ÜÇÜNCÜ BÖLÜM Misafire Yemek İkram Etmenin Âdâbı Misafire yedirmekte çok fazilet vardır. Nitekim Câfer b. Muhammed (r.a) şöyle demiştir: ‘Arkadaşlarla beraber sofra üzerinde oturduğunuz zaman, oturuşunuzu oldukça uzatınız. Zira bu saat hayatınızın sizin aleyhinizde sayılmayan saatidir’. Haşan Basrî (r.a) şöyle demiştir: ‘Kişi kendi nefsine, ebeveynine ve yakınlarına sarfettiği her nafakadan muhakkak sorulacaktır. Ancak kişi din kardeşlerine Allah rızası için infak ettiği yemekten sorulmayacaktır. Çünkü Allah Teâlâ kulunu bu yemekten ötürü sorguya çekmekten hayâ eder’. Allah yolundaki arkadaşına yedirmenin fazileti hakkında zikrettiğimiz bu misallere yedirme hakkında vârid olan hadîsler eklendiğinde fazileti apaçık bilinir.
Hadîsler Hz. Peygamber (s.a) şöyle demiştir: Herhangi birinizin sofrası önünde yayılı bulunup kaldırılıncaya kadar melekler onun için salâvat-ı şerife getirirler. Horasan âlimlerinden biri din kardeşlerine bitiremeyecekleri kadar bol yemek takdim ederek dedi ki: Hz. Peygamber'den bize gelen bir hadîsi şerifte şöyle buyuruluyor: 29) Taberânî, Evsat
İhya-i Ulûm'id-Din Kardeşleri ellerini yemekten kaldırdıkları zaman, artanı yiyen bir kimse hesaba çekilmez. Madem ki durum budur, o hâlde isterim ki size takdim ettiğim yemeği çoğaltayım ki onun kalıntılarından yiyelim. Arkadaşlarıyla yediklerinden kul hesaba çekilmez. Seleften bâzıları arkadaşlarının gönlünü hoş etmek için cemaatle yediği zaman fazlaca yerdi. Tek başına yediği zaman ise pek az yerdi. •^V’ e jfi ^j & &\ Uj j_^İJl lifi ij^’i 0^ ,2-^ ^ Üç şey vardır ki, insan onlardan hesaba çekilmez: a) Sahur yemeği, b) İftar yemeği, c) Arkadaşlarla beraber yenilen yemek. Hz. Ali (r.a) şöyle demiştir: ‘Dostlarımı bir sa‘ yemek üzerine toplamam, bir köleyi azâd etmemden daha iyi gelir bana’.
İbn Ömer (r.a) şöyle demiştir: ‘Sofrada güzel ve helâl yemeğin bulundurulması ve arkadaşlara ikram edilmesi, kişinin şerefli oluşuna delâlet eder’. Ashab-ı kirâm (r.a) şöyle derlerdi: ‘Yemek üzerinde bir araya gelmek güzel ahlâktandır’. Ashâb-ı kirâm (r.a), Kuran okunmasında da bir araya gelirlerdi. Onlar bir araya geldikleri zaman, muhakkak toplu hâlde bir şeyler yedikten sonra dağılırlardı. Dostların dostluk ve yakınlıkla 30) Irâkî aslına rastlamadığını söylemektedir.) Ezdi, Duafâ, (Câbir'den) 32) Ezdi, (Câbir'den)
Kitabu Âdâb'il-Ekl/IIL Bölüm
kendilerine yetecek kadar bir yemek üzerinde toplanmalarının
dünyadan olmadığı söylenmiştir.
cJlj İLmLI ul^ :Jj-^ l^^**?^ f^ c-or ^1 ^i G *y^ f ji 4^\J^ ^' J?^
Allah Teâlâ kıyâmet gününde kuluna der ki:
– Ey Ademoğlu! Ben acıktım, bana yedirmedin.
– Sen âlemlerin rabbisin, sana nasıl yedirebilirdim?
– Senin müslüman kardeşin acıktı. Ona yedirmedin. Eğer
ona yedirmiş olsaydın bana yedirmiş sayılırdın.33
Hz. Peygamber şöyle demiştir:
Size ziyaretçi geldiği zaman, ona ikrâm ediniz.34
w; ^^ı û^i ^} > U/it ^ 1^13 ı^ı; ^ u>u» ^J u> ^ji ^ oı
,pü ^^^ Jî^^ d^J f^^
Cennette bir takım köşkler vardır. Dışları içlerinden ve içleri
de dışlarından görünmektedir. Bu köşkler yumuşak
konuşan, Allah için yediren ve halk uykuda olduğu zaman
kalkıp namaz kılanlar içindir.35
^IaUI ^İ j^ ^y-^-
Sizin en hayırlınız, Allah için yedireninizdir.36
33) Müslim
34) Harâitî
35) Tirmizî, (Hz. Ali'den)
36) İmam Ahmed ve Hâkim, (Suheyb'den)
İhya-i Ulûm'id-Din
Din kardeşine doyasıya yediren ve kana kana içiren bir kim
seyi Allah Teâlâ yedi hendek kadar ateşten uzaklaştırır. Bu
çukurlardan ikisinin arasındaki mesafe beşyüz seneliktir.37
Yemek Âdâbı
Yemeğin âdâbına gelince, bu âdâbın bir kısmı misa-
firliğe/yemeğe gitmekle, bir kısmı da misafire (yemek) ikram et
mekle ilgilidir.
Yemek Davetine Katılmanın Âdâbı
İnsanların yemek zamanlarını gözetip o zamanda yemeğe
gitmek sünnete aykırıdır. Bu bakımdan tam yemek zamanında bir
eve girmek, ansızın girişten sayılır. Bu ise yasaklanmıştır.
Nitekim Allah Teâlâ şöyle demiştir:
Ey iman edenler, (rastgele) peygamber'in evlerine girmeyin.
Ancak yemek için size izin verilir de girerseniz (erkenden
gelip) yemeğin pişmesini beklemeyin. Çağrıldığınız zaman
girin; yemeği yeyince dağılın, söze dalmayın.
(Ahzâb/53)
Ayette geçen ‘Onun kabını (yemeğini) beklemeksizin’ ifadesi;
‘yemeğin ne zaman pişeceğini beklemeyin’ demektir. Nitekim Hz.
Peygamber şöyle demiştir:
•^
Çağırılmadığı bir yemeğe giden kimse, fâsık olarak gitmiş
ve haram yemiş olur.38
37) Taberânî, (İbn Ömer'den)
38) Beyhakî, (Hz. Aişe’den bir benzerini)
Kitabu Âdâb’il-Ekl/IH. Bölüm
Yemek zamanını gözetmeden girip de onların yemeklerine tesadüf ettiği takdirde, kendisine izin verilmeden yememesi gerekir. Ne zaman ki kendisine ‘ye’ denirse, incelemelidir. Eğer onların içten gelen bir teklif yaptıklarına ve yemek yemesini istediklerine inanırsa, onlarla beraber yemelidir. Eğer kendisinden utanarak bunu söylüyorlarsa, yemesi uygun değildir. Bahane bulup yemeğe ihtiyacı olmadığını ileri sürerek imtihan etmelidir. Fakat aç olduğu zaman, kendisine yedirmek için dostlarından birisinin yemek vaktini beklemeksizin evine giderse, bu takdirde yemesinde bir sakınca yoktur. Çünkü Hz. Peygamber (s.a), Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer'le beraber Ebu'l-Heysem ve Ebu Eyyûb elEnsarî'nin evlerine yemek için teklif olmaksızın yemek yemeye gitmişlerdir.
Böyle bir durumda müslüman kardeşinin evine gitmek, ona yedirme sevabını kazandırmaya yardım etmektir. Bu âdet, selef-i salihînin âdeti idi. Avn b. Abdullah el-Mes‘udî'nin üçyüz altmış arkadaşı vardı. Senenin her gününde bir dostunun evinde yemeğini yiyerek o seneyi geçirirdi. Başka birisinin de otuz dostu vardı. Bir ayda herbirine bir gün gitmek suretiyle dolaşırdı. Başka birisinin de yedi dostu vardı. Haftanın her gününde birisinin evinde olurdu. Onların dostları çalışmalarında kendilerine yardım ederlerdi. Dostlarının bu zâhid ve âbid kimselere yedirdikleri kendileri için ibadet sayılır. Eğer kişi eve girip ve sâhibini içerde bulamazsa, ev sahibinin dostluğuna güveniyorsa, izin almaksızın dostunun yemeğini yiyebilir.
Zira izinden gaye; yemek sahibinin razı olmasıdır. Hele yemeklerde… Çünkü yemekler hususunda daha da genişlik vardır. Çok kişi var ki, açıkça izin verir ve izin verdiğine dair yemin eder. Oysa buna rağmen karşısındakinin yemesine razı değildir. Bu bakımdan böyle bir kimsenin yemeğini yemek mekruhtur. Hazır bulunmayan çok kimseler de vardır ki, izin vermediği halde onun yemeğini yemek güzeldir. Yahut sâdık dostlarınızın evlerinde yemenizde size bir günah yoktur. (Nûr/61) 39) Müslim ve Taberânî, (İbn Abbas'tan zayıf bir senedle)
îhya-i Ulûm'id-Din Hz. Peygamber (s.a), Berire'nin (Hz. Âişe'nin azâdlı câriyesi) evine girdi. Kendisi hazır olmadığı halde sadakadan olan yemeğini yedi. Rasûlullah yemeği yedikten sonra ‘îşte sadaka tam yerini buldu’ buyurdu. Rasûlullah'ın böyle yapması, Berire'nin (r.a) buna sevineceğini bildiğinden kaynaklanmaktadır. İşte bu sırra binaen ve sahibinin izin vereceğini bilmekle yetinerek izinsiz eve girmek câizdir. Eğer böyle bir şeyi bilmezse mutlaka önce izin almalı, sonra içeri girmelidir. Muhammed b. Vâsık ve arkadaşları Haşan Basrî'nin evine girerler, izin almaksızın gördüklerini yerlerdi. Haşan da eve gelir, onların böyle yaptıklarını görünce sevinir ve ‘Biz de böyle yapardık’ derdi..
Haşan Basrî çarşıda bir bakkalın kuru meyvelerinden ayakta durarak ‘şu sepetten bir incir, öbüründen bir hurma alır yerdi’. Hişam kendisine ‘Ey Ebu Sâid! Acaba takvâ konusunda sana ne görünmüş ki, adamcağızın izni olmaksızın yemişlerinden yiyorsun?’ Haşan ‘Ey Lehim (Cimri!) Yemek hakkındaki ayeti bana oku’. Bunun üzerine Hişam ayeti ‘veyahut da dostlarınızın’ (Nûr/61) cümlesine kadar okudu. Oraya varınca Hişam sord.u: ‘Ey Ebu Saîd! Âyetteki dost kimdir?’ Haşan (r.a) ‘Ayetteki dost, o kimsedir ki, nefis ona meyleder, rahata kavuşur, kalp de onunla sükûnet bulur…’ Bir topluluk Süfyan es-Sevrî'nin evine gitti. Süfyan'ı evde bulamadılar.
Kapıyı açıp, sofrasını indirip yemeye başladılar. O esnada Süfyan içeri girdi ve ‘Siz bana selef-i sâlihînin ahlâkını hatırlattınız. İşte onlar böyle yaparlardı’ dedi. Bir topluluk, tâbiînden birini ziyaret etti. Ziyaret edilen zâtın yanında onlara ikram edecek bir şey yoktu. Bunun üzerine ziyaret edilen, dostlarından birjnin evine gitti. Fakat onu evde bulamadı, onun pişirdiği çömleğine baktı. Bir de ne görsün yemek pişmiş ve ekmek de hazırdır ve diğer gereken şeyler de mevcuttur. Hepsini aldı, ziyaretçilere takdim etti ve ‘Yeyiniz!’ dedi. Evin sahibi geldi. Evde hiçbir şey görmeyince, kendisine ‘Filân zat geldi, hepsini toparlayıp götürdü’ denildiğinde, ‘Çok güzel etmiş’ dedi.
Daha sonra 40) Müslim ve Buhârî, (Hz. Âişe'den)
Kitabu Âdâb'il-Ekl/III. Bölüm
yemeği götüren zatla karşılaştığında şöyle dedi: ‘Ey kardeşim! Misafirlerin ikinci bir defa geldikleri takdirde ikinci bir defa aynı şeyi yapabilirsin’. İşte yemeğe katılmanın âdâbı bunlardır. Yemek İkram Etmenin Âdâbı 1. Herşeyden önce yapmacık hareketleri ve zorlamaları terketmeli, ne varsa onu ikrâm etmelidir. Eğer yanında hiçbir şey yoksa ve açıklamaya imkânı da bulunmazsa, dostlarına yedirmek için borç etmemelidir. Çünkü böyle yaptığı takdirde nefsini vesveseye şevketmiş olur. Eğer kendi nafakasına yetecek kadar bir şeyleri varsa ve nefsi de ondan vazgeçip dostlarına yedirmesine taraftar değilse, o nafakasını buna rağmen dostlarına vermesi uygun değildir.
Seleften biri bir zâhidin evine gitti. Zahid yemek yiyordu. Gelen misafire zâhid şöyle dedi: ‘Eğer bu yemeği borç ile almasaydım, ondan sana da yedirirdim’. Seleften bâzıları zorlamakla ilgili olarak şöyle demişlerdir: ‘Senin, arkadaşına yedirdiğin yemekten daha enfesini ve daha kıymetlisini arkadaşına yedirmek kaygusuna düşmen demektir’. Fudayl b. İyaz şöyle demiştir: ‘Halk, ancak tekellüf ve zorlukları yüklenmekten ötürü bozuşurlar. Şöyle ki, birisi arkadaşını dâvet eder. Onun için bir sürü zorluklara girişir ve dolayısıyla ikinci bir defa arkadaşının gelmesini böylece önlemiş olur’. Bazıları şöyle demiştir: ‘Bana gelen arkadaşımın kimliği beni ilgilendirmez. Zira ben onun için herhangi bir külfete girişmem.
Ancak yanımda ne varsa onu takdim ederim. Eğer onun için külfete girmiş olsaydım, onun gelişi bana zor gelecek ve usandıracaktı’. Zâtın biri şöyle demiştir: “Ben geçmişte bir dostumun yanına gidiyordum. O da benim için külfetlere giriyordu. Kendisine dedim ki: ‘Tek başına kaldığımız zaman, ne sen bunu yiyorsun ve ne de ben. Bu bakımdan bir araya geldiğimiz zaman neden bunu yiyoruz? O halde ya sen bu külfete girmeye son vereceksin veya ben ziyaretlerimi keseceğim’. Bunun üzerine dostum tekellüfe son verdi ve tekellüfe son verişinin yüzü suyu hürmetine bizim de ziyaretlerimiz devam etti”.
İhya-i Ulûm'id-Din Yanında ne varsa hepsini misafirlere takdim etmek ve böylece çoluk çocuğuna zarar verip onların kalplerini ezâ ve cefâ ile doldurmak da külfete girmek demektir. Bir zat, Hz. Ali'yi (r.a) dâvet eder. Hz. Ali kendisine şöyle der: ‘Üç şartla senin dâvetine icabet ediyorum: a) Çarşıdan bir şey getirmeyeceksin, b) Evinde olanı da esirgemeyeceksin, c) Çoluk çocuğuna da zarar vermeyeceksin’. Seleften bazıları, evinde ne varsa hepsini misafire takdim ederlerdi. Her çeşit şeyden sofraya getirlerdi. Seleften biri şöyle demiştir: Biz, Câbir b. Abdullah'ın (r.a) evine gittik. Bize ekmek ile sirke takdim etti ve şöyle dedi: ‘Eğer külfete girmekten menolunmasaydık, sizin için külfete girecektim’.
Seleften biri şöyle demiştir: ‘Ziyaretçin geldiği zaman, neyin varsa onu misafire takdim et’. Selmân-ı Fârisi şöyle demiştir: Allah'ın Rasûlü, bizde bulunmayan bir şeyi misafir için hazırlamaya çalışıp zorluk çekmekten menetti ve ancak elimizde bulunanı ikram etmemizi emretti. Hz. Peygamber şöyle anlatır: ‘Yûnus (a.s), arkadaşları kendisini ziyarete geldiklerinde onlara ekmek ve elinin mahsûlü olan sebzeleri takdim ederek ‘Buyurun yeyin. Eğer Allah tekellüf yapanlara (misafirlere ikram hususunda zorlananlara) lânet etmeseydi, elbette size daha iyisini hazırlamak için zorluklara katlanırdım’ demiştir. Enes b. Mâlik ve diğer ashab misafirlerine kuru ekmek ve hurmalardan mevcut olanı takdim ederek şöyle derlerdi: ‘Biz, ken disine yapılan ikramı hakir görenin mi, yahut yanında bulunan nimeti hakir görüp misafirine takdim etmekten çekinen kimsenin mi günahı daha büyüktür bilmiyoruz’.
Bu edep ziyaretçiye aittir. Şöyle ki; belli bir şeyi ısrarla istememelidir. Çünkü o şeyi bulup getirmek, ev sâhibine çok kere zor 41) İmam Ahmed
Kitabu Âdâb'il-Ekl/III. Bölüm
gelir. Eğer ev sahibi misafirini iki yemek arasında muhayyer bırakırsa (yani iki yemek adı zikredip, bunlardan birini hazırlamayı teklif ederse) misafir, ev sahibine hangi yemeği hazırlamak kolay ise, onu istemelidir. Çünkü sünnet-i seniyye böyledir. Hz. Peygamber (s.a) iki şey arasında muhayyer bırakıldığı zaman muhakkak ki, en kolayını tercih ederdi. A‘meş, Ebu Vâil'den şöyle rivayet etti: ‘Bir arkadaşımla Selmân-ı Fârisî'yi ziyarete gittik: Bize arpa ekmeği ile katık olarak tuz takdîm etti. Bu meyanda arkadaşım ‘Eğer bu tuzda bir de su'teri otu bulunsaydı daha iyi olurdu’ dedi. Bunu duyan Selman, çarşıya gidip abdest aldığı ibriğini rehin bırakarak, karşılığında su'teri otu alıp getirdi.
Biz yedikten sonra arkadaş şu duâyı okudu: ‘Bize rızık olarak verdiği ile bizi kanâat sâhibi kılan Allah'a hamdolsun’. Buna karşılık Selman şöyle dedi: ‘Eğer sen rızkınla kanâat etseydin, şu anda benim abdest ibriğim rehinde bulunmazdı’. Eğer isteğinin arkadaşına zor geleceğini bilirse veya isteğini iyi karşılamayacağı kanaatini taşıyorsa, durum böyledir. Eğer arkadaşının böyle bir istekle sevineceğini biliyorsa, isteğinde hiçbir mahzur yoktur. Nitekim İmam Şafiî Bağdad'da Za’ferânî'nin misafiri iken böyle yapmıştır. Şöyle ki; Za'ferânî her gün pişirilen yemeklerin bir listesini yazar ve getirilmesi için cariyesine teslim ederdi. Bir ara İmam Şafiî listeyi câriyenin elinden alıp kendi el yazısıyla bir çeşit yemek daha ilâve etti.
Za'ferânî sofrada onun ısmarladığı çeşidi görünce bozuldu ve ‘Ben bu yemeği ısmarlamadım’ diye çıkıştı. Bunun üzerine kendisine listeyi getirdiler, orada Şafiî'nin yazısı gözüne ilişince bundan çok memnun olan Za'ferânî cariyesini âzâd etti… Ebubekir el-Kattanî şöyle demiştir: Sırrî es-Sakâtî'nin huzuruna girdim ‘fetit’ (ekmek kırıntıları ile karışık bir meşrubat) getirip yarısını bardağa döktü. Kendisine ‘Sen ne yapıyorsun? Ben onun hepsini bir nefeste içerim’ dedim. Bunun üzerine gülerek şöyle dedi: ‘Senin böyle demen, senin için bir hac sevabından daha faziletlidir’.) Harâitî ve İmam Ahmed
İhya-i Ulûm'id-Din Ulemâdan biri şöyle demiştir: ‘Yemek üç çeşittir: a) Fakirlerle yerken, onları nefsine tercih ettiğin yemek, b) Arkadaşlarla beraber yenilen yemek, c) Dünya ehliyle yenilen yemek’.. Ev sahibi, misafirini iştihalandırıp, hangi yemeği canının istediğini söylemesini ısrarla kendisinden sormalıdır. Nefsi, arkadaşının isteğine razı olduğu takdirde, böyle bir teklifte bulunması hem güzeldir, hem de böyle bir teklifte büyük bir fazilet ve ecir vardır. Nitekim Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurmaktadır: .Jlu «İl J—LÂ3 ^jiJl «^î j— ^j i j^ »^^ î^ â*, ^ Kim kardeşinin bir isteğine tesadüf edip (onu giderirse) günâhı bağışlanır.
Kim mü’min kardeşini sevindirirse muhakkak o kimse Allah'ı sevindirmiş olur. ^jj jJl iîe ifi «J 4!l >_Jf ^^ij İL «LpI il) Mü’min kardeşinin iştahının çektiği yemeği yedirip onu doyuran bir kimseye Allah Teâlâ bir milyon basene (ecir) yazar. Bir milyon günâhını siler. Bir milyon derecesini yükseltir. Huld, Adn ve Firdevs adlı üç cennetten ona yedirir.. Misafire ‘Sana yemek getireyim mi?’ dememelidir. Aksine, yemeği varsa sormaksızın takdim etmelidir. Süfyân es-Sevrî şöyle demiştir: “Kardeşin ziyaretine geldiğinde, sakın ona ‘yer misin veya sana yemek getireyim mi?’ deme. Hazır olanı derhal getir. Eğer yerse ne âlâ, yemediği takdirde kaldır”.
Eğer ev sâhibi, misafirlere herhangi bir yemeği yedirmek istemiyorsa, onları o yemekten haberdar etmesi ve onu onlara anlatması uygun bir hareket değildir. Süfyân es-Sevrî şöyle demiştir: ‘Yediğin yemekten çocuklarına yedirmek istemediğin zaman, onlara o yemekten bahsetmediğin gibi, onu beraberinde de göstermemelisin. Sûfîlerden biri şöyle demiştir: ‘Fakirler size geldikleri zaman, onlara yemek ikrâm ediniz. Fakîhler size geldikleri zaman onlara İlmî bir mesele sorunuz. Kurralar (Kur’an okuyucuları) size geldikleri zaman ise onlara mihrabı gösteriniz’.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Davet ve Ziyafet Âdâbı
Ziyafet Âdabı
Ziyafetin edepleri altıdır:
1. Davet etmek
2. Davete icabet etmek
3. Hazır olmak
4. Yemeği takdim etmek
5. Yemek
6. Dağılmak
Bu edepleri teker teker açıklamadan önce Allah'ın izniyle ziya
fetin faziletini belirtelim. Hz. Peygamber (s.a) şöyle demiştir:
. <Ul <JmI İUl jiÂıl ^>j ^ j^' "^ J>r^!' jj***^ fj* *■*}* «j»İa~3 ^A-JaJJ l^ibCS
Misafir için, zorluklara ve zahmete girmeyiniz. Zira böyle
yaptığınız takdirde ona buğzetmeye başlarsınız. Oysa misa
fire buğzeden bir kimse Allah'a da buğzetmiş olur. Allah'a
buğzedene de Allah buğzeder.43
Misafir kabul etmeyen bir kimsede hayır yoktur.44
43) Ebu Bekir b. Lâl
44) İmam Ahmed

