Hasedin Mahiyeti ve Cahilliğin Zirvesi
İnsanın manevi hayatını içten içe kemiren ve onu Rabbine karşı isyana sürükleyen en tehlikeli hastalıklardan biri hasettir (kıskançlık). Tasavvuf ehlinin büyük rehberi Abdülkadir Geylânî (k.s.), bir insanın başkasının elindeki nimete göz dikmesini ve ona haset etmesini en büyük cehalet ve ahmaklık alameti olarak görür. Zira ilahi taksimde herkesin rızkı ve nasibi ezelden belirlenmiştir; bir kimsenin kısmeti asla başkasına verilmeyeceği gibi, başkasının elindeki kısmet de haset edene intikal etmez. Hal böyleyken, başkasına verilen nimeti kıskanmak, kişinin kendi rızkını artırmadığı gibi, sadece kalbini karartır ve onu Allah'ın korumasından uzaklaştırır. Hasetçi kimse, bilmeyerek "Benim huzurumda söz değiştirilmez ve Ben kullara asla zulmedici değilim" (Kaf, 29) sırrına karşı gelmiş, Allah'ın takdirine itiraz etmiş olur.
Melikin Köpekleri Misali ve Şükürsüzlük
Geylânî Hazretleri, hasedin çirkinliğini çarpıcı bir misalle açıklar: Melikin hazineleriyle, askeriyle ve mülküyle dolu olan bir yerde, komşusunun evindeki toprağın içinde bulunan hazineye haset eden adamın durumu, melikin mutfağından artan yemeklerle doyurulan köpekleri kıskanan kişinin durumuna benzer. O köpek kalkıp havlıyor ve melikin mutfağındaki yemeklerle kuvvetleniyorken, haset eden adam onun bu haline bakıp içten içe erir. Kanaat, din ve züht bakımından bir insanın kendisini böylesine aşağılık bir seviyeye düşürmesi, aklın ve imanın noksanlığındandır. Allah'ın kendisine bahşettiği sayısız nimetleri görmezden gelip, başkasındaki zerre miktarı nimete takılıp kalan kimse, yarın kıyamet gününde haset ettiği o nimetlerin hesabını ve mücadelesini vereceğini hesaba katmayan bir zavallıdır.
Takdire Rıza ve İçi Temizlemek
Hakiki mümin, Allah'ın kulları arasında yaptığı rızık, şeref ve makam taksimine tam bir teslimiyetle boyun eğer. "Keşke bizim etlerimiz de makaslarla lime lime edilseydi de temenni edecekler" sözüyle ifade edilen o zorlu ahiret gününde, dünyadaki heveslerin ne kadar anlamsız olduğu ortaya çıkacaktır. Müminin vazifesi, belalara sabretmek, kendi elindeki nimetlere şükretmek ve komşusunun başarısına, rızkına kendi nimetiymiş gibi sevinmektir. Şayet kul, iç dünyasındaki bu haset ve hırs ateşini söndürmezse, dünya hayatı boyunca tükenmez bir keder ve zillet içinde kıvranmaya mahkûm olur; ebedi alemde ise Allah'ın rahmet nazarlarından mahrum kalır. Kalbini hasetten temizleyen kul, Hak Teâlâ'nın rızasını kazanır ve sonsuz bir iç huzuruna erer.

