Tasavvuf Klasikleri · Haziran 21, 2026

İnkârcıların Manevi Körlüğü: İmanın Özü ve Hakiki Rehber Olarak Şeriat

Kadrini Bilmeyenlerin Cahilliği İslam inancında insanın en büyük körlüğü, başındaki iki gözün görmemesi değil, göğsündeki kalp gözünün (basiretinin) hakikate tamamen kapanmasıdır. Kibri ve enaniyeti yüzünden ilahi …

Kadrini Bilmeyenlerin Cahilliği

İslam inancında insanın en büyük körlüğü, başındaki iki gözün görmemesi değil, göğsündeki kalp gözünün (basiretinin) hakikate tamamen kapanmasıdır. Kibri ve enaniyeti yüzünden ilahi emirlere itiraz edenler, kendi dar akıllarını mutlak hikmetin önüne koyanlar, aslında kendi ruhlarına ihanet etmektedirler. Makâmât-ı Şâh-ı Nakşibend eserinde bu gaflet ehlinin acınası durumu şöyle ifade edilir: “Ne bilsin kadrini inkâr edenler / Anı bilmez ki imandır şeriat”. Güneşe gözlerini yuman bir yarasa için güneşin varlığı bir anlam ifade etmez; ancak güneşin kıymetini bilmemek, güneşin yüceliğinden bir şey eksiltmez, sadece yarasanın karanlıkta kalmasına sebep olur.

Şeriatın Sadece Kural Değil, İman Olması

Birçok kimse dinin emir ve yasaklarını (şeriatı) sadece toplumsal bir hukuk sistemi veya geçmişe ait kısıtlayıcı kurallar olarak görür. Oysa bu yüce eserde vurgulanan hakikat şudur: "Anı bilmez ki imandır şeriat!". Şeriat, imanın ta kendisidir. Bir emrin Allah'tan geldiğine inanmak ve o emre hiçbir şüphe duymadan boyun eğmek, imanın kalpte ne kadar kök saldığının tek ispatıdır. İmanı dilde olan fakat amelde Allah'ın emirlerini inkar eden veya hafife alan kişi, kalbindeki iman tohumunu kendi elleriyle söküp atmaktadır.

İtaat İçindeki İhlas ve Teslimiyet

İmam Gazâlî (k.s.), insanın ibadetleri sadece korkudan veya cennet beklentisinden değil, Allah'ın emri olduğu için, O'na duyulan aşktan dolayı yapması gerektiğini söyler. İnkârcıların kadrini bilemediği şey tam olarak budur: O ilahi emirlerin içinde yatan "itaat lezzeti". Nefsini ezip "Senin emrin başım üstüne Ya Rabbi!" diyebilmek, kalpte muazzam bir inşirah (genişlik) ve huzur yaratır. İnkâr eden kişi, bu itaatin getirdiği psikolojik ve manevi sükûnetten mahrum kalır; daima heveslerinin, vesveselerinin ve dünyevi kaygılarının fırtınasında savrulur.

Hakiki Rehbere Sımsıkı Sarılmak

Eğer bir insan, fırtınalı bir denizde boğulmak üzereyken kendisine uzatılan sağlam bir ipi (irşadı) "Ben bu ipe muhtaç değilim" diyerek reddederse, onun sonu felakettir. “Kılupdur çün seni irşâd içün ol / Kaçınma kutlu mihmandır şeriat” beyti, ilahi kanunların bizi o karanlık denizlerden kurtarmak için gönderilmiş birer cankurtaran simidi olduğunu hatırlatır. İnkârcıların yolları ne kadar süslü görünse de sonları hüsrandır. Akıl sahibi mümin, bu ilahi rehbere sımsıkı tutunan, inkârcıların vesveselerine kulak tıkayan ve adımlarını daima Kur'an ve Sünnet'in aydınlığında atan kutlu kimsedir.