Tasavvuf Klasikleri · Haziran 22, 2026

Nefsi Terbiye ve Evlilik: Gazali’nin Farklı Bakış Açısı

îhya-i Ulûm'id-Din Hz. Peygamberin şerrinden Allah'a sığındığı şey hiçbir şekilde ihmâl etmeye gelmez. Sâlih kullardan biri çokça evlenir; hatta öyle ki, yanında iki üç zevceden eksik bulundurmazdı. Sûfîlerden …

îhya-i Ulûm'id-Din Hz. Peygamberin şerrinden Allah'a sığındığı şey hiçbir şekilde ihmâl etmeye gelmez. Sâlih kullardan biri çokça evlenir; hatta öyle ki, yanında iki üç zevceden eksik bulundurmazdı. Sûfîlerden biri onun bu durumuna itiraz etti. Bu itiraza karşı o sâlih kul şöyle sordu: ‘Ey sûfî! Herhangi bir işte Allah'ın mânevi huzurunda oturup kalbini şehvet tehlikesinden kurtaranınız var mıdır?’ Sûfî ‘Bu durum, başımıza çokça gelmektedir’ diye cevap verdi. O sâlih şöyle devam etti: ‘Eğer hayatım boyunca bir kerecik sizin başınıza gelenlere razı olsaydım evlenmezdim. Fakat beni meşgul eden şey kalbime geldiği zaman onu bertaraf ederim.

Böylece felâha kavuşup hâlime ve işime devam ederim. Kırk seneden bei'i kalbime kötülük nâmına birşey gelmiş değildir’. Halktan biri sûfîlerin hâlini şiddetle yeriyordu. Dindar bir kimse kendisine sûfîlerin nesine hücum ettiğini ve hangi hâllerini tenkid ettiğini sordu. O bu suâle şöyle cevap verdi: – Çok yerler. – Onların acıktığı gibi sen de açıksan sen de çok yersin. – Çok evlenirler. – Eğer sen de onlar gibi gözlerini haramdan ve edep yerini zinadan korusan, muhakkak ki sen de onlar gibi evlenirsin? Cüneyd-i Bağdâdî şöyle derdi: ‘Yemeye ve içmeye muhtaç olduğum gibi, cinsî münasebete de ihtiyaç duyarım.

O halde zevce, hem nafaka ve hem de kalp temizliğine vesiledir . Böyle olduğu içindir ki, Hz. Peygamber şöyle demiştir: .*1 ^^ ûl 4—ziî l^J| cJü jlyİ jlt *jJü £Ö jj> J^" ^^ 5^ <J_^—*• j j^ ^^J Kim bir kadını görüp iştahı çekerse, gidip helaliyle cinsî münasebette bulunsun. Zira böyle yapmak vesveseyi nefislerden uzaklaştırır. Câbir (r.a), Allah'ın Rasûlü'nden şöyle rivayet eder: 27) Ahmed

Kitabu Âdâb'in-Nikâh/I. Bölüm •C>J ^^ ^ ^-j ^ J^ *'^' ^; Allah'ın Rasûlü, bir kadın gördü ve derhal Zeyneb validemizin odasına girip, şehvetini gidererek dışarı çıktı. Jd ilil odi İL^Ü ÎÇl ^i Jj lîü jlLj. gjj^olj cJLJI Uûl 13) 3'^' j' Kadın geldiğinde şeytan suretinde gelir. O hâlde herhangi biriniz hoşuna giden bir kadını gördüğü zaman, zevcesiyle cinsî münasebette bulunsun. Çünkü hoşuna giden kadında ne varsa, onun zevcesinde de o vardır. :jü ?JLj lİ (^1 ^J^ ^j^İ ^ ^^ j^l 3û çÇJi Ji 1^1^ .(Xu aİ ^i aiı ^j; ^ Kocası yanında bulunmayan kadınların evlerine girmeyin.

Çünkü şeytan damarlarınızda kanın dolaşması gibi bedeninizde dolaşmaktadır. Bizler ‘Sende de mi böyle dolaşır’ diye sorunca, Hz. Peygamber ‘Evet, bende de bu şekilde dolaşır. Ancak ona karşı Allah Teâlâ bana yardım eder de, onun şerrinden emin kalırım’ dedi. Süfyan b. Uyeyne der ki; hadîsteki ‘Eslenıü’ tâbiri, ‘ben onun şerrinden emin kalırım’ demektir. Yoksa şeytan müslüman olmuştur demek değildir. Çünkü şeytan müslüman olamaz. Ashâbın zâhid ve âlimlerinden olan İbn Ömer (r.a) oruçlu iken iftar zamanında yemekten önce cima eder ve yıkandıktan sonra namaza dururdu. Bütün bunları, kalbi ibadet için boşalsın ve şeytanın vesveselerinden kurtulsun diye yapardı.

Rivayete göre o, Ramazan ayında yatsı namazından önce câriyelerinden üçüyle cinsî münasebette bulundu. İbn Ömer şöyle demiştir: ‘Bu ümmetin en hayırlısı en fazla evlenenidir’.) Müslim ve Tirmizî 29) Tirmizî

İhya-i Ulûm'id-Din Şehvet, Arapların mizacına galip bir haslet olduğundan bu kavimden olan sâlihler diğer milletlerin sâlihlerinden daha fazla evlenirler. Zinâdan korkulduğundan, kalbin fitneden boşalması için cariye ile evlenmek bile helâl kılınmıştır. Oysa bu türlü evlenmede çocuğun köleleştirilmesi sözkonusudur. Köleleştirmek ise, çocuk için bir nevi helâktir. Fakat böyle bir hareket hür bir kadınla evlenmeye gücü yeten bir kimse için haramdır. Ancak bütün bunlara rağmen, çocuğun köleleştirilmesi, dinin yok olmasından çok daha hafiftir. Böyle yapmakla ancak bir müddet için çocuğun hayatı kötü geçer. Fakat fuhşiyatı irtikâb etmekte ise, bir tek gününe karşılık bile uzun ömürler, çok hakir görülen âhiret hayatı elden gider.

Rivayet edilir ki; birgün herkes İbn Abbas'ın meclisinden kalkıp gitti. Sadece bir genç kaldı. İbn Abbas ihtiyacının ne olduğunu o gence sordu. – Sana bir mesele sormak için kaldım. Fakat cemaatten utandım. Şimdi ise, senden utanıp çekiniyorum. – Alim kişi insanın babası yerindedir. O hâlde bana, babana söyleyebileceğin herşeyi söyle. – Ben evlenmemiş bir gencim. Çoğu zaman zina etmekten korkuyorum. Bu bakımdan birçok kere elimle istirnnâ ediyorum. Benim bu yaptığımda bir günah var mıdır? Bu soru karşısında kalan İbn Abbas, yüzünü öbür tarafa çevirerek ö/diye hayıflandı ve sonunda şunları söyledi: – Câriyeyi nikâhlamak elle istirnnâ etmekten, elle istirnnâ etmek de zina yapmaktan daha hayırlıdır.

İbn Abbas’ın bu hükmü şehvet sahibi bekâr kimsenin üç ateş arasında bulunduğuna işarettir. O ateşlerden en zararsızı cariye ile evlenmektir. Bu evlenmekte çocuğun köleleştirilmesi vardır. Bundan daha ağırı elle istirnnâ etmektir. Bu, ateşlerin en zararlı ve en büyük olanı da zinadır. İbn Abbas bunların hiçbirinin mutlak olarak mübah olduğunu söylemedi. Çünkü cariye ile evlenmek ve elle istirnnâ etmenin ikisi de mahzurludur. Ancak onlardan daha mahzurlu olan zinaya kapılmamak için onlara sığınılır. Nitekim nefsin açlıktan ötürü helâk olmasından korkulduğu zaman leşin yenmesine izin ve-

Kitabu Âdâb'in-Nikâh/I. Bölüm

rildiği gibi… İki şerden en hafifini tercih etmek, onun mutlak mübah olduğu mânâsını taşımaz ve aynı zamanda mutlaka hayırdır mânâsına da gelmez. Kangren olmuş bir elin kesilmesi, hayırlı birşey değildir. Fakat ölüm sözkonusu olduğunda elin kesilmesine izin verilir. (Hatta bazen kesilmesi farz bile olur). Bu durumda evlenmekte bir fazilet vardır. Ancak bu durum, bütün insanlara teşmil edilemez. Belki insanların çoğu için geçerlidir. Birçok kimse vardır ki, yaşlılık, hastalık ve başka illetlerden şehveti azalır. Onun hakkında nikâha teşvik edici bu haslet yok olur. Ancak daha önce bahsi geçen evlat meselesi kalır.

Çünkü pek nadir rastlanan cinsel organı olmayan kimse hariç, bu emir herkes içindir. Bazı tabiatlar vardır ki, onlarda şehvet o derece fazladır ki, bir kadın onları zabt u rabt altına alamaz. Bu şehvet sâhibine birden fazla, dörde kadar evlenmek müstehabdır. (Fakat kadınlar arasında adaletli olmak bu meselede temeldir). Eğer Allah Teâlâ kendisine muhabbet ihsân edip, kalbi onlarla mutmain olursa ne âlâ. Aksi takdirde boşanmak suretiyle değiştirmek kendisi için müstehab olur. Hz. Ali (r.a) Hz. Faiıma'dan yedi gün sonra evlenmiştir. Deniliyor ki, Hz. Haşan çok evlenen bir zattı. Hatta ikiyüz kadından fazlasıyla evlendiği rivayet edilir.

Aynı zamanda dört hanımla birden nikâh akdi yapar, çoğu zamanda da dördünü birden boşar ve başkalarıyle evlenirdi. Hz. Peygamber Hz. Hasan'a şöyle demiştir: Benim yaratılış ve ahlâkıma benziyorsun. 30) Tirmizî

İhya-i Ulûm’id-Din Haşan benden, Hüseyin de Ali'dendir. Deniliyor ki, Hz. Haşanın çok evlenmesi, peygamber-i zişâna benzeyişinin bir emâresidir. Muğire b. Şûbe seksen kadın ile evlenmiştir. Ashâb-ı kirâm içinde üç veya dört kadınla evli bulunanlar çoktu. İki kadınla evli olanların ise haddi hesabı yoktu. Evlenmenin sebebi belli olduğu zaman, ilâcın illet nisbetinde verilmesi gerekir. Evlenmekten gaye; nefsin teskin edilmesidir. Öyleyse, çokluk ve azlık konusunda bu durumu dikkate almalıdır. III. Fayda Kalbi rahata kavuşturmak ve ibadete teşvik etmek için evlendiği hanımla oynaşmak, bakışmak ve oturmak suretiyle nefsi rahata kavuşturmaktır. Zira nefis çabuk usanır ve haktan kaçar.

Çünkü hakla uğraşmak, aslında onun tabiatına aykırı düşmektedir. Eğer zoraki bir tarzda tabiatına aykırı olan bir şeye devam etmeye zorlanırsa, derhal isyan bayrağını çeker. Fakat lezzetlerle rahata kavuştuğu zamanlarda canlılığa kavuşur ve neşelenir. Kadınlarla oynaşmak ve yakınlık kurmakta öyle bir inşirah vardır ki, bu inşirah, insanın bütün gam ve kasvetini unutturur. Kalbi rahata kavuşturur. Muttaki ve samimî müslümanların mübah şeylerle kalplerini sükûnete ve istirahate kavuşturmaları şarttır. Bu sır ve hikmete binâen Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: Tâ ki, zevcesiyle sükûna kavuşsun… (A‘raf/189) Hz. Ali şöyle demiştir: ‘Kalpleri bir saat de olsa istirahate kavuşturunuz.

Zira kalpler, zorlandıkları takdirde körleşirler’. Bir hadîste şöyle buyurulmuştur: aLju L^j s*t*^s ÂiAL-j 4jj l^> ^^i lüL» ;ol^U i^î a! ûl J>1*!' jl^ 31) Ahmed

Kitabu Âdâb'in-Nikâh/I. Bölüm

Akıllı bir kimsenin üç saati olması gerekir: a) Bir saat rabbiyle başbaşa kalmalı ve Ona münâcâat etmelidir, b) Bir saat nefsini hesaba çekmelidir, e) Bir saati de yemeye içmeye, zevcesiyle başbaşa olup zevk u safâ sürmeye ayırmalıdır. Bu istirahat saati esasında diğer saatlerde yapılan ibâdetlere yardımcı olur. Yukarıdaki hadîs başka bir lâfızla şöyle vârid olmuştur: • ft-**-*7^ ^ î^ â p*^*Q ^*7* y ^ı**J ^^y :4>^î ^ 'ih ı^ib jiiiiı jj^4^ Akıllı kimse ancak üç iş için hareket eder: a) Âhiret için azık hazırlamak, b) Dünya maişetini temin için çabalamak, c) Harâm olmayan bir lezzet için çalışmak.

4İ ^. Jl iîja c-jV ^ İyi İ^i J&j »^ J*^ J& Her çalışan kişinin bir bitkinlik ve bir yorgunluğu olur. Her yorgunluğun da bir gevşeme ve istirahata çekilme ihtiyacı vardır. O halde, istirahatını benim sünnetime yönelmek için ayarlayan bir kimse hidâyete ermiştir. Hadîsin metnindeki şirret kelimesi, hiddet ve şiddetle çalışıp yorgun düşmek mânâsını taşır. Bu çeşit çalışma ancak irâdenin başlangıcındadır. Fetret kelimesi, istirahat için durup dinlenmek demektir. Ebu Derdâ şöyle derdi: ‘Ben nefsimi bir takım eğlencelerle avutuyorum. Öyle ki, sonradan bu oyalama sebebiyle hakka kuvvetlice sarılabileyim’. Hz. Peygamber şöyle demiştir: 32) İbn Hibban 33) Ahmed ve Taberânî

İhya-i Ulûm'id-Din Ben, Cebrâil'e fazla cinsî münâsebet yapıp, yorgun düştüğümden şikâyet ettim. Beni herise yemeye teşvik etti. Şayet bu hadîs sahih ise, bu yol göstermenin istirahate hazırlamaktan başka bir mânâsı yoktur. (Yâni bu yemeği yapmak ve yemek, Hz. Peygamber'e istirahat için vakit kazandırır.) Cebrail'in, şehveti azalsın diye bu yemeği Hz. Peygamber'e tavsiye etmiş olması mümkün değildir. Zira herise denilen yemek, şehveti azaltmaz, aksine çoğaltır. Şehvetten mahrum olan, bu gibi ünsiyet ve sevgiden de mahrum olur. Hz. Peygamber şöyle demiştir: ,jXâ!l ^ ^\ '~r~7^~ Dünyanızdan bana üç şey sevdirildi: Güzel koku, kadın ve gözümün nûru namaz.

Düşünceler, zikirler ve diğer amellerle nefsini yorup deneyen bu üçüncü faydayı inkâr edemez. Bu üçüncü fayda diğer iki faydanın dışındadır. Şöyle ki bu fayda, cinsel âleti ve şehveti olmayanın hakkında bile inkârı mümkün olmayan bir faydadır. Ancak şu kadar var ki, bu fayda bu niyete nisbetle evlenmeye bir fazilet kazandırır. Fakat evlenmekten bunu kasteden pek az kişi vardır. Evlenmekten çocuk yapmayı, şehveti dindirmeyi ve benzerini kasdetmek ise, birçok kimse de görülen bir durumdur. Bir de bazı kimseler vardır İd, akan sular, yeşillikler ve benzerlerine bakıp onlarla oyalanıp eğlenirler. Nefislerinin istirahatı için kadınlarla konuşmak ve oynaşmaya ihtiyaç duymazlar.

O halde nefsin istirahatinin temini hususu şahsa göre değişir. Bu husus dikkatle izlenmelidir. IV. Fayda Evlenmekle kişinin kalbi evinin işlerini; yani yemek pişirmeyi, süpürmeyi, sermeyi, bulaşık yıkamayı ve diğer ihtiyaçlarını yerine getirmeyi hazırlamaktan da kurtulur. Zira insanın cinsî arzusu yok olsa bile, tek başına bir evde yaşaması zordur. Eğer evin bütün işlerini kendisi yürütürse vakitlerinin çoğu zâyi olur ve o kişi ilim 34) îbn Adiy, (Huzeyfe'den) 35) Nesâi ve Hâkim

Kitabu Âdâb'in-Nikâh/I. Bölüm

ve amel yapmak imkânını bulamaz. Öyleyse, saliha ve ev işlerini yürütebilecek bir hanım, bu yolda kocasına yardımcıdır. Bu sebeplerin karışması, hayatı felce uğrattığı gibi, kalbi de teşvik edicidir. Bu sırra binaen Ebû Süleyman ed-Dârânî şöyle demiştir: ‘Sâliha bir zevce dünyadan değildir. Çünki o, seni âhirete çalışmak için tam bir serbestiye kavuşturur’. Sâliha hanımın, seni âhiret çalışması için serbest kılması, evinin işlerini görmesi ve şehvetin serkeşliğinden seni kurtarması demektir. Muhammed b. Ka‘b el-Kurazî şöyle demiştir: ‘Ey rabbimiz! Bize dünyada hasene ver…’ (Bakara/201) ayetinin mânâsı ‘Bana sâliha bir kadın ihsân et’ demektir.

Hz. Peygamber şöyle buyurmaktadır: Her biriniz şükredici bir kalp, zikredici bir dil ve âhiret yolunda kendisine yardım eden sâliha bir zevceye sâhip olmaya gayret ediniz. Hz. Peygamber'in sâliha kadın ile zikir ve şükrü nasıl eşit tuttuğuna dikkat edin. ‘Elbette biz onu güzel bir yaşantı ile yaşatacağız…’ (Nahl/97) ayeti birtakım tefsirlerde saliha zevce olarak tefsir edilmiştir. Hz. Ömer (r.a) şöyle demiştir: ‘Allah'a imandan sonra insanoğluna sâliha kadından daha hayırlı bir nimet verilmemiştir. Kadınlardan bazısı vardır ki, ona değer biçilmez ve onun yerini hiçbir şey tutamaz. Bazıları da, sökülmez bir bukağıdır’. yM J£ J öl yi ^Ijjİj 04LJI Jâ «J UJ^ l^jj cîl?

qX»~ fi* J* ^ ^ Siı ;i^ fp ^j i/if ^ ö*g 36) Tirmizî

İhya-i Ulûm'id-Din Ben, Âdem’e iki hasletle üstünlük kazandım: a) Onun hanımı günahta ona yardımcı oldu; benim hanımlarım ise, tâat ve ibâdette bana yardımcı oldular, b) Onun şeytanı kâfir idi, benim şeytanım ise müslümandır, ancak hayrı emreder. Hz. Peygamber, hanımlarının tâat ve ibâdette yardımcısı olmalarını fazilet saymıştır. Bu dördüncü faydayı da sâlih kimseler isterler. Ancak bu fayda, yardımcıları bulunmayan ve ev işlerini yürüten birisinden mahrum olan şahısların özelliğidir. Bu fayda, insanı iki kadın edinmeye dâvet etmez. Aksine birden fazla evlenmek, çoğu zaman insana hayatı zehir eder. Ev işlerinin karmakarışık olmasına vesile olur.

Hanımının sülâlesi ile daha çok akrabaya sahip olmayı ve iki sülâlenin birleşiminden meydana gelen kuvveti elde etmeyi istemek, bu dördüncü faydaya dâhildir. Çünkü şerlerin uzaklaştırılmasında ve selâmetin kazanılmasında arka çıkacak insanlara ihtiyaç vardır. Bu sırra binâen denilmiştir ki: ‘Yardımcısı bulunmayan zelil olur. Kendisinden şerleri uzaklaştıracak dostları olan da selâmette kalır. Böyle kimsenin kalbi de heıtürlü ibâdette vesveseden uzak olur. Çünki zillet kalbi teşviş eder. Arkasının çokluğu ile aziz olmak ise zilleti bertaraf eder’. V. Fayda Nefisle mücahede etmek, onun hareketlerini gözetip kontrol altına almaktır. Aile efradının haklarını yerine getirmek ve hoşuna gitmeyen ahlâklarını iyi karşılayıp, tahammül göstermek ve sabırlı olmak lâzımdır.

Onlar için helâl yollardan çalışıp kazanmak ve çocuklarının terbiyesiyle var kuvvetiyle uğraşmak gerekir. Bütün bu ameller, büyük bir fazilet taşır. Çünkü onun bu hareketleri yapması idareciliktir. Çoluk çocuklar ise, onun halkıdır. Âdil idarecilik büyük bir fazilet taşır. İdarecilikten kaçanlar, ancak onu hakkıyla yerine getiremeyeceğinden korkarak kaçınmışlardır. Aksi takdirde Hz. Peygamber (s.a) şöyle demiştir: 37) Hatib, Tarih. Hadîsin râvileri arasında Muhammed b. Velîd b. Eban vardır. İbn Adiy'e göre bu zat, hadis uydurur. Müslim'de benzeri vardır. Fakat ‘Müslüman’ tâbiri yerine ‘Eslemû’ tabiri kullanılmıştır.

Kitabu Âdâb'in-Nikâh/I. Bölüm

XL> (ûe*-~î j’) Cp^ 0^? Ğrî J^"’^ 4'5 û? fji
Âdil bir vâlinin tek bir günü yetmiş (veya doksan) senelik ib­
âdetten daha hayırlıdır.38
•î^j S* 4?*~* ç^^J ,^j ı*^" ^'
İyi bilin ki hepiniz birer çobansınız ve hepiniz
güttüğünüzden sorumlusunuz.39
Hem kendisinin ve hem de başkasının ıslâhıyla meşgul olan,
elbette sadece kendi nefsiyle meşgul olup onu ıslâh etmeye çalışan
bir kimse ile bir olamaz. Çünkü birincisi, diğerinden çok üstündür.
Eziyetlere karşı sabırlı olan bir kimse, elbette nefsini müreffeh
yaşatandan daha üstündür. Öyle ise aile efradının eziyetlerine ta­
hammül etmek, Allah yolunda cihad etmek mesâbesindedir.
Bu sırra binâen Bişr el-Hafî şöyle demiştir: ‘İmam Ahmed b.
Hanbel üç şeyde benden üstündür. Helâl nafakayı hem kendine ve
hem de aile efradına arar’.
Hz. Peygamber şöyle buyurur:
Kişinin aile efradına sarf ve infak ettiği şeyler, onun için sa­
dakadır. Muhakkak ki, eşine yedirdiği her lokmadan da ecir
kazanır.40
Biri, âlimin birine: ‘Her amelden Allah Teâlâ bana bir nasip
vermiştir’ dedikten sonra, hac, cihad ve sair ibadetleri zikretti: O
âlim, ona şöyle dedi:
– Abdalların amellerinden neler yapıyorsun?
– Abdalın ameli nedir?
– Helâlden kazanmak ve infak etmek.
38) Taberânî
39) Beyhâkî
40) Buhârî ve Müslim