Tasavvuf Klasikleri · Haziran 22, 2026

İmam Gazali’den Günümüze Yeme Ahlakı: Tevazu ve Sağlıklı Yaşam

İhya-i Ulûm'id-Din Bir kat yatak kişinindir. İkincisi kadınındır, üçüncüsü ise misafirindir. Dördüncüsü ise şeytanındır. Fasıl Yemek Hakkındaki Birtakım Dinî ve Tıbbî Edepler 1. İbrahim en-Nehaî'nin şöyle …

İhya-i Ulûm'id-Din Bir kat yatak kişinindir. İkincisi kadınındır, üçüncüsü ise misafirindir. Dördüncüsü ise şeytanındır. Fasıl Yemek Hakkındaki Birtakım Dinî ve Tıbbî Edepler 1. İbrahim en-Nehaî'nin şöyle dediği rivayet edilmektedir: .âjüs ^_jJi ^ j?Sİ Çarşıda yürüyerek birşey yemek âdi bir harekettir. İbrahim en-Nehâi bu sözü, âli bir senedle Hz. Peygamber'e isnad etmektedir. Bu fikrin tam zıddı İbn Ömer'den rivayet edilmektedir: .^û o^J ^j^J ^T^ û^J ^' Jj^j 44^ ^ J^^ Bizler, Hz. Peygamber'in zamanında yürüdüğümüz halde yer ve ayakta su içerdik. Mâruf ve meşhur sûfîlerin bazılarının çarşıda yemek yedikleri görülmüştür. Bunun için kendilerine niçin böyle yaptıkları sorulduğunda şöyle cevap vermişlerdir: ‘Be mübârek!

Çarşıda acıkıp eve mi gidip yemek yiyeyim?’ Kendisine denildi ki: ‘Bâri camiye girip orada ye!’ Şöyle cevap verdi: ‘Camiye girip orada yemekten utanıyorum. Allah'ın mâbedine yemek için nasıl gireyim?’ Zâhirde birbirinin zıddı görünen bu iki kanâatin arasını şöyle telif edebiliriz: Çarşıda yemek, tevazu ve tekellüfsüz olduğundan bazı kimselere uygun gelir. Onun için de güzeldir. Bazı kimseler için de mürüvvetsizlik olduğundan dolayı mekruhtur. Demek ki, bu hâl memleketlerin örf ve âdetlerine ve şahısların durumuna göre değişen bir hâldir. O kimse ki, onun çarşıda yemek yemesi diğer yaptıklarına uygun değildir, onun için böyle yemek mürüv63) Müslim 64) Taberânî 65) Tirmizî ve İbn Hibban

Kitabu Âdâb’il-Ekl/IV. Bölüm

vetsizliğe ve oburluğa işaret eder. Onun şâhitliğine de zarar getirir. O kimse ki, onun bütün hareketlerinde bir sadelik vardır. Her durumda tekellüften uzaktır, onun için de çarşıda yürürken yemek tevazûdan başka birşey değildir.. Hz. Ali (r.a) şöyle demiştir: ‘Yemeğine tuzla başlayan bir kimseden Allah Teâlâ yetmiş çeşit hastalığı uzaklaştırır’. Kim günde yedi hurma yerse, o hurmalar, onun içinde bulunan bütün tenyeleri öldürür. Hergün yirmibir kırmızı kuru üzüm yiyen bir kimsenin bedeninde şikâyet edecek bir hastalığı kalmaz. Et, eti bitirir. Yahni (veya et suyu) arapların yemeğidir. Biskarcat (et ve tavuk çorbası) şişmanlatır ve kalçaları sarkıtır.

Sığırın eti hastalık, sütü şifa ve yağı devadır. îçyağ ve benzeri şeyler hastalıkların kökünü kazır. Lohusalı kadın, yaş hurmadan gördüğü şifayı başka bir şeyden görmez. Balık, bedeni eritir. (Yani kaba ve lüzumsuz etleri eritir ve insanı zindeleştirir). Kur’an okumak ve misvak kullanmak balgamı söker. Uzun yaşamak isteyen bir kimse, kahvaltısını erken yapsın, akşam yemeğini (tekrarlasın) ve pabuç giysin. Halk yağ kullanmaktan daha verimli bir tedavi usulü bulamamıştır. Refah ve sıhhat içinde yaşamak isteyen bir kimse, cinsi münasebeti ve borcunu azaltsın.. Haccac-ı Zâlim bir doktora ‘Bana öyle bir şey tavsiye et ki, onunla amel edip başkasına muhtaç olmayayım’ dedi.

Doktor şöyle tavsiyede bulundu: Genç kadınlarla evlen. Etlerden ancak gencecik etleri ye. Hiçbir şeyi güzelce pişirmeden yeme. Hastalık olmadan keyfî olarak hiçbir ilâç içme. Meyvelerin iyi olmuş, tam kıvamına gelmiş olanını ye. Ancak yemeği güzelce çiğnedikten sonra yut. İstediğin yemeği ye. Fakat üzerine su içme. İçtiğin takdirde o zaman onun üzerine yeme. Küçük ve büyük abdestlerini bekletme. Gündüz yedikten sonra uyu. Geceleyin yediğin zaman uyumadan önce yüz adım da olsa yürü. Arapların şu darb-ı meseli de aynı mânâyı taşımaktadır: ‘Kahvaltı et ve uzan, akşam yemeği ye ve yürü’. Denilir ki: ‘Küçük abdestin bekletilmesi, yolu kapatılan suyun etrafını tahrip etmesi gibi bünyeyi tahrip eder!’

>62 îhya-i Ulûm'id-Din Damarların kesilmesi hastalığa, akşam yemeğini terketmek de ihtiyarlığa sebeptir. Araplar şöyle derler: ‘Kahvaltının terkedilmesi kalça yağlarını eritir’. Hukemâdan biri oğluna şunları tavsiye etti: ‘Ey oğul! Kahvaltını yapmadan evden çıkma. Çünkü akıl kahvaltı ile yerinde kaldığı gibi, saldırganlık da onunla kaybolur. Bir de çarşıda göreceklerine karşı isteklerini azalt’. Bir hekim şişman birine târiz yoluyla şöyle dedi: ‘Sırtındaki kadifeyi kim dokudu, bunu nasıl temin ettin?’ Şişman ‘Buğdayın özünü, genç hayvanın etini yemekle; menekşe ile yağlanıp, keten elbise giymekle temin ettim’ dedi.. ‘Perhiz hastalara faydalı, sağlamlara zararlıdır’ denilmiştir. Bazıları da şöyle söylemiştir: ‘Kendisini (anormal) koruyan kimsenin zararı kesindir.

Fakat sıhhatli olması şüphelidir’. Bu söz, sıhhatli bir kimse için tam yerinde söylenmiş bir sözdür. Hz. Peygamber (s.a) Suheyb Rûmî'yi bir gözü ağrıdığı halde hurma yerken gördü ve bunun üzerine şunları söyledi: . § 4)1 j^ dlüi /^ı Jİji jrı Uı 4)i j^;ı; ju» tuj Jij ^ı ji'üi Gözlerin ağrıdığı halde hurma mı yiyorsun? Suheyb ‘Ey Allah'ın Rasûlü! Ağrımayan tarafıyla yiyorum’ dedi. Bu cevabı alan Hz. Peygamber gülümsedi.. Ölünün geride kalan ailesine yemek götürmek, müstehabdır. Câfer b. Ebî Tâlib'in ölüm haberi geldiğinde Allah'ın Rasûlü şöyle demiştir: ./1 u ^'ı ijLü fı£jı ^ 2/ ^ ^ >^ J’ 3ı 66) Merceme b.

Adî

Kitabu Âdâb'il-Ekl/IV. Bölüm

Câfer'in aile efradı cenazeleriyle meşgul olduğundan yemeklerini yapamamaktadırlar. Bu bakımdan onlara yemek götürün. O halde böyle yapmak sünnettir. Bu gibi bir yemek cemaate takdim edildiği zaman yenmesi helâldir. Ancak ölü üzerine ağlamak için tutulanlara veya yardımcılarına hazırlanmış olan yemek, bu hükmün dışındadır. Çünkü onlarla birlikte yemek, uygun bir hareket değildir.. Zâlimin sofrasında oturmamak gerekir. Eğer zâlimin sofrasında hazır bulunmaya zorlanıyorsa, o zaman azıcık yiyebilir. Zâlimin sofrasında nefis yemeği hiç yememeye dikkat etmelidir. Sultanın sofrasında hazır bulunan ve ‘Benim oraya gitmem mecburi idi’ diyen bir kimsenin şâhitliğini müzekkî (Şâhitlerin hâlini tedkik ve teftiş eden memur) redderek şöyle dedi: ‘Senin sofrada nefis yemek aradığını ve büyük lokmalar yaptığını gördüm.

Oysa böyle yapman için seni zorlayan kimseyi de görmedim’. Sultan, bir ara bu müzekkiyi sofrasında yemeğe zorladı. Bu durum karşısında kalan zat, sultana şöyle dedi: ‘Ya yeyip tezkiyecilik vazifemi bırakırım, ya da vazifeme devam etmek için yemem’. Bu vaziyet karşısında onun tezkiye ve teftişinin lüzumuna kani olanlar yakasını bıraktılar. Hikâye olunur ki, Zünnûıı-i Mısrî hapsedildi. Hapiste iken birkaç gün hiçbir şey yemedi. Âhiret yolunda kendisine kardeş olan bir hâtûn yün bükerek kazandığından gardiyan vasıtasıyla ona yemek gönderdi. Zünnûn-i Mısrî (r.a), o yemekten yemedi. Bu durumdan ötürü o sâliha hâtûn onun bu hareketini kınadı.

Buna karşılık olarak Zünnûn şöyle dedi: ‘Yemek helâl idi. Fakat bir zâlimin tabağında bana geldiği için yemedim’. Zünnûn bu sözleriyle gardiyanın eline işaret etmektedir. Böyle hareket etmek, takvânın en yüksek zirvesine çıkmak demektir.. Feth el-Mevsılî ziyaretçi olarak Bişr el-Hafî'nin yanına gitti. Bişr cebinden onun için bir dirhem çıkarıp hizmetçisi Ahmed elCelâ'ya verdi. ‘Bununla nefis bir ekmek ve güzel bir katık al’ dedi. Ahmed şöyle der: ‘Bu emir üzerine nefis bir ekmek satın aldım ve 67) Ebu Dâvud, Tirmizî ve İbn Mâce

İhya-i Ulûm'id-Din Rasûlullah'ın (s.a) sütten başka hiçbir şey için şöyle dediğini hatırlıyor değilim: .«L uîjj 5s» ^ AA |4^' Allahım! Bizim için onu bereketli kıl, onu bizim için artır. Onun için süt ve güzel hurmadan da aldım. Getirip Fethe takdim ettim. Feth, yediğini yedi, kalanını da alıp götürdü. Bu durumu gören Bişr şöyle dedi: “Neden Ahmed'e ‘nefis bir yemek satın al’ dedim biliyor musunuz? Çünkü nefis yemek samimi şükrü gerektirir. Bilir misin Feth neden bana ‘Sen de ye’ demedi ve beni yemeğe çağırmadı? Çünkü misafirin ev sahibini çağırmaya hakkı yoktur da ondan.

Feth'in geri kalanları niçin götürdüğünü biliyor musunuz? Çünkü kişinin tevekkülü tam olduğu zaman artık yük ona zarar vermez”. Ebu Ali Rüzbârî bir ziyafet tertip edip o ziyafette bin kandil yaktı. Bu durum karşısında bir kişi kendisine itiraz etti. Bunun bir israf olduğunu söyledi. Bu itiraza karşı Rüzbârî itirazcıya şöyle dedi: ‘İçeri gir ve Allah için yakmadığım bir kandili söndür’. Adam içeri girdi, fakat lâmbalardan bir tanesini bile söndüremedi. Böylece emeline nâil olamayarak çıkıp gitti. Ebu Ali el-Rüzbârî, birkaç denk şeker satın aldı. Helvacılara şekerden bir kale yapmalarını emretti. Onlar da onun emrini yerine getirip, şekerden yapılmış nakışlı direkler üzerine oturtulmuş mihrablar ve şerefeler kurdular.

Bütün bunları yaptıktan sonra sûfîleri davet etti. Sûfîler o duvarları yeyip bitirdiler 9. İmam Şafii yemeğin dört şekilde yenildiğini söyledi, a) Bir parmakla yemek, bu kibarlıktandır, b) İki parmakla yemek mütekebbirliktir. c) Üç parmakla yemek sünnettir, d) Dört ve beş parmakla yemek oburluktur. Dört şey vardır ki, bedeni takviye ederler: 1) Et yemek 2) Güzel kokular sürünmek 68) Ka‘b b. Mâlik

Kitabu Âdâb'il-Ekl/IV. Bölüm

3) Cinsî münasebette bulunmadan yıkanmak
4) Keten giymek
Dört şey vardır ki, bedeni zayıflatır:
1) Çok cinsî münasebette bulunmak
2) Çok üzülmek
3) Aç karnına çok su içmek
4) Otururken arkasını kıbleye çevirmek
Dört şey vardır ki; insanın gözünün nûrunu artırır:
1) Kıbleye doğru oturmak
2) Uyku ânında gözüne sürme çekmek
3) Yeşile bakmak
4) Temiz elbise giymek
Dört şey vardır ki, gözü zayıflatır:
1) Pisliğe bakmak
2) Asılmış insanın ölüsüne bakmak
3) Kadının fercine bakmak
4) Otururken arkasını kıbleye çevirmek.
Cinsî münasebeti artıran dört şey vardır:
1) Serçe eti yemek
2) Itrifili ekber (birkaç maddeden mürekkeb bir ilâcdır) al­
mak
3. Habbet'il-Hazra ile bademden yapılan Füstuk denilen ilâcı
yutmak
4) Maydanoz yemek
Dört çeşit yatma (uyuma) şekli vardır:
1) Sırtüstü yatmak
Bu tarzda uyumak peygamberlerin uykusudur. Peygamberler,
bu şekilde uzanarak yeı- ve göklerin yaratılışını düşünürlerdi.

İhya-i Ulûm'id-Din
2) Sağ yana yatmak
Bu tarz uyumak, âlim ve âbid kimselere mahsusdur.
3) Sol tarafı üzerine uyumak
Böyle uyumak sultanların ve padişahların uykusudur. Onlar
yediklerini hazmetmek için bu şekilde yatarlar.
4) Yüzüstü uyumak
Bu şekilde uyumak, şeytanlara mahsustur.
Aklı artıran dört şey vardır:
1) Fazla konuşmayı terketmek
2) Misvak kullanmak
3) Sâlih kimselerle oturmak
4) Alimlerle oturmak
Dört şey vardır ki, ibadetten sayılır:
1) Abdestsiz adım atmamak
2) Çok secde etmek
3) Camilerden hiç ayrılmamak
4) Çokça Kur’an okumak
Yine İmam Şafiî şöyle demiştir: ‘Aç karınla hamama girip
çıktıktan sonra yemeği tehir eden bir kimsenin nasıl olup da öl- •
mediğine hayret ediyorum’.
Yine şöyle demiştir: ‘Veba hastalığına Binefsec (Menekşe)den
daha faydalı bir şeyin olduğunu zannetmem. Hasta olan kimse
onunla hem yağlanır, hem de içer’.
En doğrusunu Allah bilir!

İkinci Kitab
KİTABU ÂDÂB'İN-NİKÂH
(Evlenme Âdâbı)
1. Nikâha Teşvik ve Nikâhtan Sakındırma
2. Nikâh Akdinde ve Nikâh Yapanlar Arasında Riayet
Edilmesi Gereken Âdâb
3. Karı Koca Arasındaki Âdâb-ı Muaşeret ve Nikâhın
Devamını Sağlayacak Hususlar

II. Kitabu Adâb’in-Nikâh (Evlenme Âdâbı) Giriş Hamd Allah'a mahsustur. O Allah ki, vehimlerin okları onun beşer takatinin dışında bulunan sanatında isabet edecek hedef bulamaz. O Allah ki, akıllar ancak O'nun sanatından şaşkına dönerler. O Allah ki, O'nun birçok nimetleri kesintisiz olarak âlemler üzerine oluk gibi akmaktadır. İsteseler de istemeseler de o nimetler onların üzerine aralıksız akmaktadır. Sudan insan yaratmak, aralarında neseb bağıyla yakınlık kurmak, Allah'ın en garip lütuflarındandır. O Allah ki, şehvet denilen bir kuvvet vasıtasıyla insanı tohum ekmeye mecbur etmiştir. O tohumla onların neslini irâdelerin dışında olduğu halde cebren ve kahren devam ettirmiştir.

Daha sonra nesep bağının önemini büyüterek ona bir kıymet vermiştir. Nesep sebebiyle zinayı haram kılmıştır. İnsanları zinadan uzaklaştırmak için o fiilin çok kötü bir fiil olduğunu ilân etmiştir. Zinayı büyük bir suç ve acı bir hâdise olarak nitelendirmiştir. İnsanları, bazen emrederek, bazen de teşvik ederek nikaha yöneltmiştir. Ölümü kullarına takdir ederek onunla onları kasıp kavuran Allah Teâlâ her türlü eksiklik ve ortaklıktan uzaktır. Bu takdirden sonra, meni tohumlarını ana rahmine ekip serperek, ondan bir varlık yaratarak, istemedikleri halde cebren ölüm tırpanına düçar kılmıştır. Bütün bunlar, mukadderat denizlerinin âlemler üzerinde fayda, zarar, hayır şer, çekingenlik, kolaylık, toplama ve yayma açısından ne kadar coşkun olduğuna dair birer uyarı ve ikazdır.

Salât ve selâm; uyarma ve müjdeleme hasletleriyle donatılarak gönderilen Hz. Muhammed'in (s.a), onun âli'nin ve ashâbının üzerine olsun. Hadsiz hesabsız salât onların üzerine olsun. Yâ rabbî! Onları istenilmeyen hâdiselerden de emin kıl. Bütün bunlardan sonra bilinsin ki nikâh dine yardım edici, şeytanları zelil düşürücü ve Allah düşmanının önüne gerilmiş,

Kitabu Âdâb'in-Nîkâh/Giriş
geçilmez ve aşılmaz bir kaledir. Yine nikâh, peygamberlerin efen­
disi Hz. Muhammed'in (s.a) diğer peygamberlere karşı iftihar
edeceği ümmetin çoğalmasına biricik sebep ve vesiledir. Bu
bakımdan nikâh, sebepleri araştırmaya, sünnet ve edepleri koru­
maya, maksat ve ihtiyaçları açıklamaya bölüm ve konuları tertip
etmeye en fazla yakışan bir konudur.
Evlenme ahkâmından bilinmesi gereken şeyler üç bölümde
açıklana-bilir:
Birinci Bölüm: Nikâha teşvik ve nikâhtan sakındırma
İkinci Bölüm: Nikâhta ye nikâh yapanlar arasında gözetilmesi
gereken âdâb
Üçüncü Bölüm: Nikâhtan, boşanmaya kadar riayet edilmesi
gereken âdâb

BİRİNCİ BÖLÜM Nikâha Teşvik ve Nikâhtan Sakındırma Alimler, nikâhın fazileti hakkında çeşitli görüşlere sâhiptir. Kimi, nikâhın Allah'a ibadet etmek için bir köşeye çekilmekten daha üstün olduğunu savunmaktadır. Bazıları da nikâhın faziletini itiraf etmekle beraber: ‘Eğer şehvet ve nikâha karşı duyduğu iştiyak, halini teşviş edecek derecede değilse, ibadet için bir köşeye çekilmek evlenmekten daha üstündür’ demişlerdir. Başkaları da bu zamanda nikâhı terketmenin daha efdâl olduğunu, fakat kazançların gayr-ı meşrû olmadığı ve kadınların ahlâkları bozulmadığı zamanlarda nikâhın faziletli bir iş olduğunu söylemişlerdir. Nikâhın hakikati, ancak hakkında vârid olan teşvik edici ve kaçındırıcı hadîsleri önce söylemek, ondan sonra da faydalarını ve tehlikelerini teker teker ele alıp izah etmekle anlaşılır.

Böylece herhangi bir müslümanın hakkında nikâh mı daha hayırlıdır, nikâhı terketmek mi, onun tehlikelerinden kurtulur mu, yoksa kurtulmaz mı, bütün bunlar da bilinir. Nikâhı Teşvik Ayetler İçinizden bekârları, köle ve cariyelerinizden iyileri evlendirin. (Nûr/32) Bu emri yerine getirmek müslümanlara farzdır. Kocalarıyla bir daha, evlenmelerine mâni olmayın. (Bakara/232) Bu ayet-i celîle, bir talâkla kocasından ayrılan ve bir kere daha hayatlarını birleştirmek isteyen ve yakınları tarafından engellenen bir hanımın durumunu ele alıp bu engellemeyi yasaklıyor. Allah Teâlâ peygamberlerin medh u senâsını şöyle yapmaktadır:

İhya-i Ulûm’id-Din
Yemin olsun biz senden önce rasûller gönderdik, onlara
zevceler ve çocuklar verdik…
(Ra‘d/38)
Allah Teâlâ bu durumlarını onlara bir minnet olarak ve on­
ların faziletli yanları olarak zikretmektedir.
Duâlarında bu durumun olmasını kendinden isteyen veli kul­
larını da medh u senâ ederek şöyle buyurur
Rabbimiz! Bize gözler sevinci (gönüller açan) eşler ve çocuk­
lar ihsan et.
(Furkan/74)
Deniliyor ki; Allah Teâlâ Kur’an'da ancak evli bulunan (Hz.
İsâ hariç) peygamberlerini zikretmiştir. Hatta ‘Yahyâ (a.s) da ev­
lenmiş, fakat cinsî münasebette bulunmamıştır’.
‘Cinsî münâsebette bulunmadığına göre niçin evlendi?’ suâ­
line şu cevap verilmiştir. ‘Evlenmenin faziletine erişmek ve sün­
neti yerine getirmek için evlendi’. Başkaları da ‘Gözünü haram­
dan korumak için evlendi’ demişlerdir.
Hz. İsâ (a.s) ise âhir zamanda yere indiği zaman, evlenecek ve
çocuğu olacaktır.
Hadîsler
Evlenmek benim sünnetimdir. Sünnetimden yüzçeviren
benden yüzçevirmiştir.
Nikâh benim sünnetimdir. Bu bakımdan benim ahlâkımı
seven, benim sünnetimi sünnet edinsin!1
1) Ebu Ya'lâ, (îbn Abbas'tan)

Kitabu Âdâb'in-Nikâh/I. Bölüm

.^2ji
yluil f}: ^^i ^ ^î JÛ I^ I
Evleniniz, çoğalınız. Çünkü ben kıyâmet gününde sizin
çokluğunuzla diğer ümmetlere karşı iftihar ederim. Hatta
düşük çocuklarla bile…
Benim sünnetimden uzaklaşan benden değildir. Muhakkak
ki nikâh benim sünnetimdir. Öyleyse beni seven benim sün­
netime uysun.2
,û jJÎ iÇİi ÜLki ^.^1 3; ^
b akirlik korkusundan evlenmeyi terkeden bizden değildir.4
Kudret sahibi olan bir kimse evlensin.
•(^J ^ ^’) ‘^J ^
Sizden kim nafaka vermeye (veya cima a) muktedir ise ev­
lensin. Çünkü evlenmek, gözü haramdan daha iyi korur.
Ferci daha (emin bir şekilde) korur. Gücü nafaka vermeye
yetmeyen bir kimse ise, oruç tutsun. Çünkü oruç şehveti
kırar.5
2) İbn Merduveyh
3) Müslim ve Buhârî
4) Deyi >mî
5) Müsli ti ve Buhârî