" demendir. İnsanın kendi aklına, ameline, ibadetine veya iyiliğine güvenip kendine müstakil bir varlık atfetmesi (enaniyet), tasavvuf ahlakında şirkin en ince ve en tehlikeli türüdür. İmam Gazâlî (k.s.), kibrin ve kendini beğenmenin (ucub) bütün ibadetleri iptal eden ölümcül bir zehir olduğunu haykırır. Makâmât-ı Şâh-ı Nakşibend eserinde ulaşılan en yüce zirve, kulun bu sahte benlik gömleğini çıkarıp atması, yani "Fena" (yokluk) makamına erişmesidir. "Ben yapıyorum, ben biliyorum" davası bitmeden, Hakikatin kapıları aralanmaz.
Nefsi Tanımak, Rabb'i Tanımaktır
Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) "Nefsini bilen, Rabbini bilir" sırrınca, insan kendi acziyetini, fakirliğini ve hiçliğini ne kadar derin idrak ederse, Allah'ın sonsuz kudretini, zenginliğini ve büyüklüğünü de o nispette kavramış olur. Nakşibendi yolunun esası, kalbe vurulan zikir darbeleriyle (Lâ ilâhe illallah) nefsani bütün putları ("Lâ" diyerek) yıkmak ve geriye sadece Mutlak Varlık olan Allah'ı ("İllallah") bırakmaktır. Kul, kendi iradesini Hakk'ın iradesinde eritmeli; kendi isteklerinden vazgeçip, "Senin muradın benim muradımdır Ya Rabbi" diyebilecek bir teslimiyete kavuşmalıdır.
Yoklukta (Fena) Gerçek Varlığı Bulmak
Nefsin terbiyesi, onu tamamen yok etmek (öldürmek) değil, onu ilahi emirlere itaatkâr bir köle haline getirmektir. Nefs-i Emmare'nin o isyankâr ve şımarık tabiatı, riyazet, zikir ve mürşid terbiyesiyle kırılarak sırasıyla Levvame, Mülhime ve nihayetinde Mutmainne (huzura ermiş) makamına yükseltilir. Kul kendi benliğinden "fâni" olduğunda (hiçliğe erdiğinde), Allah onu Kendi varlığının nuruyla "bâkî" kılar (Bekâbillah). Kendi gücünden vazgeçen kişiye, Hak Teâlâ muazzam bir manevi kudret giydirir.
Nakşibend'in Yolunda Tevazu ve Hiçlik
Şâh-ı Nakşibend (k.s.) Hazretleri, yollarının temelini mutlak bir hiçlik ve tevazu üzerine kurmuştur. Bu yolda olan kişi, yeryüzündeki her mahlukatı kendinden üstün ve kıymetli görmelidir. "Ben herkesten daha günahkârım" şuuruyla yürüyen bir dervişin kalbinde asla kibir barınamaz. İnsanların övgüsünü de yergisini de toprak kabul edip, sadece Allah'ın rızasına odaklanan bu kâmil müminler, görünüşte sıradan halkın arasında yaşasalar bile, iç dünyalarında kâinatın manevi direkleri (kutubları) olarak o eşsiz "Fena" zevkini yudumlarlar. Benlik zindanından kurtulanlar, ebedi hürriyetin asıl sahipleridir.

