İhya-i Ulûm'id-Din Yine Sehl şöyle buyurmuştur: ‘Âlimler hariç, bütün insanlar ölüdür. İlmiyle âmil olan âlimler hariç, bütün âlimler sarhoştur. Amelinde ihlâslı olanlar hariç, amel sahiplerinin bütünü mağrurdur. İhlâslı kimse ise büyük bir korkunun içinde yaşayan kişidir. Çünkü sonunun nasıl olacağını bilmemektedir’. Ebu Süleyman ed-Dârânî201 şöyle buyurmuştur: ‘Kişi hadîs araştırıyorsa veya evleniyorsa veya maişet için sefere çıkıyorsa dünyaya sarılmış ve meyletmiş sayılır’. ‘Hadîs araştırıyorsa’ sözü burada ‘hadîsin garib olan ve hiçbir muhaddisin nezdinde bulunmayan ve inkâr edilen isnadlarını arıyorsa’ mânâsı taşımaktadır. Hz. İsa (a.s) şöyle buyurmuştur: ‘Yolu, âhirete müteveccih olduğu halde dünyaya giden yola dönen bir kişi nasıl olur da ilim erbabından sayılabilir?
Kelâmı, muhtevasıyla amel etmek için değil, onunla, başkasını ittiham etmek için öğrenen kişi, nasıl olur da âlimler zümresine dahil olur?’ Salih b. Kisan el-Basrî203 şöyle buyurmuştur: ‘Medine-i Münevvere ve diğer İslâm beldelerinde yaşayan büyük âlimlere yetiştim. Hepsi de hadîs bilen fakat aynı zamanda fâcir olan âlimden Allah'a sığınırlardı’. Ebu Hüreyre şöyle rivayet ediyor: 201) Künyesi Ebu Süleyman Abdurrahman b. Ahmed b. Atiyye'dir. H. yılında vefat etmiştir. Ebu Süleyman ed-Dârâni iki kişinin künyesi olarak kullanılır. Genellikle bu iki kişi birbirine karıştırılmaktadır. Diğerinin künyesi Abdurrahman b. Süleyman b. Ebu Cevmi el-Anasî ed-Dimeşkî'dir.) Hz.
Peygamberin (s.a) hadîslerini arayıp ortaya çıkarmak en büyük cihad sayılmıştır. Bu yolda gayret sarfedenler cennetle müjdelenmiştir. Bu nedenle hadîs aramak dünyaya meyletmek sayılmaz. Nasıl sayılabilir? Evlenme ve ticaret için yola çıkmak hususundaki sözün de te’vile ihtiyacı vardır.) Bazı ibarelerde Kisan yerine Haşan yazılmıştır. el-Basrî yerine de enNazarî yazılıdır. Bu zat aslen Medinelidir. Bilâhare Basra'ya gelmiştir. İmam Müsiim Mukaddime'de zikreder. Doğum ve vefat tarihi belli değildir.
Kitab'ul İlim/VL Bölüm
Her kim, Allah'ın cemâlini elde etmeye vesile olan ilmi, dünyayı elde etmek için talep ederse, kıyamet gününde cennetin kokusunu dahi alamaz. Allah Teâlâ kötü âlimleri ‘dünyayı ilimle yiyenler’ olarak, ahiret âlimlerini ise ‘huşû ve zâhidlik’ ile tavsif etmektedir. Allah Teâlâ dünya âlimleri (kötü âlimler) hakkında şöyle buyurur: Vaktiyle Allah, kendilerine kitab verilenlerden (âlimlerden) şöyle teminat almıştı: Cemâlim hakkı için, Kitab'ı muhakkak insanlara açıklayıp anlatacaksınız, onu gizlemiyeceksiniz! Onlar ise, o söz ve teminatı sırtlarından attılar ve karşılığında biraz para aldılar. Bu ne kötü alış-veriştir! (Âlu İmran/ 187) Ahiret âlimlerinin vasfını da şöyle tasvir ediyor: Şüphesiz kitab ehlinden (hristiyan ve yahudilerden) kimi de vardır ki, hakka boyun eğer oldukları halde Allah'a iman ettikleri gibi size indirilen Kur’an'a da, kendilerine indirilen Tevrat ve Incil'e de iman ederler.
Allah'ın ayetlerini birkaç paraya satıp dünya menfaati elde etmezler! İşte bu mü’minlere rableri katında mükâfatlar vardır. Gerçekten Allah hesabını çabuk görür. (Âlu İmran/198) , Selefden bazıları şöyle buyurmuştur: ‘Âlimler, peygamberler zümresiyle, kadılar ise sultanlarla beraber haşrolunur’. İlmiyle dünya talebinde bulunan her fakih kadılar zümresinden sayılır. Ebu Derdâ, Hz. Peygamber'den şöyle rivayet eder: !^Jİ vpJI u>X ^jiîj ^133*1 aP pA 0pi i/^İ pv Çilli dpij .üıp pJı p •
İhya-i Ulûm'id-Din Allah Teâlâ, peygamberlerinden bazılarına şöyle vahyetti! Ahiret ameliyle dünyayı talep eden, amel etmek için değil, başka gayeler için ilim tahsili yapan, din için değil dünya mansıbları için fıkıh öğrenenlere, kalpleri kurt kalbi gibi olup halk için koç (koyun) postuna bürünenlere, dili baldan tatlı ve kalbi biberden acı olanlara de ki; benimle mi alay edip kandırmaya çalışıyorlar? İzzetim hakkı için onlara öyle bir fitne kapısı açarım ki, en halim olanlarını bile şaşkın bırakır. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: ÇjJl ^i IAp tül dizi j^li ^1 j^lî Iİa j)^l>Jl ^TİJ ı^1 5^* ı?^ j^ ^j^ f^z a, ^Jj I* t U <Jp |tlj j/^ <JJlj Llt tül #151 ^J-aj •^^’j y^ î4* ft»_Lp ^xL ı j jJ^I f^'j ı/’J^ ^^J ^liJl ^^J tl«—Jl ji <Ja ^^'^ elli» Ll> < y tAp tJl otl İU-f ji J^j y 5^’ ^ • • • ' Z Z , Z Z Z İ X J z« # ^, ^l* izÇilI ^ ^'t 2^ii t-2 <j ^y^*^ ^**^ ^& Â>4j aBI ^15p ı^ z O'^* ^-öl Bu ümmetin âlimleri iki sınıftır: a) Birinci grup: Allah'ın kendisine lütfederek verdiği ilmi sadece Allah rızasını kazanmak için, başka bir karşılık beklemeden halka öğretir.
O ilmi herhangi bir dünya mah karşılığında vermez. Böyle bir insanın üzerine havada uçan kuşlar, denizde yüzen balıklar, karada gezen hayvanlar ve kirâmen kâtibin diye adlandırılan melekler salâvat getirirler (iyiliğine dua ederler). Bu kimse, şerefli bir efendi olarak peygamberlerin refakatinde kıyâmet gününde Allah'ın huzur-u mânevisine gelir. b) İkinci grup ise dünyada Allah'ın ilmini öğrenmiş, fakat bahil (cimri) olduğu için, bildiğini Allah'ın kullarına dünya malı karşılığı hariç, öğretmekten kaçınmıştır. Böyle bir kimse kıyâmet gününde ağzına ateşten gem vurulduğu 204) İbn Abdilberr, (zayıf bir isnadla)
Kitab'ul İlim/VL Bölüm
halde huzura gelecektir. Mahşer ehlinin arasında bulunan bir tellâl şöyle bağıracaktır: ‘Şu falan oğlu filândır! Dünyada Allah ona ilim verdi; o ise, Allah'ın verdiği bu ilmi Allah'ın kullarından esirgedi onun karşılığında dünyalık aldı ve ilmi karşılığında dünya menfaati sağladı ve az bir paha ile sattı. Bu bakımdan bu kişi, insanların hesabı bitinceye kadar, azap içinde kalır. Bu hadîsten daha şiddetlisi de vardır İd o da şudur: Vaktiyle Hz. Musa'ya hizmet etmiş biri durmadan; ‘Allah'ın safiyyi (temiz kulu) Musa, bana şöyle söyledi. Allah'ın neciyyi (sırdaş kulu) Musa, bana şunu söyledi. Allah'ın kelimi (Allah ile konuşan) Musa, bana böyle söyledi’ diye Hz.
Musa'ya iftira ederdi. Zamanla bu adamcağız zengin olup serveti çoğalınca Hz. Musa'nın huzuruna gelmez oldu. Hz. Musa herkese ondan haber soruyor, fakat bir türlü izine rastlayamıyordu. Günün birinde Hz. Musa'nın huzuruna elinde domuz ve domuzun boynunda siyah bir ip bulunan bir kişi çıkageldi. O gelen kişiye Hz. Musa eski dostunu sordu, adam ‘Evet, o sorduğun adam şu gördüğün domuzdur’ diye cevap verince; Hz. Musa, Allah'a yalvararak; ‘Ya Rab, onu eski hâline döndür! Döndür de ona neden bu hâle geldiğini sorayım’ diye niyazda bulundu. Allah, Musa kuluna şöyle vahiy gönderdi: ‘Adem ve Adem'den sonraki peygamberlerin dua ettikleri gibi de dua etseydin yine duanı kabul etmezdim.
Fakat ben bunu neden bu hâle getirdiğimi sana haber vereyim mi? Bunu din ile dünyayı talep ettiği için bu hâle getirdim’. Bu hikâyeden daha dehşet verici olanını da söyleyelim: Muaz b. Cebel mevkuf olarak, başka bir rivayete göre de merfû olarak Allah'ın Rasûlü'nden şöyle rivayet eder: Slj *^^jj J:*** ^*)^J' ^3 ^^*r<^ Czî ^1 S—*'' ^^^^^^ ^j^i û' (►!!—k!l a^s ^jA ^>u ^ üU oy^i ^ tl»J*)l (j*y ‘f^J i*^C« çilJl ^j .Uâ>Jl 5^^ (Â Cr’3i 205) Taberânî, el-Evsat, {zayıf bir isnadla)
İhya-i Ulûm'id-Din ^J^' y ^ *4-?®* S**" Si *J^< ^b^ 5’ »J* î& ^j û* ûUaİ-Jjl i!^ <<!*• ^ ö, Lİ 4^' 3; ^’ı >j -jto 3? ^ ^ ^ iiui Suî ü ^uJ1 Jiî »lUı 3^ .jûı 3- ^> ^i* ^ dJJİ 3^1 >£ Ju( &j îwı Ji C^b j^' üt jzî^' ^' ^ dKii <«k aj jjü jjlUJlj ij^Jl f^< ı^L’ ji (;ÛI ^ ^O ^;lll J ^İi ^ûr^i l/3j '^j ^ ii i»4> ^’l ?^J^ (/ dJİ4İ (jjl Jifj ûlj iü^ ^^ b Ûli Ç*S>wJlj jAjlI ^j^^İ ü^ *^*jL»Jl ütb Dinlemekten fazla konuşmasını seven âlim, fitneye düşmüş demektir.
Konuşmakta, süslenmek ve uzatmak olduğu için, konuşanın sâlim kalması çok zordur. Sükûtta (âlim için) selâmet ve ilim (veya ganimet) vardır. Alimlerden birisi vardır ki, derlediği ilmin başkası tarafından bilinmesini istemez. Böyle bir âlim, ateşin birinci tabakasındadır. İlminde pâdişâh gibi olan bir kısım âlimler ise, İlmî mevzularda kendisine itiraz edildiği veya herhangi bir fikrine karşı konulduğu' zaman büyük bir öfkeye kapılırlar. Bu tip âlimlerin yeri ateşin ikinci tabakasıdır! İlmini ve garib konuşmalarını zenginlere ve makam sahiplerine tahsis edip, ihtiyaç erbabına hiçbir şey vermeye çalışmayan bir grup âlim vardır ki bu grubun azap yeri, ateşin üçüncü tabakasıdır.
Diğer bir grup âlim vardır ki, kendilerini fetvacı zanneder, yanlış fetva verir (zorlamalar yapar)lar. Halbuki Allah Teâlâ kendilerini zorlayanlara (veya bilir bilmez konuşanlarla buğz eder! Bunlar ateşin dördüncü tabakasındadırlar. Bir kısım âlim de vardır ki -ilmi çok görünsün diye-yahudi ve hristiyanların kelâmıyla konuşur. Bunlar da ateşin beşinci tabakasındadır. Başka bir grup ise, kibir ve gurur yükünü sırtlar, başkalarına va‘z ettiği zaman katı davranır ve azarlar, kendisine va‘z edildiği zaman, gururu ve kibri sebebiyle nasihat dinlemez, işte bu da ateşin
Kitab'ul İlim/VI. Bölüm
yedinci tabakasındadır. Kardeşim! Sen susmayı tercih et!
Susmayı tercih et ki, bu hâlinle şeytanı mağlup edebileşin!
Gereksiz yere gülmekten ve ihtiyacın olmayan bir yere
doğru yürümekten sakın!208
Bir başka hadîste şöyle buyurulmaktadır:
i
f
•
•
z
,
,
♦ s
. *_^y»j ^L> <jixt ^ji t*j ^^j**''j <3/**"*"’ j^ "* *,-^*i ^ ctjJi ^> «J ^^-J ~e*jı oy
Bazen doğudan batıya kadar fezayı dolduracak derecede
kişinin medh-ü senâsı yayılır; fakat bunun Allah indindeki
değeri bir sivrisinek kanadı kadar bile değildir.207
Rivayet edilir ki; Horasanlı bir kişi, memleketine dönmek üzere
iken, va'zından istifade ettiği Haşan Basrî'ye, içinde beşbin dirhem
bulunan bir kese ve ince bir kumaştan yapılmış on elbise hediye
eder ve der ki: ‘Ey Ebu Said! Bu keseyi nafaka olarak ve bu elbiseleri
de giyinmen için sana veriyorum’. Haşan Basrî şöyle karşılık ve
rir: ‘Allah sana âfiyet versin! Benim bu hediyelere ihtiyacım yok
tur. Onun için bunları alıp götür. Zira benim kürsümde oturan bir
kişi, halktan bu verdiklerine benzer şeyler alırsa, kıyamet günü de
nasibi olmayan bir insan olarak Allah'ın huzuruna varır’.
Hz. Câbir mevkuf ve merfû olarak şöyle rivayet eder:
J! ?y^’ üt i ^f^ü^ Ji 7^' üt) ‘-?? J: ^r' Üt i
J! ^’ Üt)
b bil ojs^- ûjJjji j^ii Jli 4bj ^ <*£ ^
:jLi JÜ ıbL^JI
4!l <jly ^^ij |JûJl 1 yjl j^jJl Jlİj ♦ ||Ji^ i^ ji a)i öjjlİ j?y U J1a Ü
206) Ebu Nuaym, İbn Cevzî, Mevzuât
207) Ebu Talib el-Mekkî, Kut'ul'Kulûb', Irâki böyle bir metne rastlamadığını
söylemiştir. Ancak Buhârî ve Müslim’de farklı lafızlarla yer almıştır.
İhya-i Ulûm'id-Din
Her âlimin yanında oturmayınız! Ancak sizi beş şeyden
vazgeçirip, buna mukabil beş şeye dâvet eden âlimlerin
yanında oturun. 1) Şekten yakîne, 2) Riyadan ihlâsa, 3)
Dünya isteğinden zühde (dünya terkine), 4) Kibirden tevâ-
zua, 5) Adâvetten nasihate…
Çünkü Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:
Derken birgün (Karun) ziynet ve ihtişamı içinde kavminin
karşısına çıktı. Dünya hayatını arzu edenler ‘Ah, keşke
Karun'a verilen mal gibi bizim de olsa; o gerçekten büyük bir
nasip sahibidir’ dediler. Kendilerine (ahiret ahvali
hakkında) ilim verilenler de şöyle dediler: ‘Ey Karun gibi,
dünyayı isteyenler! Yazıklar olsun sizlere! İman edip sâlih
amel işleyen için Allah’ın (cennetteki) sevabı daha
hayırlıdır. Ona (cennet ve sevaba ise) ancak ibadet üzerine
sabredenler kavuşturulur.
(Kasas/79-80)
Âyet-i celile, âhiret âlimlerini, âhireti dünyaya tercih etmekle
nitelemektedir.
Ahiret âlimlerinin alâmetlerinden birisi de, fiillerinin, sözle
rine zıd olmadığı gibi, kendisinin yapmadığı bir fiili başkasına tav
siye etmemesidir.
Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:
(Ey âlimler) insanlara iyiliği emreder de kendinizi unutul
muşunuz?
(Bakara/44)
Yapmayacağınız şeyi söylemeniz, Allah katında en sevilme
yen bir şeydir.
(Sâf/3)
Allah Teâlâ Hz. Şuayb'ın kıssasında şöyle buyurur:
Şuayb şöyle dedi: Ey kavmim! Söyleyin bakayım! Eğer ben
rabbimden bir peygamberlik üzerinde bulunuyorsam ve O,
208) Ebu Nuaym, el-Hilye ; İbn Cevzî bu hadîsin uydurma olduğunu söy
lemiştir.
Kitab'ul İlim/VI. Bölüm
bana katından güzel bir rızık vermiş ise ne yapayım? Ben
aykırı hareket etmek suretiyle sizi alıkoyduğum şeylere
kendim düşmek istemiyorum.
(Hûd/88)
Allah'tan korkun, Allah size ilim öğretiyor. Allah herşeyi
hakkıyla bilendir.
(Bakara/282)
Allah'tan korkun ve muhakkak O'nun huzuruna va
racağınızı bilin; takvâ sahibi mü’minlere cenneti müjdele!
(Bakara 223)
Allah'tan korkun ve emrini dinleyin.
(Mâide/108)
Allah Teâlâ, kulu ve rasûlü İsa'ya şöyle demiştir: ’Ey
Meryem'in oğlu! Evvelâ nefsine nasihat et. Eğer bu nasihati nefsin
kabul ederse, ondan sonra, nefsinin kabul ettiği şeyi halka tavsiye
et. Şayet nefsin kabul etmezse onu başkalarına tavsiye etmekten,
benden utanarak kaçın!’
Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurmuştur:
İsrâ gecesinde bazı kavimlerin yanından geçtim. Gördüm ki
dudakları ateşten imâl edilmiş makaslarla kesiliyor.
Bunların kim olduğunu sordum. Onlar suâlime karşılık
verdiler: ‘Ey Allah'ın Rasûlü! Biz dünyada halka iyiliği em
reder, fakat kendimiz yapmaz idik. Sakındırdığımız kötülük
leri biz kendimiz yapardık.209
209) İbn Hibban, (Enes'ten)
İhya-i Ulûm'id-Din Ümmetimin helâk olması, fâcir âlim ile câhil âbidin yüzündendir. Şerlilerin en korkuncu, âlimlerin kötüleridir; hayırlıların en hayırlısı ise, âlimlerin iyileridir. Evzâi211 şöyle demiştir: ‘Kabirler, kâfir leşlerinden duydukları kötü kokudan Allah'a sığındıkları zaman, Allah Teâlâ onlara şöyle vahyetti. ‘Kötü âlimlerin içi sizin içinizdeki lâşelerden daha pis kokuyor’. Fudayl b. İyaz şöyle der: ‘Öğrenmeyenlere bir kat azap vardır, öğrenip de yapmayanlara yedi kat azap vardır’. Şa‘bî212 şöyle demiştir: ‘Kıyamet gününde cennetliklerden bir grup başını kaldırıp cehennemliklerden başka bir gruba şöyle sesleneceklerdir: ‘Sizi cehenneme sokan şey nedir? Halbuki sizin bize bildirmiş olduğunuz ilim ve edeb sayesinde Allah'ın rahmetine nail olduk ve cennete girdik.
Siz nasıl oluyor da cehennemdesiniz?’ Cehennemde olanlar şöyle cevap verirler: ‘Biz, hayrı emreder, fakat kendimiz yapmazdık, kötülüklerden sakındırır, fakat bu kötülüğü kendimiz işlerdik. İşte bu sebepten cehennemde bulunuyoruz’. Mâlik b. Dinar şöyle buyurmuştur: ‘Alim, ilmiyle amel etmedikçe, va‘zı ve nasihati başkasının kalbinde yerleşemez. Yağmurun, kupkuru taşlara tesir edemediği gibi’. Şair ne de güzel söylemiştir: Ey halka nasihat eden vâiz! Sen itham olundun… Çünkü ayıp olarak bildirdiğin birçok şeyleri kendin işliyorsun. Var kuvvetinle halka nasihat ediyorsun. Fakat hayatımla yemin ederim ki felâketlerin bütününü sen topluyorsun. Dünyayı ve onu isteyen kişileri ayıplıyorsun; gerçekten sen, ayıpladığın o dünyayı, menettiğin kişilerden daha çok seviyorsun.) Darimî, (Ahvas b.
Hâkîm’den) 211) Evzaî’nin künyesi, Ebu Amr Abdurrahman b. Amr b. Ebî Amr'dır. H. yılında vefat etmiştir.) Künyesi Ebu Amr Amir b. Şurahbil'dir ve hicretin birinci yüzyılının sonlarında seksen yaşlarında iken vefat etmiştir.
Kitab'ul İlim/VI. Bölüm
Başka bir şair ise şöyle söyler: Benzerini yaptığın bir fiili başkasına yasak etme; böyle bir hareket, senin için, en büyük ayiptır. İbrahim b. Edhem213 şöyle buyuruyor: ‘Bir zaman Mekke-i Mükerreme'de bulunuyordum. Bir taş gördüm. Üzerinde aynen şunlar yazılıydı: ‘Beni çevir ve ibret al!’ Taşı çevirdim ve bu sefer şöyle bir yazı ile karşılaştım: ‘Bildiğinle amel etmeyen sen, niçin bilmediğin şeyin ilmini taleb ediyorsun!’ İbn Semmak214 şöyle buyurmuştur: ‘Allah'ı hatırlatan nice kimseler vardır ki kendisi Allah'ı unutmuştur. Nice kimseler vardır ki, halkı Allah'a yaklaştırmaya çalışır, fakat kendisi alabildiğine Allah'tan uzaktır. Gene nice kişiler vardır ki, Allah'ın Kitabı'nı okur, fakat okuduğundan bir fayda görmez!’ İbrahim b.
Edhem şöyle buyurmuştur: ‘Hiç yanılmayacak kadar güzel konuşmalar yapıyoruz; fakat iş amele gelince, hep yanılıyor ve katiyyen doğru hareket etmiyoruz’. Evzâî der ki: ‘İ‘rab (bir ibâreyi gramere göre düzgün okumak) geldiği zaman kalpte bulunması gereken huşû gider’. Mekhul215 Abdurrahman b. Ganem'den şöyle rivayet eder: ‘Hz. Peygamber'in ashabından on kişi bana şöyle bir nakilde bulundu: ‘Biz sahabîlerden bir grup, Küba mescidinde ilim tedris ediyorduk. Bu esnada Allah'ın Rasûlü çıkageldi. Bizi, okur ve okutur halde gördükleri zaman şöyle buyurdular: 213) Künyesi Ebu İshak'tır, Belh şehrinde doğmuştur. Zâhid ve âlim bir zattır. H.
yılında vefat etmiştir.) Künyesi Ebu Abbas Muhammed b. Sebîh’dir. H. yılında vefat etmiştir.) Künyesi Ebu Abdullah’tır, kendisi Şamlıdır. Hicrî 110'lu yıllarda vefat etmiştir.

