Tasavvuf Klasikleri · Haziran 21, 2026

Hakiki Tevekkül: Sebeplere Sarılıp Müsebbibe Teslim Olmak

Çalışmak Bir Kulluk Vazifesidir İslam'da tevekkül, tembelce oturup "Allah nasıl olsa rızkımı gönderir" demek değildir. Dünyada bir düzen (sünnetullah) vardır ve bu düzene uygun çalışmak farzdır. Geylânî …

Çalışmak Bir Kulluk Vazifesidir

İslam'da tevekkül, tembelce oturup "Allah nasıl olsa rızkımı gönderir" demek değildir. Dünyada bir düzen (sünnetullah) vardır ve bu düzene uygun çalışmak farzdır. Geylânî (k.s.), tevekkülün ilk basamağının sebeplere meşru ölçülerde sarılmak olduğunu peygamberlerin hayatından örneklerle açıklar: "Peygamberler çalıştılar, borç ettiler, sebeplere yapıştılar… Çalışmakla tevekkülü birleştirdiler". Kul, tarlasını sürmekle, dükkânını açmakla ve rızkını aramakla mükelleftir. Ancak bu çalışma, hırsla ve dünyayı putlaştırarak değil, sırf Allah'ın emrine (sünnete) uymak kastıyla yapılmalıdır.

Sebeplerin Arkasındaki Kudreti Görmek

Hakiki tevekkülün sınandığı yer, kulun çalıştıktan sonraki içsel durumudur. Eğer bir kimse rızkını patronundan, müşterisinden veya kendi aklından bilirse, sebepleri İlahlaştırmış (şirke düşmüş) olur. "Tevekkülün asıl mânası odur ki, sebeplere vukuf olmamalı… iyilik ve kötülükte Hakk'ın kudretinden gayri kimsenin sözü geçmeye". Sebepler, Hakk'ın kudreti önünde sadece birer perde veya cansız birer araçtır. İşlerini Allah'a havale eden kişi bilir ki, rızkı veren de alan da yalnızca O'dur.

Rızık Endişesinden Sıyrılıp Özgürleşmek

Kalbi tevekkül ile dolan mümin, rızık endişesi denilen kölelikten azat olur. Geylânî Hazretleri, "İhtiyaçlarını lisaniyle O'ndan ister ve O Azze ve Celle de, istemeye ve karşılık beklemeye devâm ettiği sürece ona verir" diyerek, Allah'ın kendisine güvenen kulu asla yolda bırakmayacağını müjdeler. Sebepler dünyasında yaşarken, kalbi tamamen Sebepleri Yaratan'a bağlamak, fırtınalı bir denizde sarsılmaz bir gemiye binmek gibidir. Muvahhid kul, bedeniyle halkın içinde ter dökerken, kalbiyle Hâlık'ın huzurunda ebedi bir sükûnet ve emniyet içinde yaşar.