îhya-i Ulûm’id-Din
Bu hadîsi şerif işaret eder ki! Nikâhın terğib ve teşvik sebebi,
göz ve fercde meydana gelmesinden korkulan fesatlıktır.
Vica, erkeğin yumurtalarının çekilmesinden ibarettir. Bu çe
kilmeden sonra erkekliği kaybolur. Hadîste, oruç sebebiyle ortaya
çıkan cinsî zafiyet için kullanılmıştır.
Size dininden ve namusundan emin olduğunuz birisi
geldiği zaman, emrinizde bulunan kızı (veya kadını) onunla
evlendiriniz. Bunu yapmadığınız takdirde yeryüzünde fitne
çıkar ve büyük bir fesad olur.6
Bu hadîste nikâhın teşvik edilmesinin sebebi, fesad çıkma kor
kusudur.
.411 &) J^Ll ^.^j ûJ
Sadece Allah rızası için evlenen ve evlendiren, Allah'ın vel-
âyetine (korunmasına) lâyık olur.7
•ı/^ ^»~ll j ÂDI j£b <uj j^^ jj*^ •D» ^b^
Evlenen bir kimse, dininin yarısını korumuş olur. Bu
bakımdan dininin diğer yarısı için de Allah'tan korksun.8
Bu hadîs de, nikâhın faziletinin Allah'a muhalefetten ko
ruduğu ve fesadın önünde aşılmaz bir kale olduğu için, fazilet
olduğuna işarettir: Şöyle ki, kişinin dinini ifsâd eden çoğu zaman
tenasül uzvu ile midesidir. Demek ki insan evlenmek suretiyle
bunların birisinden kurtulmuş olur.
6) Tirmizî
7) Ahmed b. Hanbel
8) İbn Cevzî
Kitabu Âdâb'in-Nikâh/I. Bölüm
■^ … ü ^x> ^> jy} ;SSe Sn &£ ^si ^’ı j^pjr Ademoğlunun bütün amelleri kesilir (sona erer.) Ancak üç amel bundan hariçtir. Onlardan biri, kendisi için ardından duâ edecek sâlih bir evlat bırakmasıdır. Böyle bir nimet, ancak evlenmekle elde edilir. Ashab'ın ve Alimlerin Sözleri Hz. Ömer (r.a) şöyle demiştir: ‘Nikâhtan ancak iki şey meneder: a) Acizlik, b) Fâcirlik’. Böylece Hz. Ömer, borcun olmasının, evlenmeye mâni olamayacağını belirtmiş olmakla beraber, nikâha sadece iki çirkin ahlâkın engel olduğunu da belirtmiştir. İbn Abbas (r.a) şöyle demiştir: ‘Abidin ibâdeti, ancak evlendiği zaman tamamlanır’.
İhtimal ki, İbn Abbas, evlenmeyi ibadetten saymış ve onun tamamlayıcısı kabul etmiştir. Fakat hükmünün zahirine bakıldığında şunları murad ettiği anlaşılır: Şehvet gâlip geldiğinde âbidin kalbi ancak evlenmekle selâmet bulur. İbâdet de ancak kalbin vesveselerden uzak olmasıyla mükemmelleşir. İşte bu sırra binaendir ki İbn Abbas, İkrime, Küreyb ve başkaları hizmetkârlarını veya çocuklarını bülûğ çağına vardıkları zaman toplar, onlara ‘Eğer evlenmek istiyorsanız sizi evlendireyim. Çünkü kul zina ettiği zaman onun kalbinden iman çıkıp gider!’ derlerdi. İbn Mes‘ud (r.a) şöyle derdi: ‘Eğer ömrümden sadece on gün kalsa yine de evlenmek isterim ki Allah'ın huzuruna bekâr gitmiş olmayayım’.
Muaz b. Cebel'in vebâ hastalığından iki hanımı öldü. Kendisi de aynı hastalığı çekmekte olduğu halde ‘Beni evlendiriniz; çünkü Allah'ın huzuruna bekâr olarak çıkmak istemiyorum’ dedi. İbn Mes‘ud ile Muaz'ın hareketleri şuna işaret eder ki, onlar şehvetten korunmak için değil, başka fazilet gördükleri için, evlenmeye bu kadar itibar etmişlerdir. Hz. Ömer (r.a) çok evlenirdi ve derdi ki: ‘Ben ancak çocuk yapmak için evlenirim’. Ashâb-ı kirâmdan biri, herşeyden yüz çevire-
İhya-i Ulûm'id-Din rek sadece Hz. Peygamber’e hizmet etmek ve geceleyin âniden çıkacak ihtiyaçlarını gidermek için koşmakta idi. Hz. Peygamber ona ‘Neden evlenmiyorsun?’ diye sordu. O ‘Ey Allah'ın Rasûlü! Ben fakirim ve hiçbir şeyim yok. Bir de evlendiğim takdirde senin hizmetinden ayrılmış olacağım’ dedi. Bu cevap üzerine Hz. Peygamber sükût etti. İkinci bir kere aynı suâli soran Rasûlullah'a o sahâbî aynı cevabı verdi. Fakat buna rağmen düşündü, kendi kendine şu hükme vardı: ‘Yemin ederim ki, Allah'ın Rasûlü din ve dünyamı ıslâh edeni benden daha iyi bilir. Hangi şeyin beni Allah'a daha çok yaklaştıracağını benden çok daha iyi bilir…
Onun için bir kere daha sorarsa sözünü tutup derhal evleneceğim’. Hz. Peygamber üçüncü kere aynı suâli sorunca şu cevabı verdiğini söyler: ‘Ey Allah'ın Rasûlü! O hâlde beni evlendir!’ Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a) şöyle demiştir: ‘Filân kabileye git ve de ki: ‘Rasûlullah bana kızınızı vermenizi emretti’. Yine dedim ki: ‘Ey Allah'ın Rasûlü! Benim hiçbir şeyim yok’. Hz. Peygamber şöyle dedi: Kardeşinize bir neuat (çekirdek) ağırlığı altın toplayınız. Bu emir üzerine ashab emredilen altını topladılar. Onu adı geçen kabileye götürdüler. Onlar da emre uyarak kızlarını onunla evlendirdiler. Hz. Peygamber ona velime yemeği vermesini söyledi.
Bunun üzerine ashab (r.a) hemen aralarında velime yemeği için ona bir koyun alacak parayı toplayıp, bir koyun aldılar ve bu hâdise böylece neticelendi. Hz. Peygamber'in tekrar tekrar sorduğu ‘Evlendin mi’ suali işaret eder ki: Nikâhın bizâtihi kendisinde büyük bir fazilet vardır. İhtimal ki, Hz. Peygamber onun nikâha olan ihtiyacını hissederek bu kadar üzerine düşmüştür. Hikâye olunur ki; geçmiş ümmetlerde bir âbid; zamanının bütününü ibadetle geçirirdi.. İbadette zamanının bütün insanlarından daha önde idi. Onun durumu ve güzel ameli zamanının peygamberine anlatıldı. O peygamber (a.s) şöyle dedi: Eğer sünnetten bir şeyi terketmeseydi ne iyi insan olurdu.) İmam Ahmed (Rebia’dan kasen bir senedle)
Kitabu Âdâb'in-Nikâh/L Bölüm
Âbid, peygamberin sözünü duyduğunda pek üzüldü ve ter-
kettiği sünnetin ne olduğunu merak etti. Merakını gidermek için
gidip peygamberden sordu. Bunun üzerine o peygamber (a.s) şöyle
dedi:
– Sen evlenmeyi terketmişsin.
– Ben evlenmeyi haram sayarak terketmiş değilim ki! Fakir
olduğum için evlenemiyorum. Nafakamı da ancak halktan temin
etmekteyim.
– Ben sana kızımı vereceğim
Sonra da kızını onunla evlendirdi.
Bişr b. Hars şöyle demiştir: Ahmed b. Hanbel üç haslette ben
den üstündür:
1. Kendisinin ve aile efradının rızkını çalışarak temin eder.
Ben ise sadece kendim için çalışırım.
2. O nikâhda çok geniş hareket eder, ben ise daima dar hareket
etmişimdir.
3. O kendisini bütün ümmete imam olarak göstermiştir.
Denildi ki: İmam Ahmed b. Hanbel, oğlu Abdullah’ın annesi
nin vefatının ikinci günü evlendi ve ‘Bekâr olarak gecelemeyi kerih
görürüm’ dedi.
Bişr b. Hars'a gelince, ona ‘Halk evlenmediğin için aleyhinde
konuşup dedikodu yapmaktadır. Bişr sünneti terketmiştir’ diyorlar
denildiği zaman, cevaben demiştir ki: ‘Onlara söyleyiniz ki, ‘Bişr
farzları yapmaktan ötürü sünneti yapmaya fırsat bulamamak
tadır’.
Bişr başka bir gün de yine aynı konuda tenkide uğrayınca şöyle
cevap verdi: ‘Beni evlenmekten şu ayet menetmektedir:
Erkeklerin kadınlar üzerinde bulunan hakları gibi,
kadınların da erkekler üzerinde hakları vardır.
(Bakara/228)
Bişr'in bu sözü Ahmed b. Hanbel’e nakledildiği zaman şöyle
dedi: ‘Bişr gibisi nerede? O mızrak başı gibi keskin bir çizgi üzerin
dedir’.
İhya-i Ulûm'id-Din Bişrin bu büyüklüğüne rağmen rivayet ediliyor ki; ölümünden sonra rüyada görülüp kendisine şöyle soruldu: ‘Allah senin hakkında ne gibi muamele yaptı?’ Bişr ‘Cennette derecelerim yükseldikçe yükseldi. Hatta bana peygamberlerin makamları dahi gösterildi. O makamlara yakın olan ma-kamlara bile sahip oldum. Fakat yipe de evlilerin derecesine varamadım’ dedi. Başka bir rivayette Bişr’in şöyle söylediği zikredilmektedir: ‘Allah Teâlâ bana şunları söyledi: ‘Bana bekâr olarak kavuşmanı istemezdim’. Râvi der ki; Bişr'e sorduk: – Âbidlerden olan Ebu Nasr el-Hilâlî ne yaptı? – O yetmiş derece üstüme çıktı. – Ne ile? Oysa seni ondan daha da üstün bilirdik..
– Ailesinin nafakası ve maişetini temin etmek hususundaki sabretmesiyle… Süfyan b. Uyeyne şöyle demiştir: ‘Çok kadın edinmek, dünyadan sayılmaz. Çünkü Ali b. Ebî Tâlib ashâb-ı kirâmın en zâhid kişisi olduğu hâlde, dört hanımı, onyedi câriyesi vardı’. Demek ki nikâh, tâ eskiden gelen bir sünnet ve peygamberlerin ahlâkından bir ahlâktır. Bir adam İbrahim b. Edhem'e şöyle dedi: – Ne mutlu sana, bekârlığı tercih ederek kendini ibâdete vermiş bulunuyorsun. – Senin ailen için çektiğin sıkıntı, benim içinde bulunduğum bütün ibadetlerden daha üstündür. – O hâlde seni evlenmekten alıkoyan şey ne? – Benim kadına ihtiyacım yoktur.
Onun için bir kadını aldatmak istemem. Denilmiştir ki; ‘Evlinin bekârdan üstünlüğü, mücahidin tembelden üstünlüğü gibidir. Evlinin bir rek‘at namazı, bekârın yetmiş rek‘atından daha üstündür’.) Burada evlilere mahsus bir makam kasdedilmektedir. Yoksa ‘evlilerin makamı peygamberlerin makamından daha üstün veya ona daha yakın bir makamdır, diğer makamlardan daha yücedir’ gibi bir mânâ anlaşılmamalıdır.
Kitabu Âdâb'in-Nikâh/I. Bölüm
Nikâhtan Sakındırmak
Hadîsler
Hz. Peygamber şöyle demiştir:
Hicretin ikiyüz senesinden sonra insanların en hayırlısı,
yükü az olan kimsedir. O kimse ki, ne karısı ve ne de çocuğu
vardır…
yü!b *J jj-M «jjjj ^3^3 *^3} ~£ ui^ J^’J' ^^* Ûj>J Û^j ^«t!l ^ ıj>)î
İnsanlar üzerine bir zaman gelecektir ki, o zamanda kişinin
helâk olması hanımının, ana-babasının ve çocuklarının
eliyle olacaktır. Onlar onu fakirlikten ötürü ayıplayacaklar
ve ona gücünün yetmediği şeyleri yükleyecekler. İşte bütün
bunlardan dolayı o kişi dininin elden gitmesine sebep olacak
yerlere girecektir ve böylece helâk olacaktır…
.^ İL ^Xj j;dı &\ jû îî»
Aile efradının azlığı, iki zenginlikten biridir. Çokluğu da iki
fakirlikten biridir.
Ebu Süleyman Dârânî'den nikah hakkında sual sorulduğu
zaman şöyle cevap verdi: ‘Onlarsız (evlenmeksizin) sabretmek, on
larla evlenip sabretmekten daha hayırlıdır. Onlarla evlenip sab
retmek ise, ateşe sabretmekten daha hayırlıdır’.
11) Ebu Yâ‘lâ
12) Hattabî
İhya-i Ulûm'id-Din Yine Ebu Süleyman Dârânî şöyle demiştir: ‘Bekâr bulunan bir kimsenin amelden aldığı tad ve elde ettiği huzur hiçbir zaman evli bir kimseye nasip olmaz’. Bir keresinde de şöyle demiştir: ‘Arkadaşlarımızdan hiç birini görmedim ki, evlendikten sonra eski mertebesinde kalsın’. Yine şöyle demiştir: ‘Üç şey vardır ki, onları isteyen kimse dünyaya dalmış ve meyletmiş sayılır: a) Maişet isteyen ve arayan, b) Kadınla evlenen, c) Hadîs yazan’. Haşan Basrî şöyle demiştir: ‘Allah Teâlâ bir kuluna hayrı irâde ettiğinde onu ne çoluk çocuk ile ne de mal ve servet ile meşgul eder’.
İbn Ebî Havâri şöyle demiştir: ‘Bir cemâat, Haşan Basrî'nin naklettiği bu hadîs hakkında münâkaşa ettiler. Sonra şöyle ittifak ettiler: ‘Bunun mânâsı çocuk ve servetin olmaması değil, bunların -oldukları hâlde deonun kalbini meşgul etmemeleridir’. Aynı zamanda Hasan'ın naklettiği bu hadîs Ebu Süleyman edDârânî'nin şu sözüne de işaret eder: ‘Seni Allah'tan meşgul eden mal ve evlat senin için belâdır’. Hiç kimse mutlak mânâda evlenmekten menedilmiş değildir. Evlenmekten sakındıran bir hüküm nakledildiği zaman mutlaka onunla birlikte bir şart zikredilir. Nikâhı teşvik eden hükümlere gelince; onlar bazen şartsız ve mutlak olarak gelmiştir. Bazen de şartlı olarak gelmiştir.
Bu bakımdan, biz nikâhın âfetlerini ve faydalarını sayıp dökmek suretiyle bu konunun üzerinden perdeyi kaldırmaya çalışacağız! Nikâhın Faydaları Nikâhta beş fayda vardır: 1. Evlat yetiştirmek.. Evin idare edilmesi.. Şehvetin kırılması.. Akraba ve yakınların çoğalması.. Kadınların hakkına ve hukukuna riayet etmek suretiyle nefse karşı mücahede etmek.
Ki tabu Âdâb'in-Nikâh/I. Bölüm
I. Fayda Birinci fayda; evlattır. Evlat nikâhın temel taşıdır. Nikâh müessesesi onun için kurulmuştur. Nikâhtan gaye; neslin devam etmesidir. Dünyanın insan denilen varlıktan mahrum kalmamasıdır. Şehvet ise, insanları nikâha sürükleyici ve teşvik edici olarak yaratılmıştır. Tıpkı boğadan tohumunu çıkarmakla, dişiyi de tohum ekmeye hazırlamakla görevlendirilen bir kimse gibi… Bu şekil yaratılmak, erkek ve dişi için Allah'ın bir lûtf-u İlâhîsidir. Bu lütuf onları cinsî birleşme sayesinde evlat elde etmeye sevkeder. Kuşu tuzağa sevketmek için, canının çektiği taneleri tuzağa serperek elde edilen lütuf gibi… İlâhî kudret, çiftleşme olmaksızın ve tohum serpmeksizin insanı yoktan var etmeye yeter.
Fakat Allah'ın hikmeti sebeplerin sebeplere dayanmasını istedi. Esasında İlâhî hikmet hiç de böyle yapmaya mecbur değildi. O halde böyle yapmasının sebebi nedir? Böyle yapmanın illeti; kudretin izharı ve gösterilmesi, sanatının garip yanlarının tamamlanması, daha önce istenilen ve yazılanın meydana gelmesidir. Evlat edinmekte dört şekilde Allah'a yakınlaşmak vardır. İnsanoğlu şehvetten doğacak felâketlerden emin bulunduğu zaman, sadece o yönden Allah'a varmak için evlenir. O kadar ki, seleften hiç kimse bekâr olarak Allah'ın huzuruna varmayı istemezdi. O vecihler şunlardır: 1. İnsan neslinin devam etmesi için çalışıp evlat edinmekle Allah'ın sevgisine lâyık olmak.. Rasûlullah'ın diğer ümmetler karşısında iftihar edeceği çoklukla onun muhabet ve sevgisini kazanmak..
Öldükten sonra sâlih evladın duâsından istifade etmeyi düşünmek.. Kendisinden önce öldüğü takdirde küçük çocuğunun ■şefaatini talep etmek.
İhya-i Ulûm'id-Din I. Vecih Bu vecihlerin birincisi, en incesi ve halkın anlayışından en uzak olanıdır. İlâhî sanatın hârikalarını idrâk eden ve hikmetinin akışını anlayan basiret sahihlerince birinci yön o vecihlerin en kuvvetlisidir. Şöyle ki; efendi kölesine tohumu ve çiftçilik âletlerini verdiği ve kendisine sürülecek araziyi teslim ettiği zaman, köle ekmeye muktedir ve kendisini ekmeye zorlayıcı vekil (şehvet) de varsa, bütün bunlara rağmen tembellik yapıp çiftçilik âletlerini kullanmayıp tohumu zâyi ettiği ve kendisini gözeten vekili (şehveti) de bir hileyle defedip kandırdığı takdirde efendisinin buğz ve cezasına muhatap ve müstehak olur. Allah Teâlâ çiftleri yarattı.
Tenâsül aletleri ile yumurtaları da yarattı. Bel kemiklerinde meniyi yaratıp o meni için yumurtalıklar, damarlar ve akış yollarını da hazırlamıştır. Ana rahmini istikrar sağlayıcı merkez olarak meni için yaratmıştır. Şehvet isteğini erkek ve dişiye de vermiştir. îşte bütün bu fiiller ve âletler, yaratıcının maksadını keskin bir dille ortaya koymaktadır. Akıllıların kulaklarının zarını patlatırcasına varlıkla-rının sebebini haykırmaktadır. Eğer Allah Teâlâ, Rasûlü'nün lisanıyla insanların yaratılışından maksat ve muradını açıkça belirtmeseydi bile durum bu merkezde olurdu. Kaldı ki bu emri açıkça, peygamberinin diliyle belirterek bu sırrı açığa vurmuştur: Evleniniz, üreyiniz. O halde evlenmekten (gücü yettiği hâlde) kaçan bir kimse, tarlayı sürmekten yüz çevirmiş, tohumunu zâyi etmiş, Allah'ın yarattığı ve çalışır hâle soktuğu âletleri muattal bırakmış, yaratılışın gayesine, yaratmak delillerinden anlaşılan, insanın azalarında harf ve seslerle değil İlâhî bir hatla yazılan ezelî hikmetin inceliklerini idrâk etmekte nâfiz ve İlâhî basirete sâhip olan herkes tarafından okunan hikmetinin kökünü kazımaya kasdetmiş olur.
İlâhî nizamın, çocukları öldürmeyi ve kızları diri diri gömmeyi büyük bir cinayet sayması da bu sır ve hikmete dayanmaktadır.
Kitabu Âdâb'in-Nikâh/I. Bölüm
Çünkü bunları yapmak varlığının tamamlanmasına mâni olmak demektir. ‘Azil diri diri gömmenin bir çeşididir’ diyen bir kimse bu tehlikeli duruma işaret etmiştir. Bu bakımdan evlenen bir kimse Allah Teâlâ'nın tamamlanmasını istediği bir şeyin tamamlanması için gayret göstermiştir. Evlenmekten kaçan ise, Allah Teâlâ’nın zayi edilmesini istemediği bir şeyi zayi ve ifsad etmiş olur. Allah Teâlâ, nefislerin devamını istediği içindir ki (yoksullara) yedirmeyi emir buyurmuş, insanları o yöne teşvik etmiş ve o yolda sarfedileni karz (borç) diye tâbir etmiştir. Kimdir o adam ki, Allah'a güzel bir borç versin. (Bakara/245) Soru: Senin ‘Neslin ve nefsin devamlılığı güzeldir’ sözün, insana nesillerin fâni olmasının Allah'ın nezdinde mekruh ve istenilmeyen birşey olduğu hissini veriyor.
Bu his ise, Allah'ın iradesine nisbetle ölüm ve yaşayış arasında bir farkın olduğunu bildirir. Oysa, herkesin malûmudur ki, bütün bunlar Allah’ın nıeşîet ve isteği iledir. Allah da âlemlerden müstağnidir. Bu bakımdan, Allah tarafından onların ölüm ve yaşayışları arasındaki fark nereden gelir veya varlıkları yokluklarından nasıl ayırdedilir? Cevap: Bu söz haktır. Fakat kendisinden bâtıl kastolunmuştur. Çünkü bizim söylediğimiz, bütün kâinatın ister hayır, ister şer, ister fayda ve isterse zarar olsun, Allah'ın irâdesine izafe ve nisbet edilmesine zıt ve münâfi düşmemektedir. Ancak muhabbet ve istememek kendi mihverlerinde birbirine ters düşmekte, fakat ikisi de İlâhi irâdeye zıd düşmemektedir.
Zira nice şey vardır ki irâde olunur. Fakat Allah'ın hoşuna gitmez. Meselâ; Günahlar mekruhtur. Bununla beraber Allah'ın muradıdır ve hem de O'nu razı ederler. Küfür ve şirke (veya şerre) gelince biz onların Allah için makbul ve güzel olduklarını söyleyemeyiz. Fakat o da Allah'ın muradıdır. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurur: Kulları için küfre râzı değildir. (Zümer/4)

