Tasavvuf Klasikleri · Haziran 21, 2026

Kalbi Mal Sevgisinden Arındırmak ve Gerçek Mülk Sahibine Yönelmek

Malın Sınanma Aracı Olması İslam dininde mal ve servet kendi başına kötü değildir; kötü olan, o malın Allah sevgisinin önüne geçerek kalbi işgal etmesidir. Allah Teâlâ kuluna mal-mülk cinsinden dünya nîmetleri ihsân …

Malın Sınanma Aracı Olması

İslam dininde mal ve servet kendi başına kötü değildir; kötü olan, o malın Allah sevgisinin önüne geçerek kalbi işgal etmesidir. Allah Teâlâ kuluna mal-mülk cinsinden dünya nîmetleri ihsân eder; kul, bu mal ve mülkle kendini meşgul eder ve ibâdetlerinden geri kalır. Bu gaflet hali, insanın asıl yaratılış gayesini unutup fani eşyalara tapmasına neden olur. Rabb Azze ve Celle böyle bir kulla arasına perde koyar; onu dünyada ve âhirette kendisinden uzaklaştırır. Hatta malını ve mülkünü de ondan geri alır; böylece kul, dünyada fakr u zaruret içinde kalır. Hem dünyasını hem de ahiretini kaybeden bu kişi, sahte sevgilerin bedelini ağır öder.

Dünyalığı Elde Tutup Kalbe Sokmamak

Gerçek züht, kişinin elinde mal olmaması değil, o malın kişiye hükmetmemesidir. Kendisine dünya nîmetlerinden ihsân edilmiş olan kul, şâyet ibâdetlerinden geri kalmaz ve Rabbine itâatle meşgul olmayı sürdürürse; bir zerre bile eksiltmeksizin Rabbi Teâlâ da üzerindeki nimetlerini dâim eyler. Bu şuurda olan kul, servetini nefsinin isyanında değil, Allah'ın rızasında (infak, zekât, hayır) harcar. Bu kul, Allah Teâlâ'nın hizmetçisi; mal-mülk de bu kulun hizmetçisi olur. Nitekim ayet-i kerimede "Yalnız O'na kulluk edin ve O'na hamdedin. Çünkü sonunda yine O'na döndürüleceksiniz" (Bakara, 176) buyrulmuştur.

Şükürle Nimetin Kadrini Bilmek

Nimetin asıl sahibini unutmamak, o nimetin elden çıkmasını önleyen en güçlü bağdır. Mal nîmetinin şükrü: Onu verip arttıranı itirâf etmektir -ki O da Allah Azze ve Celle'dir. Her hâl ü kârda bu nîmeti 'Kendisi'ne hatırlatmak, Azze ve Celle'nin ihsân ve lütfunu görmektir. Nîmetleri sâhiplenmemek, O'nun haddine tecavüz etmemek, bu husustaki emrini terk etmemek, zekât, kefâret, nezir ve sadaka gibi malların hukukunu edâ etmek, tasalananın yardımına koşmak, ihtiyaç sâhiplerinin sıkıntılarını gidermeye çalışmak şükrün ta kendisidir. Kötülük ve sıkıntı içinde geçen saatleri nîmet ve bolluk içinde geçen saatlere tahvîl etmektir. Nimetin şükrünü eda eden kulun ağacı sulanır, dalları büyür ve bereketi daim olur.