Geçici Dünyanın Aldatıcı Süsü
Ey fani heveslerin peşinde koşan biçare insan! Şu üzerinde yürüdüğün, uğruna yalanlar söylediğin, kalbini kırdığın dünya, aslında bir rüyadan ve bir seraptan ibarettir. İmam Gazâlî’nin (k.s.) sıkça hatırlattığı gibi, dünya denize batırılan bir parmağın ucunda kalan bir damla su, ahiret ise o uçsuz bucaksız okyanusun ta kendisidir. Akıl sahibi bir mümin, koca bir okyanusu bırakıp parmak ucundaki geçici damlaya ömrünü heba eder mi? Makâmât-ı Şâh-ı Nakşibend eserinde, kalbi bu fani hapishaneden kurtarmak için şu muazzam çağrı yapılır: “Bırak fâni cihanı bahr-i füyûz / Yedi deryâda cûşândır şeriat” (Şu gelip geçici, ölümlü dünyayı bırak; feyiz okyanusuna dal) 1.
Kalbi Dünyadan Özgürleştirmek
"Bırak fani cihanı" emri, insanın dünyada hiç çalışmaması, rızkını aramaması veya dağlara çekilip toplumdan kopması demek değildir. Bilakis, bu emir, "dünyayı kalbinden çıkarıp atman" demektir. Dünyanın nimetlerini elinde tut, ticaretini yap, ailene bak; ancak o malı, o makamı kalbine (Hakk'ın tahtına) oturtma! Fani dünya malı elinden gittiğinde eğer kahroluyor, depresyona giriyorsan, sen dünyayı bırakmamış, dünya seni esir almış demektir. Ancak elindekini sadece Allah'ın bir emaneti olarak görüp, o emaneti "bahr-i füyûz" (ilahi feyiz denizi) olan ebedi ahiret yurdu için bir vasıta kılıyorsan, işte o zaman hakiki hürriyeti tatmışsın demektir.
Gaflet Uykusundan Silkinip Uyanmak
İnsanların çoğu uykudadır ve maalesef ancak ölüm meleği kapılarını çaldığında uyanacaklardır. Fakat ölüm geldiğinde uyanmanın insana vereceği tek şey dehşet ve pişmanlıktır. Hak yolunun sadık yolcuları, Azrail (a.s.) gelmeden önce, kendi iradeleriyle fani cihanın uykusundan uyananlardır. Bu uyanış, kalbin eşyaya (maddeye) verdiği mutlak değeri geri çekip, o değeri sadece Baki ve Hayy olan Yüce Yaratıcı'ya vermesiyle gerçekleşir. Dünyanın kederi de, sevinci de geçicidir. Gözlerini bu rüyadan açan bir mümin, ebedi feyiz deryasında yıkanır ve artık onu fani dünyanın hiçbir rüzgarı sarsamaz.
İlahi Rızaya Doğru Kanatlanmak
Nefsin prangalarından ve dünyanın sahte cazibesinden kurtulan kul, tıpkı kanatları güçlenmiş ve kafesi kırılmış bir kuş gibi ilahi semaya doğru uçar. Kendi cüzi iradesini Allah'ın külli iradesine teslim eder. O kul için artık hastalıkla sağlık, zenginlikle fakirlik, halkın övmesiyle yermesi tamamen eşit hale gelir. Çünkü o, fani olanı kurban vermiş, Baki olanı kazanmıştır. İşte Şâh-ı Nakşibend yolunun temel gayesi, kişiyi bu mutlak teslimiyet ve özgürlük (fena fillah) makamına ulaştırmaktır.

