Tasavvuf Klasikleri · Haziran 22, 2026

İlim ve Amel: Bir Âlimin Değeri ve Sorumluluğu

Kitab'ul Îlim/V. Bölüm maişetini tanzim eden ve bunu devam ettiren sanatlar üzerindeki çalışmaları gevşetir ve havassın hayatını köreltir.. Muallim ilmiyle âmil olmalıdır. Yani bildiklerini yaşamalıdır. Zira bir …

Kitab'ul Îlim/V. Bölüm

maişetini tanzim eden ve bunu devam ettiren sanatlar üzerindeki çalışmaları gevşetir ve havassın hayatını köreltir.. Muallim ilmiyle âmil olmalıdır. Yani bildiklerini yaşamalıdır. Zira bir insanda bulunan ilim, ancak basiretli kimseler tarafından bilinebilir. Çünkü ilim; kişide, gözle görülen ve elle tutulan bir mal değildir. Amel ise, gözle görülebilen hareketlerden olduğu için insanların değer verdikleri bir hâldir. Öyleyse kişiler, bir âlimin ilmine değil ameline bakmalıdır. Bu nedenle ilmiyle âmil olmayan âlimin ne kendisine ve ne de etrafındakilere bir faydası dokunmaz. Bir insanın kendi fiilini halka yasaklaması ne kadar gülünç bir harekettir. Böyle olduğu için de, zehir gibi helâk edicidir.

Böyle bir kimseyi halk katiyyen ciddiye almaz ve hatta ameliyle sözünü cerhedeni alaya alır. Bu sözü söyleyenleri, dinleyenler daima itham eder. Hatta bizzat aksini yaptığı bir sözü âlimden dinleyenler onun fiillerinden daha kötüsünü yaparlar. Çünkü kendi kendilerine, kuş beyinleri ile ‘Eğer bu iş tatlı olmasaydı, onu bir âlim işler miydi?’ şeklinde teselli aramaya çalışırlar. İrşad edici bir muallimle irşad edilen öğrencinin durumu, nakış ile çamur, gölge ile ağacın durumuna benzer. Nakış bulunmayan bir kalıba dökülen çamur elbette ki nakışlı olamaz. Eğri bir ağacın gölgesi de mümkün değil ki doğru olsun…

Bu mânâyı şair ne kadar güzel ifade etmiştir: Benzerini yaptığın bir fiili, başkalarına yasak etme! Böyle yapmanda büyük zillet yoktur senin için! Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: Kitab'ı okuduğunuz halde insanlara iyiliği emredip kendinizi unutuyor musunuz? (Bakara/44) Alime verilen cezanın, cahilin cezasından kat kat üstün oluşunun hikmeti budur. Zira bir âlimin yanlış yola gitmesiyle büyük bir insanlık kitlesi dalâlete düşerek âlime uyabilir, söz ve hareketlerini doğru bulup onlara uygun

İhya-i Ulûm'id-Din
hareket edebilir! Onun için Hz. Peygamber (s.a) şöyle bu­
yurmuştur:
Kötü bir çığır açanın defterine, açtığı o çığırın günahı
yazıldığı gibi, o çığıra uyanların günahı kadar daha
ilâve edilir.187
Hz. Ali (r.a) şöyle buyurmuştur: ‘Belimi iki tip insan
kırmıştır. Bunlar ilmiyle âmil olmayan âlim; ibadetlere dalan
cahillerdir. Çünkü cahil, halkı, ibadetiyle aldatır, âlim ise
ibadetsizliği ile’.
Ne kadar güzel bir söz!
187) Bu hadîs daha önce zikredilmişti.

ALTINCI BÖLÜM İlmin Âfetleri, İyi ve Kötü Âlimlerin Alâmetleri Kitabımızın başında ilim ve âlimler hakkında vârid olan ayet ve hadîsleri zikretmiştik. Kötü âlimlere dair çok korkunç tehditler mevcuttur. Bütün bu rivayetler kötü âlimlerin kıyamet günü uğrayacakları şiddetli azâbı haber vermiş ve onların herkesten daha çok eziyet çekeceklerini bildirmiştir. Bu bakımdan müslümanlara düşen vazifelerden biri de; kötü âlimle, iyi âlimi birbirinden ayıran alâmetleri iyice öğrenmektir. ‘Dünya âlimleri’ derken anlatmak istediklerim, dünya lezzetlerine dalan ve dünya rütbelerine ulaşmak için ilim yapmaya çalışan insanlardır. Nitekim Hz. Peygamber (s.a) kötü âlimler hakkında şöyle buyurmuştur: .

Azjuv <uı <aâ^ ^ ^Jt^* ^*^^ f^ tıl^ ^r^^ -L^ı ö^ Kıyâmet gününde herkesten daha şiddetli bir azâba düçar olacak kişiler, Allah Teâlâ’nın, ilminden kendisine menfaat vermediği âlimlerdir. .'^u uL û^ p □> ip S>^ Bildiği ile amel etmeyen bir kimse, âlim olamaz. İÖJıj <JâİI ^ p^j 5!^ J^ J^* ^ *^“ ^*^ töUJU ^ ^ :ûL*l^ ^^ 188) Bu hadîs daha önce geçmişti.) İbn Hibban, Ravzatu'l Ukalâ

İhya-i Ulûm'id-Din
İlim iki çeşittir: a) Dil ile söylenen ilim. Bu ilim, Allah'ın
mahlûkatı üzerindeki delili sayılmaktadır, b) Kalpte olan
ilimdir ki kişiye yararı olacak ilim de budur.190
Âhir zamanda cahil abidler ile fasık âlimler olacaktır191
i|^Jl j«ÛI «yrj <> I^y ^j tlfi-Jl <u ^jL*4j tlJLıJl aj IybÜ ^JLrJI l^lxJ^
•p1 ^ ji*
Âlimlere karşı böbürlenmeyin, ilmi de sefihlerle mücadele
etmek ve halkın takdirini kazanmak için öğrenmeyin.
Çünkü böyle yapan kişi ateştedir.192
^ f^4^ ûll <<->Jl »it L-k |Z ^
Kim bildiği ilmi ehlinden kıskanırsa, Allah onu ateşten
yapılmış bir gem ile gemler!
5 Û\i ^ :jli Îiuî Uj ^ (Jl^lll ^ (^U J/i JbtlJl £ ^ uSf
Sizin için deccalden daha fazla başkalarından korkuyorum.
Sahabîler ‘Kimdir onlar?’ diye sorunca, Hz. Peygamber
‘Dalâlete sürekleyen önderlerdir (âlimler)’ diye cevap ve-
rir ı$$
.kUL’ V «İ!l ^ «>! p J-î* «^ pj Ût îljjl ^
190) Hâkim-i Tirmizî, en-Nevâdir, İbn Abdilberr, (Haşan Basrî'den sahih bir
senedle)
191) Hâkim, (Enes’den zayıf bir senedle)
192) İbn Mâce, (Câbir'den)
193) Ahmed b. Hanbel, (Ebu Zer'den)

Kitab'ul İlim/VI. Bölüm

Kim ilmen gelişir ve fakat hidayet bakımından gelişmezse, o kimse Allah'tan gittikçe uzaklaşır. Hz. İsa (a.s) şöyle buyurmuştur: ‘Kendiniz şaşkınlıkta olduğunuz halde, yolunu kaybedenlere ne zamana kadar rehberlik etmeye devam edeceksiniz?’ Bunlar ve bunlara benzeyen daha nice hadîsler, ilmin büyük tehlikelerine işaret etmektedirler. Demek ki âlimler ya ebedî saadete veya ebedî felâkete namzet kişilerdir. Kişi, ilme dalmakla saadet bulamamışsa, mutlaka felâketle karşılaşır. Hz. Ömer şöyle der: ‘Bu ümmet için en çok korktuğum kişiler, münafık âlimlerdir’. ‘Bir âlim nasıl münafık olur?’ diye sorulduğunda, Hz. Ömer ‘Dili ile âlim, fakat kalbi ve ameli ile cahil olmak suretiyle…’ der.

Haşan el-Basrî şöyle buyurmuştur: ‘Alimlerin ilmini, hakimlerin hikmetlerini öğrenip de, cahillerin amellerini yapan ahmaklardan olma!’ Bir kişi, Ebu Hüreyre'ye şöyle der: ‘İlim öğrenmek istiyorum; fakat kaybetmekten korkuyorum’. Ebu Hüreyre de şöyle cevap verir: ‘Zaten ilim öğrenmemekten daha büyük bir kayıp yoktur insanoğlu için’. İbrahim b. Uyeyne'ye ‘İnsanlar içerisinde en çok kimler nedâmet duyarlar?’ diye sorulduğunda şöyle der: ‘Dünyada yaptığı takdir edilmeyen, âhirette ise, ilmi olup ameli olmayan kimseler’. Halil b. Ahmed193 şöyle demiştir: İnsanlar dört kısma ayırılır: 1. Bilir ve bildiğini de bilir. Bu kişi âlimdir. Ona tâbi olunuz.. Bilir, fakat bildiğini bilmez.

Böyle bir kimse uykudadır; onu uyandırınız.) Deylemî 195) Hâtib, İktizau'l-îlm ve'l-Amel 196) Basra'nın Feraid nahiyesindendir. Nalıiv ve aruz ilminin büyük otoritelerindendi. H. senesinde doğmuş, H. (veya 170-175) senesinde vefat etmiştir.

îhya-i Ulûm'id-Din 3. Bilmez ve fakat bilmediğini de bilir. Böyle bir kişi irşada muhtaçtır. Onu irşad ediniz.. Bilmez, fakat bilmediğini de bilmez. Böyle bir adam kara cahildir. Ondan kaçımz’. Süfyân es-Sevrî şöyle demiştir: ‘İlim, ameli çağırır; gelirse ne âlâ, fakat gelmediği takdirde ilim de kaçıp gider*. İbn Mübârek şöyle der: ‘Kişi, ilim talebinde bulundukça âlimdir. Fakat herşeyi bildiğini iddia eden cahil olur’. Fudayl b. İyaz197 der ki: Ben üç sınıf insana acırım: a) Bir kavmin zelil olan reisine, b) Sonradan fakir olan zengine; c) Dünyanın oyuncağı hâline gelmiş âlime. Haşan Basrî ‘Âlimlerin cezası kalplerinin ölmesidir.

Kalbin ölümü ise âhiret ameliyle dünyayı istemektir’ demiştir. Bir şair şöyle der: Hidayeti verip de dalâleti satın alan kişilere hayret ediyorum. Fakat dinini verip dünyayı satın alana, çok daha hayret ediyorum. Bu ikisinden de fazla, dinini başkasının dünyasına fedâ edene şaşıyorum. Zira hepsinden daha şaşırtıcı olanı budur. Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurmuştur: Kötü olan âlime öyle şiddetli bir azap verilir ki, azabın şiddetinden ötürü bütün ehl-i cehennem seyrine gelir. Hz. Peygamber (s.a) bu sözüyle yalancı âlimi kasdetmektedir. Usâme b. Zeyd, Hz. Peygamber'den şu hadîsi rivayet eder: 197) Künyesi Ebu Ali'dir.

Dedesi Mansur b. Bişr et-Temimî el-Mervezî elMekkî'dir. H. senesinde Mekke'de vefat etmiştir. Cennet-ul-Mualla denen Mekke mezarlığında defnedilmiştir.) Bu hadîs, kendisinden sonra gelen Usame hadîsine mânâ bakımından benzemekte ise de muhaddisler bu ibare ile rivayet etmemişlerdir.

Kitab'ul İlim/VI. Bölüm

^)l jU>Jl jj-b lif lîi Jjli ÂAâî J)3 jûl J Jjj iiûjl ^ jjw\ ^jî ,aJj JSjl ^ u^j ^^ *^j j^l> ^ û^î" :JîdUl* ^ûjly? jbll J*i 4» <-*J?? Kıyâmet gününde, (fâcir) âlim getirilip ateşe atılır. Ateşin şiddetiyle barsakları delinir (ve dökülür). Merkebin değirmeni döndürmesi gibi, o da onlarla döner. Bütün cehennem ehli onu seyre gelir. ‘Sana ne oldu, bu kadar şiddetli azaba düçâr olman için ne yaptın?’ diye sorulduğunda, fâcir şöyle cevap verir: ‘Ben (dünyada) herkese hayrı tavsiye ediyordum, fakat kendim yapmıyordum. Şerden sakındırıyordum, fakat kendim işliyordum’. İbn Mübârek şöyle demiştir: ‘Alimin en büyük günahı, bildiği halde, günah işlemesinden doğar.

İşte bundan dolayı âlim, büyük azaba düçâr olur’. Muhakkak ki, münafıklar ateşin en alçak derekesindedir (cehenne-min en dibindedir). Asla onların azâbını kaldıracak bir yardımcı bulamazsın. (Nisâ/145) Münafıkların bu denli şiddetli cezalara müstahak olmalarının sebebi, bildikleri halde inkâra sapmalarıdır. Bu sebeple, Allah Teâlâ yahudileri, hristiyanlardan daha kötü olmakla tavsif etmektedir. Halbuki -‘Uzeyir Allah'ın oğludur’ diyenler hariçhiçbir yahudi, Allah'a oğul izafe etmez, ‘Allah, üçten biridir’ gibi galiz küfürlere sapmaz. Fakat onları bu büyük cezalara muhatap eden şey, bildikleri halde inkâr etmeleridir. Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmaktadır: Kendilerine kitab verdiklerimiz, Peygamber'i öz oğullarını tanır gibi tanırlar.

Böyle olduğu halde içlerinden bir topluluk hak ve hakikati bile bile gizlerler. (Bakara/146) Vakta ki onlara Hak Teâlâ tarafından kendilerinde olanı tasdik edici Kitab geldi -ki onlar bundan önceleri, inkâr 199) Buhârî ve Müslim, (İbarede âlim kelimesi yerine racûl kelimesi geçmektedir).

İhya-i Ulûm'id-Din edenlere karşı kendilerine yardım gelmesini beklerlerdibildikleri gelince onu inkâr ettiler. (Bakara/89) (Ey Rasûlüm!) Yahudilere o kimsenin haberini oku ki, kendisine ayetlerimizi vermiştik de, o bunları inkâr ederek imandan çıkmıştı. Böylece şeytan onu arkasına takmış da azgınlardan olmuştu. (A‘raf/175) Devamla şöyle buyurulmaktadır: İşte bu kimsenin hâli, o köpeğin hâline benzer ki, üzerine varsan da dilini sarkıtıp solur; kendi hâline bıraksan da dilini sarkıtıp solur. (A‘raf/176) Fâcir âlim de böyledir. Çünkü Bel'am b. Baûra'ya Allah’ın Kitabı verilmiş ve fakat o şehvete dalması sebebiyle köpeğe benzetilmiştir. Fâcir âlim, kendisine ister hikmet verilsin, ister verilmesin, dilini çıkararak solur ve şehvetlere dalar gider.

Hz. îsa (a.s.) şöyle buyurur: ‘Kötü âlimlerin durumu bir arkın içine düşüp suyun akmasına mâni olan taşın durumuna benzer. Taş suyu ne kendi içer ve ne de tarla ve bostanlara ulaşarak onların istifade etmelerine müsaade eder. Yine kötü âlimlerin durumu, bataklıktaki ota benzer. Dışı parlak görünür, fakat içi pislik doludur. Yine kötü âlimlerin durumu, kabirlere benzer. Dışı mâmur, içi ise ölü kemikleriyle doludur’. Bu rivayetler göstermektedir ki, dünyaya meyletmiş âlimin kıyamet gününde -cahil kimselere nazarançekeceği azap daha şiddetli ve hâli daha perişandır. Yine anlaşılmaktadır ki, zafere ulaşanlar ve Allah'ın rahmetine yakın olanlar, ancak âhiret âlini leridir.

Bunların da birçok alâmetleri vardır.. İlimleriyle dünyayı talep etmezler. Zira âlimin en aşağı derecesi dünyanın hakir, hasis, karanlık ve geçici olduğunu; âhiretin devamlı, nimetlerinin berrak ve ebedî, mülkünün büyük olduğunu bilmektir. Yine âlim bilmelidir ki, dünya ile âhiret birbirinin zıddıdır. Birbirinin kumasıdır. Birini razı etsen öbürünü kızdırmış olursun. Terazinin kefesi gibidirler. Biri ağır bastığı zaman, öbürü

Kitab'ul İlim/VI. Bölüm

mutlaka hafif gelir. Doğu ile batı gibidirler; birine yaklaştığın takdirde öbüründen uzaklaşırsın. Biri dolu, öbürü boş fincan gibidir. Doludan ne kadar boşaltırsan o kadar dolar boş olanı… Dünyanın bakirliğini, bulanıklığını; lezzetlerinin elemle karışık olduğunu ve sonra lezzetli olan nimetlerin bir daha dönmemek üzere geçip gittiğini bilmeyen bir âlim, aklî dengesini kaybetmiş bir mecnundur. Çünkü görgü, deneme, insana dünyanın böyle olduğunu göstermektedir. Bu bakımdan, aklı olmayan bir insan nasıl âlim olabilir? Ahiret işinin büyüklük ve devamlılığını bilmeyen, değil âlim, belki kâfirin tâ kendisidir. Böyle bir kimsenin imânı kendisinden alınmıştır. İmanı olmayan bir kimse ise nasıl İslâm âlimi olabilir?

Dünyanın âhirete zıd düştüğünü, ikisini bir arada tutmanın muhal olduğunu bilmeyen bir kişi, bütün peygamberlerin birlikte getirdiği dini bilmiyor demektir. Böyle bir kişi ise Kur’an'ı başından sonuna kadar, inkâr eden bir adamdır. Bu adam, nasıl olur da âlimler zümresine idhal edilebilir? Allah'ın dinini kâmil bir şekilde bilen kişi, bütün bilgisine rağmen, âhireti dünyaya tercih etmiyorsa, şeytanın esiridir. Şehvetleri onu helâke sürüklemiştir. İçindeki kötülükler, iradesine galebe çalmıştır. Böyle olan bir kişi nasıl âlimler zümresinden sayılabilir? Hz. Dâvud'dan nakledilen hikâyelerin birinde Allah'a atfen şöyle söylenmektedir: ‘Şehvetini bana olan sevgisinden daha üstün tuttuğu zaman âlimin başına getirdiğim cezanın en azı, onu münâcaatımın lezzetinden mahrum etmektir.

Ey Dâvud! Dünya ile sarhoş olan ve seni sevgi yolundan alıkoyan bir âlimi benden sorma! Çünkü böyleleri, kullarımın yolunu kesen eşkıyalardır. Ey Dâvud! Beni arayan birini gördüğün zaman, ona hizmetçi ol! Kaçan bir kişiyi tutarak dergâhıma getiren bir kimseyi ârifler defterine yazarım ve ârifler defterine yazdığım bir kimseyi de artık hiçbir zaman azaba dûçâr etmem’. Bu sır ve hikmeti beyan etmek için Haşan Basrî şöyle i yurmuştur: ‘Alimin cezası kalbinin ölmüş olmasıdır. Kalbi, ancak âhiret ameliyle dünyayı istemek öldürür’.

İhya-i Ulûm'id-Din Aynı hikmeti beyan etmek için Yahya b. Muaz şöyle demiştir: ‘İlim ve hikmetle dünya talep edildiği zaman ilim ve hikmetin güzelliği solup gider’. Said b. Müseyyeb şöyle buyurmuştur: ‘Bir âlim kişiyi, sık sık sultanların ve emirlerin yanına girip çıkarken gördüğün zaman, hemen o âlimin hırsız olduğunu idrâk et’. Hz. Ömer ‘Âlim kişinin dünyayı sevdiğini görürsen, kendisinden istifade ettiğin dinî meselelerde onu itham et ve ihtiyatlı davran. Zira kişi neyi severse, sevdiği o şeye dalar’ dedi. Mâlik b. Dinar şöyle anlatır: ‘Önceki peygamberlere ait bazı kitaplarda okuduğuma göre Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: ‘Âlim kişi dünyayı sevdiği zaman ona vereceğim azâbın en ehveni, münâcaatımın tadını onun kalbinden söküp almaktır’.

. Salih bir kişi, bir dostuna şöyle bir mektup yazmıştı: ‘Sana bir ilim verilmiştir. İlminin nûrunu günahların karanlığı ile karartma ki, ilim sahiplerinin ilimlerinin nûruyla serbestçe gittikleri günün (kıyametin) karanlığında kalmayasın!’ Yahyâ b. Muaz er-Râzî, dünyaya dalan âlimler için diyordu ki: ‘Ey ilim sahipleri! Köşkleriniz Kayser binalarına eş… Evleriniz Kisrâ'nın evlerinin benzeri… Elbiseleriniz vezir Hüseyin oğlu Tahir'in elbiselerine uygun… Kunduralarınız Sultan Calut'unkilerden farklı değil. Binekleriniz Karun'un binekleri gibi. Evlerinizdeki kap-kacak ve diğer eşyalarınız Firavunun ev eşyasından aşağı değil… Günahlarınız cahiliye devrinin insanlarının günahlarına benziyor… Hâsılı gidişiniz şeytanın gidişinin aynısı. O halde Muhammed'in şeriatı nerede kaldı?’ Şair şöyle der: Çoban, koyununu kurttan korur…

Acaba kurt bizzat çoban olursa, durum ne olur? Bir başka şâir de şöyle söylemektedir: Ey memleketin tuzu mesâbesindeki âlimler! Size soruyorum! Tuz bozulduğu zaman ne ile düzeltilir? Ârif bir zâta ‘Sence, gözünün nûru günahlar olan bir kişi Allah'ı tanıyabilir mi?’ diye sorulunca, şöyle der: ‘Yanında, dünya

Kitab'ul İlim/VI. Bölüm

âhiretten daha kıymetli olan kişinin Allah'ı tanımayacağından hiç şüphem yoktur. Halbuki böyle bir kişi, günahları, gözünün nûru yapmış bir insandan çok daha ehvendir’. Malı terkeden her âlimi de, sakın, âhiret âlimi zannetme! Zira makam hırsı, kişinin imanını, mal hırsından daha çok zedeler. İşte bu hikmeti anlatmak için Bişr b. Hars el-Hafî şöyle der: ‘Haddesena’ (Bize söyledi) deyimi dünya kapılarından birisidir. Bir kişi ‘Haddesena’ (Bize söyledi) dediği zaman, bil ki o insan zımnen ‘Bana yol açınız ve imamlık veriniz’ demek istiyor. Bişr b. Hars, on küsür sepet dolusu kitabını gömerek buyurdu ki: ‘Nefsim konuşmamı arzu ediyor.

Eğer nefsimin bu arzusunu kırabilseydim konuşurdum’. Bişr ve onun ayarındaki bazı âlimler şöyle demişlerdir: ‘Nefsin konuşmayı arzu ettiği zaman sakın konuşma! Aksine sükût et! Fakat nefsin konuşmayı sevmez bir hâle geldiği zaman konuşmaya çalış! Konuşma kabiliyeti insana büyük bir haz verir. İrşad seviyesinde olmak ise dünya nimetlerinin hemen hemen hepsinden daha çok haz verir insana… Bu bakımdan nefsinin isteğine uyarak konuşan bir kimse dünyaya bağlı olan kişilerden biri olur. Süfyân es-Sevrî de bu mânâya şöyle işaret buyurdular: ‘İnsana, konuşmasından dolayı gelen fitne, malından ve çocuğundan gelen fitneden daha şiddetlidir’. Konuşmadan doğan fitneden nasıl korkmazsın, halbuki Allah Teâlâ rasûllerin efendisine şöyle buyurmaktadır: Eğer biz sana sebat vermemiş olsaydık, sen onlara az da olsa meyledecektin.

O takdirde, dünya ve âhiret azâbını iki kat olarak muhakkak sana tattıracaktık. Sonra bize karşı hiçbir yardımcı bulamayacaktın. (İsrâ/74-75) Sehl200 şöyle buyurmuştur: ‘İlmin tamamı dünyaya aittir. İlimden âhirete ait olan kısım ise onunla amel etmektir. Amelin tamamı ise, kasırganın önündeki toz gibidir. İhlâslı kısmı müstesna’.) Zinnun-i Mısrî'nin talebesidir. H. yılında vefat etmiştir.