Tasavvuf Klasikleri · Haziran 23, 2026

Ahlakın Yansıması: Kur’an’ı Yaşamak ve İbnü’l-Arabî’nin Mirası

– Onlarda Hakkın makamında bulun Hâdis, kadim'in yerini almış gibi Her yönden senin için övgü bir hak olur Güzel ahlakla saygın oldun Artik tek vârissin İyi ve Rahim diye hep dua ederiz Kuşku olmayan bilgi …

– Onlarda Hakkın makamında bulun
Hâdis, kadim'in yerini almış gibi
Her yönden senin için övgü bir hak olur
Güzel ahlakla saygın oldun

Artik tek vârissin İyi ve Rahim diye hep dua ederiz

Kuşku olmayan bilgi senin |

Kelim'in kardeşi sana getirdi onu
Halil ve Nedim diye çağrılırsın
Hamim ve Kâsım diye çağrılırsın

Ayet surenin başından “kaba ve kötü (zenim)…** kısmına kadar ilahi bir tenezzülle bize okunmuş, tilavet es-1asındaki bir rüyada Allah katındaki menzili bize bildirmiştir. Bu tarz sahih rüyalar, Allah'ın nebevi bir miras olarak bizim adımıza vahiyden birakugi kısımdır. ve bundan dolayı O'na hamd olsun. Ben de “Onların mekirleri nedeniyle

247 ayetinde bu mirasa vâris oldum. Rüyada tevarüs

gönlün daralmasın \ ettiğim başka iki ayette “Gönlünün onların söyledikleri söz nedeniyle daraldığını biliriz’** ile “Zikrimizden yüz çevirip dünya hayatını isteyenden > yüz çevir”*” denilir. Nebevi mirasın hakikatlerini hakka’l-yakin olarak | öğrenmemi ihsan etmesine karşılık Allah'a şükrettim. Umut ederim ki, nefsin arzusundan konuşmayanlardan olurum! Allah bizi nefsinin ar-

Otuz Birinci Sifir I51

zusundan konuşmayanlardan eylesin. Böyle bir ihsan “ilahi koruma demektir. Allah bu zikir sahibine hayır ulaştırmayı irade edince, bir hadisin (anlamını) ilham eder. Hz. Ayşe “Allah'ın peygamberinin ahlakı nasıldı?' diye sorulduğunda “Onun ahlakı Kur'an'd” demiş ve bu ayete işaret etmiştir. Allah'ın yücelttiği her işin büyüklüğü, müminler üzerinde ortaya çıkar. Bu zikri düstur edinmiş insan, Kur'an'ı inceler ve Allah'ın övdüğü her niteliği veya bu nitelik nedeniyle övülen her grubun durumuna bakar. Öyle bir niteliği Allah'ın övdüğü bir nitelik olarak görür, onunla vasıflanmak amacıyla çalışır. Allah kitabında kullarından bir grubu kınamak üzere kötü bir özellik zikrettiğinde ise söz konusu özellikten uzak durması gerekir.

Binaenaleyh bu zikri düstur edinen kişi Kur'an'ı sadece kendine inmiş ve Allah başka birisine hitap etmemiş gibi telakki eder. Böyle davrandığında, onun ahlakı Kur'an olur. Hak onu yüceltir, büyüklüğün fayda verdiği yerde kendisi de yücelir.

Güzel ahlak, akıl ve örf tarafından bilinirken güzel ahlaka göre ——

davranmak ve hareket etmek dince bilinen bir husustur. Şeriatın belirlediği tarzda güzel ahlakla nitelenip kendisini tamamlayan bir unsuru – ki kötü (diye bilinen) ahlakı (belirli bir yorumla) onlara katmak demektirahlakına ekleyen kişi Hak'tan gelen bütün övgülerle nitelenmiş demektir. Bu durumda bütün ahlak, meşru ve makul bir kullanıma göre, güzel ahlaka döner. Bu zikir sahibine en yetkin tarzda inen surenin ayetlerinin manaları açılırken (fetih) aynı zamanda o sürekli düşmanlık duygusuyla haset edilen ve (düşmanlığın) yöneldiği biri olur.

– Ahiretin durumu ona açıkça gösterilir.

Bu sureden Allah'm peygamberi, kendisinden öncekilerin ve sonra geleceklerin bilgisini öğrenmiştir. “Allah hakkı söyler ve doğru yola ulastir.’

152 -Fiitihat-1 Mekkiyye 16

BES YUZ OTUZ BESINCI BOLUM
Menzili ‘Allah't ayakta, oturarak ve yatarak zikredenler’™
Ayeti Olan Kutub'un Halinin Bilinmesi

Her halde rablerini zikredenler — Âlemdeki bütün faziletin sahibidir

Varlıklarında O'ndan başkasını görmezler _Onlar sürekli varlıkta hükümran olanlar —

Haklarını değil, Allah'ın haklarını gözetirler — Uyanikken veya otururken veyd ayaktayken

Kemali elde etmişler; başkaları ise mahrum kalmış Hâkim İlah'ın ihsan ettiği bu makamdan

Sıfatlarının konuları üzerinde düşünürler

Varlıklarını ve âlemin varlığım düşünürler

Allah bize ve sana kendinden bir ruh ile yardım etsin, bilmelisin ki; yaratılmışta asıl olan, Hak kaldırana kadar, uyku halidir. Hak onu bazen otursun da rahmetten payına ulaşsın diye kaldırır. Allah “Ölü — idiniz, size hayat verdi**' der. Bazen de “Ayağa kalkıp kazandiklarina karşılık her nefs üzerinde kaim olan kimdir?**? ayetinde belirtilen nasibi elde etmek üzere onu kaldırır. Allah şöyle der “Rahman Arş üstüne istiva etti?” Baska bir ayette “Allah kendisinden başka bir ilah olmayandır, O elHay ve el-Kayyum'dur”** buyrulur. Arkadaşlarımız arasından âlimler, insanın “kayyum olmak” özelliğiyle nitelenip nitelenemeyeceği üzerinde — görüş ayrılığına düşmüşlerdir.

Bize göre bütün isimlerde olduğu gibi el-Kayyum ismiyle ahlaklanmak geçerli ve mümkündür. Allah şöyle | buyurur: “Erkekler Allah'ın kendilerine olan ihsanıyla kadınlar üzerinde kaimdir.”* İşbiliyye'de ziyaretimize gelen Ebu Abdullah b. Cüneyd'e bu konudaki görüşünü sorunca şöyle demişti: ‘el-Kayyum ismiyle ahlaklanmak mümkündür.” Sonra bu görüşten döndü, fakat neden ' döndüğünü bilemiyorum. Allah şöyle der: “Erkekler kadınlar üzerinde

Otuz Birinci Sifir 153

Allah'ın onlara olan ihsanı ile kaimdir.”** Adı geçen Ebu Abdullah b. Cüneyd, Endülüs'ün Runde şehrine ait bir kasaba olan Kabirfiki'dendi. Ben de kendi şehrindeki arkadaşları ve tabileri hakkında latife ediyordum. Kendisi Mutezile mezhebindendi. Gerçeği öğrenince ilahi tehdidin mutlaka uygulanacağını ve fiilleriri insan tarafından yaratıldığını ileri süren Mutezile mezhebinden vazgeçmiş, bu görüşlerin hangi durumda geçerli olduğunu anlamış, onları yerli yerine koymuş ve başka bir yere taşırmamış, bu nedenle bana teşekkür etmiş, kendisi döndüğü için bütün arkadaşları ve tabileri Mutezile'den dönmüş, ben de o süreçte kendisinden ayrılmıştım.

İşte bu, hallerin zikridir ve özel bir zikirle sınırlı kalmaksızın hale göre ortaya çıkar. Bu üç hali (aşağıda zikredilen) elde eden kişi varlığı elde etmiş sayılır. Bu zikirde bütün halleri kuşatan ayet ‘Her nerede olursanız, O sizinle beraberdir*’ ayetidir. Bütün halleri kuşatan genel zikir budur ve onun dışında özel zikir vardır. Ayaktaki kişinin zikri “Rahman arş üstüne istiva etti®* ayetiyken oturanın zikri “Göktekinden emin misiniz?”*” ayeti, uzananin zikri “Yeryüzünde ilahtır”*” ayetidir. Bu ayetlerin tevili hususunda âlimler arasında görüş ayrılıktarı vardır. Sen -himmetini bir işe ver ki, dağınıklık senden uzaklaşsın! Dilersen ‘Rah-.

man arş üstüne istiva etti” ayetini, dilersen “Göktekinden emin mi oldunuz?”” ayetini murakabe et! Allah gökte olduğunda şöyle der: “Tövbe_ kâr var mıdır, bağışlanma dileyen var mıdır, dua eden var mıdır” Dilersen Allah göklerde ve yerde iken “Sizin gizliden ve açıktan yaptığınızı bilir?* ayetini murakabe edersin. Yemeğin yağ olsun istersen “Her nerede olursanız, O sizinle beraberdir”* ayetini murakabe edersin. Bir yerde bulunmamız mahsus ve manevi bulunmayı içerir. Mahsus (duyusal) olarak yeryüzünde bulunup orada organlarımızla meşgul olduğumuz işlerdeyken manevi olarak himmet, maksat ve düşüncelerimizle bulunuruz. Allah'ı meşguliyetimizde fail olarak ve niyetimizde niyetin sahibi olarak müşahede ederiz.

Sonra iş tersine döner ve O neredeyse orada oluruz. Çünkü bulunduğumuz her yerde ve durumda sadece O vardır.

154 Fütühât-ı Mekkiyye 16

En güzel durumda ol ki mutlu olasın

En kâmil halde ol ki doğruya ulaşasın

Söz ile değil halle orada bulun. | |

Kaza sahibinin hükmünde bulun ki maksat olasın

Bu kadar ima kalbi olan veya şahit iken kulak veren için ilahi bir | nasihat olmak üzere kâfidir. ‘Allah hakkı söyler ve doğru yola ulaştırır.”

BEŞ YÜZ OTUZ ALTINCI BÖLÜM Düsturu “Dünya nimetini (hars) isteyene onu veririz, onun | ahirette nasibi kalmaz’** Ayeti Olan Kutub'un Halinin |

Bilinmesi KL

Hars (ekin). ikidir; övülen ve kınanan — |
Sen O'nun ekincisisin, rızık paylaşılmış
Terk ettiğini katımızda arama |

Onun peşinden gidersen kınanmış olursun
Fani olanın peşinden gitme, ona ait değilsin
Bakinin peşinden git; iş anlaşılmış

Sakın yönelme, faniye eğilme
Kaybolur gider fani; Allah'ın mekri malum
Allah onu sana öğretir

Varlığa güvenme! madumdur

Akıllıysan ahiretin harsi peşinden git >

Hayırlarla nitelenenler gibi

Allah şöyle der: “Kim iyilik getirirse onun on katt karşılığı vardır.” Dünyadaki iyilik ahiretin ekinidir. “Kim ahiret iyiliğini isterse, onun iyili-

Otuz Birinci Sifir 155

ğini arttırırız.”” Yani ona salih amel yapma imkânı ihsan ederiz. Böy- — lece bir hayırdan başka bir hayra koşarken hayır içindedir. Başka bir ifadeyle bir iyilikten başka bir iyiliğe koşar. Ahireti kazandığında, amelin gerektirdiği sevaba ve fazlalığa ulaşır. Ulaştığı karşılık, hiçbir gözün görmediği, kulağın duymadığı, kimsenin kalbine gelmeyen nimettir ki “zevk? demektir. Ahiret hayatında ekindeki fazlalık budur. İnsan ahirette bütün amaçlarına ulaşırken amacının ulaşamadığı bir fazlalık elde eder. İlim sahibi bir şeyhe “İyilik yapanlar için fazlalık vardır”** ayetinde geçen fazlalığın ne olduğunu sorduğumda, şöyle demişti: _ “Fazlalık akla gelmeyen şeylerdir.

Neyi kastettiğini anladım, başka bir “şey de sormadım. Dünya ekini ise öyle değildir, çünkü dünya her insanın tüm maksatlarına ulaşmasına mümkün kılacak bir mizaçta değildir. Allah şöyle buyurur: “Sen sevdiklerine hidayet edemezsin.”* Hz. Peygamber amcası Ebu Talib'in iman etmesi için çok hırslıydı, fakat iman etmemiş, Allah'ın bilgisi ve hükmü onda müessir olmuştu. Dünya “hayatının gerektirdiği durum bu iken ahiret hayatı -bir gecikme ve duraksama olmaksızınbütün gayelere ulaşmayı gerektirir. “Ahiret derken cenneti ve cennete girenleri kastediyorum, yoksa diriliş gününü kastetmiyorum. Allah bedbahtlar hakkında şöyle der: ‘Onlara şefaatçilerin şefaati fayda vermemiştir.””* Kıyametin hükümleri kıyamet vaktiyle sınırlıdır.

Biz bunu iman ile ve keşif yoluyla. öğrendik. Allah her şeyin hazinelerinin kendi katında olduğunu, dünyada ise onları belirli bir ölçüyle indireceğini bildirmiştir. Ahiret hayatı gelince, O'nun katndaki hazinelerin içermiş olduğu şeylere dair hüküm arif kula döner. Allah'ın mutluluğunu kemale erdirdiği kimse demek olan arif kul, o hazinelere hüküm sahibi olarak girer, dilediklerini -bir hesap veya belli bir ölçü olmaksızınortaya çıkartır, o esnada dilemesine göre hüküm verir. Bunun anlamı ahirette saadete eren insana tekvin (var etme) gücü verilip Allah'ın katındaki hazinenin kendisi demek olduğunun – çünkü o Allah katındadırgösterilecek olmasıdır.

Bu sayede arif kul, aklına hangi şeyi yaratma düşüncesi gelirse, onu meydana getirir ve dolayısıyla ahirette sürekli yaratıcı olur ve ölçü-takdir ortadan kalkar. Böyle bir insan cennetin götürüldüğü bir yerinde değil, dilediği herhangi bir yerinde konaklar. Cennette eşyaya dönük dolaylı ve geçici

156 Fütühât-ı Mekkiyye 16

ihtiyacı ondan kalkmıştır, artık sadece Allah'a muhtaçtır. Eşyaya geçici olarak muhtaç olma halinin kalkmış olmasının nedeni, onun içermiş olduğu zillet, kırıklık ve muhtaçlıktır. Hâlbuki cennet bunların olacağı bir yer değildir. Muhtaçlığın yeri genel itibarıyla dünya iken ahirette muhtaçlığın yeri ateştir. Zillet de böyledir. Allah cennetteki insanlara el-Muzill (zelil kılan) isminde tecelli etmeyeceği için zelil olmazlar. Aynı şekilde, Allah kendilerini zelil kılacak tarzda el-Aziz isminde de tecelli etmez, Buna mukabil Allah, meydana getirdikleri varlıklara karşı izzetli olmalarını sağlayan izzet elbisesi giydirir; ailelerine veya yanlarında bulunanlara karşı izzet elbisesi giymezler. Onların otorite ve “izzetleri ancak kendilerinden meydana gelen şeylere karşı ortaya çıkar.

Onlardan meydana gelen ise onlardandır. Dolayısıyla söz konusu şeyi yaratılışından önce müşahede ederlerken onun yaratılma iradesi kendi- | lerine taalluk eder. Bu taalluk o şeyin var olmasının aynıdır. Geride kalanın durumu ise göz açıp kapatmaktan daha hızlıdır. |

Bu menzilde bu zikrin kazandırmış olduğu faydaları iyice düşünmelisin. Bilmelisin ki dünyanın ve ahiretin oğulları olduğu gibi her ikisin birden oğulları vardır. Saadete ermiş insan iki oğulluğu bir araya getiren kâmil vâris, aynı anda yakın-uzak olandır.

“Allah hakkı söyler ve doğru yola ulaştırır.”

BEŞ YÜZ OTUZ YEDİNCİ BÖLÜM
Düsturu “İnsanlardan korkarsınız, Allah'tan korkun'”"
– Ayeti Olan Kutub'un Halinin Bilinmesi
Bu ayet garip bir ayettir.

Vakıa gördüm, sanki ben Yeryüzündekileri yeryüzüyle döndürüyorum

Otuz Birinci Sifir 157

“Onların bir himmetleri yok ki Aşağı âlemden yukarı çıkabilsinler

Onlar hayret içinde, bir ayırıcı yok Emri ve teklifi ayıran

Allah'ın yaratıklarından korkmayan kimdir:

Sünnet ve farz makamına yerleştirilen kişi

Allah şöyle buyurur: “Müminler üzerinde evlatlarının eşleri hakkında bir yükümlülük olmasın diye…?” Bilmelisin ki, kâmil adam, örfün belirlediği mürüvvetin ve erdemin sınırlarında durandır. Orada dururken Allah'ın kesin emri gelir, bu kez ilahi emre göre hareket eder. Emir teklif ve arz ise hal karinelerine bakar. Hal karinesi kesin emrin hükmünü ona vermişse, kesim emri yerine getirmek üzere süratle koşar ve _ emrin karşısında başka bir iş yapması mümkün değildir. Hal karinesi onu serbest bırakmışsa, güzel ahlak sahibi olmakla hakkında şahitlik eden örfe göre davranır. Allah şöyle der: “Muhammed adamlarınızdan birisi değildir, fakat Allah'ın peygamberi ve nebilerin sonuncusudur.”” _ Peygamber Allah'ın hükmüne göre hareket eder.

Kâmil iman sahibi — mümin de sıradan bir insan değildir. Kâmil mümin, Allah'm peygamberinin diliyle kendisine iman etmek hükmünü verdiği ve ona iman eden biridir. Çünkü Hz. Peygamber Allah'a iman eden kişi hakkında ‘bana ve benim getirdigime iman eden (kişi miimindir)’ der. Allah onu güzel ahlakı tamamlamak üzere göndermiştir. Binaenaleyh Hz. peygamber'in bütün halleri güzel ahlaktır ve peygamber ahlakı haliyle açıklamıştır. Hal ile açıklamak, söz ile açıklamaya g göre daha tam, ölçüli ve etkindir. Çünkü Hak:

Kullarına tenezzül eder

Biz O'na doğru ytikselemeyiz |
Çünkü O sürekli el-Ali —
Karışık bilgi sahibi bilemez O'nu

O'nu göreceğin bir mekân yok Ne girme ne çıkma var

158 Fiitahat-1 Mekkiyye 16

Biz bazen bir mekândayız

— O mekâna girmemiz mümkün
Cisimler arzında O'ndan çıktı
Güzel her Şey, çift çift

Kâmil müminin ve peygamberin Yaratıklar karşısındaki durumu _kadir gecesiyle diğer gecelerin ilişkisine benzer. Allah kadir gecesinin değeriyle ilgili ‘bin ay” derken süreyi kastetmemiş, kadir gecesinin – hangi varlıkta olursa aktin. bütün gecelerden üstün olduğuna dikkat — çekmiştir. '

Sende her iş ortaya çıkınca Bin aydan daha hayırlı olursun –

Bir gece ki sabahı yok

Fecrin nuru ortadan kaldırır onu.

“Ruh varlığında benden başka değil Ey kadir gecesi! Benim kadrim sende

Kadir gecesinde benim varlığımdan Hak her işi indirir durur —

" Hakkın indirdiklerinden birisi de “İnsanlardan korkarsınız, Allah'tan

74 ayetidir. Ayet Hz. Peygamber'in “Yusuf'un yerinde olsaydım, davetçinin davetine uyardım” sözüne karşılık olarak. indirilmiştir. Yani kendisini hapisten çıkmaya davet eden hükümdarın elçisine icabet ederdim. Buna mukabil Hz. Yusuf hapisten çıkmamış,

korkmaniz daha uygundur

kendisini hapseden yöneticiyi kastederek “Rabbine. dön, ona kadınların halini sor””* miştir. Böylece hapisten çıkartarak kendisine iyilik etmemiş olur. Aksi- | ne ‘Size ihsanda bulunan Allah'tır.””* Geride bir ihtimal kalsaydı, hiç

kuşkusuz, Yusuf'un güvenilirliğine tesir ederdi. Hâlbuki Allah'ın elçi-

demiş, hükümdar nezdinde suçsuzluğunu sağlamak iste- —

"e sinin güvenilir birisi olduğu insanların kalplerine yerleşmeliydi. Bu

nedenle Hakkın davetini reddetmesin diye korku meydana gelmiştir.

Otuz Birinci Sifir 159

Allah Hz. Peygamber'i ise evlat edindiği birinin karısını nikâhına “almak suretiyle imtihan etmiştir. Araplara göre böyle bir davranış onun makamına zarar verebilirdi. Hâlbuki o Allah'ın peygamberiydi ve Allah insanlara bu iradedeki maksadı açıklamıştır. Bu maksat, böyle davranışlarda müminlerin üzerinden sorumluluğun kaldırılmasıdır. Ardından elçilik görevi ve sonuncu peygamber olmakla kendisini on_ lardan ayırmıştır. Allah cihetinden bu hadise Peygamber için hükümdarın davetine icabet etmeyen Yusuf'un yaşadığı hadisenin aynıydı. Peygamberlerin hidayetinin bir yönü de budur. Allah peygamberlerinden söz ederken, söz konusu hidayet hakkında Hz. Peygamber'e şöyle demiştir: “Onlar Allah'ın hidayet ettiği kimselerdir, sen onların hidayetine uy!?”” Hz.

Peygamber Hz. Yusuf'un bulunduğu halde olsaydı, davetçiye icabet etmez, onun söylediği sözün benzerini söylerdi. Demek ki » “Ben olsaydım davetçiye uyardim’ sözü Hz. Yusuf'u yüceltme amacıyla söylenmiştir. Nitekim Hz. Peygamber başka bir hadiste “Biz kuşkulanmaya İbrahim'den daha yakınız” demiştir. Hâlbuki Hz. İbrahim veya Hz. Peygamber, insanların zannettiği üzere bir kuşkuya – sahip değillerdi ve Hz. Peygamber böyle bir kuşkuyu kast etmemiştir. Hz. İbrahim (insanların zannettiği gibi) bir kuşkuya kapılmış olsaydı, kendisine peygamberlerin hidayetine uyması emredilmiş olan Hz. Muhammed kuşku duymada ondan öncelikli olurdu. O halde peygamberler ve kâmil müminler, nazari düşüncenin hükmüne göre değil, rablerinden gelen vahye göre davranırlar.

Onlara Allah'tan gelen ise daha önce söylediğimiz üzere bazen emir, bazen teklif ve arz olabilir. Emrin yerine getirilmesi zorunluyken arz söz konusu olunca daha önce söyle- “ diğimiz gibi serbesttir. Onlarm Allah’: bilmedeki halleri ise bir kasidemizde ifade ettiğimiz gibidir.

Hakkın marifetleri kimseye gizli değil

– Bir’i bilmeyen mahrum kalır . Başka bir şiirde şu beyitleri yazmıştık:

Benim müşahede ettiğim keyfiyet ve kemiyet ise Bilgi değildir o! Vehim ve kuruntu denilir onlara

160 Fütühât-ı Mekkiyye 16
Kendinde şeyi bilmek değildir vehim
Hak nicelikli bir işte tecelli eder mi?

Hak gerçekte açık ve belli — Fakat üzerinde mührümüz olan hakikat

Benimle niçin, nasıl, ne kadar ve ne sorularından MÜREZLER Lir

midir” sorusu hüküm sahibidir

Mümkün bir varlık var mı? Fazladan

Neyi eklersen vehmin meydana getirdiğidir o Kur'an -düşünürsenbunu der

İman edenlere de anlayış verilmiş

“İşte bu hikmetli insanın zikridir. Ona hitabin sığamayacağı kadar marifet ve adabın özü verilmiştir. “Allah hakkı söyler ve doğru yola ulaştırır.”

BEŞ YÜZ OTUZ SEKİZİNCİ BÖLÜM

Menzili “Sana emredildiği gibi dosdoğru ol ** Ayeti Olan Kutub'un Halinin Bilinmesi

Kimdir müstakim! Kıyameti kopan kişi Henüz ölmemiştir yine de, kimse bilemez