Namazda Halkı Kapıda Bırakmak
İslam dininin en büyük direği olan namaz, sadece zahiri hareketlerden ibaret bir bedensel ibadet değildir. Gerçek bir namaz, kulun dünyevi bütün bağlarından sıyrılarak doğrudan doğruya Rabbinin huzuruna çıkışıdır. Abdülkadir Geylânî (k.s.) Hazretleri, kâmil bir namazın sırrını şu sarsıcı uyarıyla açıklar: "Namaza durduğunuz zaman halkla ilginizi kesiniz. Hak'la olunuz". İnsan, seccadesinin üzerine adımlarını attığında zihnindeki ticaret hesaplarını, aile kaygılarını ve fani korkularını caminin veya odasının dışında bırakmalıdır. Allah'ın huzurunda el bağlayıp kıyama dururken kalpte dünya sevgisinin veya mahlukatın bulunması, o mukaddes huzura karşı en büyük edepsizliktir.
Secdede İlahi Yakınlığı Bulmak
Namazın zirve noktası, insanın kendi benliğinden en çok sıyrıldığı ve hiçliğini itiraf ettiği secde anıdır. Geylânî Hazretleri, Peygamber (s.a.v.) Efendimiz'in şu muazzam müjdesini hatırlatır: "Kulun, Allah'a en yakın anı secde halidir". İnsan başını toprağa koyduğunda, kibir dağları yıkılır ve "Ben yokum, sadece Sen varsın Ya Rabbi" hakikati kalbe nakşolur. Rükû ve secdelerdeki sükûnet, aslında dış dünyadaki gürültülerin kesilip kalbin ilahi feyze açıldığı andır. Eğer bir kimsenin kıldığı namaz, onun iç dünyasında bu ürpertiyi ve teslimiyeti yaratmıyorsa, o namaz sadece bedenin bir inip kalkmasından ibaret kalır ve kişiyi kötülüklerden alıkoymaz.
İbadetin Şekilden Öze Taşınması
Kâmil müminler, sadece farz vakitlerinde değil, hayatlarının her anında manevi bir namaz (huzur) halindedirler. "Gökten ateş yağınca, kurtulacak bir kişi de olsa, namaz ehli olur" sırrınca, namaz ehlini Allah'ın rahmet şemsiyesi korur. Namaz, kalbin dış âlemden kopup tamamen iç âleme (Hakk'a) yönelmesidir. Dışta cemaatle saf tutarken, içte Allah'ın zâtından gayri her şeyi (masivayı) geride bırakmayı başaran kul, miraca yükselmiş demektir. Dini kendi hevesine göre eğip bükenler, gösteriş için secdeye gidenler ise bu yüce makamın lezzetinden ebediyen mahrumdurlar.

