Riyâzü's-Sâlihîn · Haziran 23, 2026

Allah’ın sınavı: Güzellik, renk ve bereketi arayanlar

Riyazus Salihin Cilt – 1 – Mehmet Yasar Kandemir · ALLAH’IN KULLARI DENETLEMESİ Hadis-i Şerif Ebû Hüreyre radıyallâhu anh ’den rivayet edildiğine göre kendisi, Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in şöyle …

Hadîs-i şerîf (Arapça metin)
Riyazus Salihin Cilt – 1 – Mehmet Yasar Kandemir · ALLAH’IN KULLARI DENETLEMESİ
Hadis-i Şerif
Ebû Hüreyre radıyallâhu anh ’den rivayet edildiğine göre
kendisi, Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu
işitmiştir:
“İsrâiloğulları arasında biri ala tenli (abraş), biri kel, biri de kör üç
kişi vardı. Allah Teâlâ onları sınamak istedi ve kendilerine bir melek
gönderdi.
Melek ala tenliye geldi:
– En çok istediğin şey nedir? dedi. Ala tenli:
– Güzel (bir) renk, güzel (bir) ten ve insanların iğrendiği şu halin
benden giderilmesi, dedi. Melek onu sıvazladı ve ala tenlilik gitti,
rengi güzelleşti. Melek bu defa:
– En çok sahip olmak istediğin mal nedir? dedi. Adam:
– Deve (yahut da sığır)dır, dedi. Ona on aylık gebe bir deve verildi.
Melek:
– Allah sana bu deveyi bereketli kılsın! diye dua etti.
Sonra kele gelerek:
– En çok istediğin şey nedir? dedi. Kel:
– Güzel (bir) saç ve insanları benden uzaklaştıran şu kelliğin
giderilmesi dedi. Melek onu sıvazladı, kelliği kayboldu. Kendisine gür
ve güzel (bir) saç verildi. Melek sordu:
– En çok sahip olmak istediğin mal nedir? Adam:
– Sığır… dedi. Ona da gebe bir inek verildi. Melek:
– Allah sana bunu bereketli kılsın! diye dua ettikten sonra körün
yanına geldi ve:
– En çok istediğin şey nedir? dedi. Kör:
– Allah’ın gözlerimi bana geri vermesini ve insanları görmeyi çok
istiyorum, dedi. Melek (onun gözlerini) sıvazladı. Allah onun gözlerini
iâde etti. Bu defa Melek:
– En çok sahip olmak istediğin şey nedir? dedi. O da:
– Koyun… dedi. Bunun üzerine ona döl veren bir gebe koyun
verildi.
Deve ve sığır yavruladı, koyun kuzuladı. Neticede birinin vâdi
dolusu develeri, diğerinin vâdi dolusu sığırı, ötekinin de bir vâdi
dolusu koyun sürüsü oldu.
Daha sonra melek ala tenliye, eski kılığında geldi ve:
– Fakirim, yoluma devam edecek imkânım yok. Gitmek istediğim
yere önce Allah sonra senin yardımın ile ulaşabilirim. Rengini ve
cildini
güzelleştiren
Allah
aşkına
senden
yolculuğumu
tamamlayabileceğim bir deve istiyorum, dedi.
Adam:
– Mal verilecek yer çoook, dedi. Melek:
– Ben seni tanıyor gibiyim. Sen insanların kendisinden iğrendikleri,
fakirken Allah’ın zengin ettiği abraş değil misin? dedi. Adam:
– Bana bu mal atalarımdan miras kaldı, dedi. Melek:
– Eğer yalan söylüyorsan, Allah seni eski haline çevirsin, dedi.
Sonra melek, eski kılığına girip kelin yanına geldi. Ona da abraşa
söylediklerini söyledi. Kel de abraş gibi cevap verdi. Melek ona da:
– Yalan söylüyorsan, Allah seni eski haline çevirsin! dedi.
Körün kılığına girip bu defa da onun yanına gitti ve:
– Fakir ve yolcuyum. Yoluma devam edecek imkânım kalmadı.
Bugün önce Allah’ın sonra senin yardımınla yoluma devam
edebileceğim. Sana gözlerini geri veren Allah aşkına senden bir
koyun istiyorum ki, onunla yoluma devam edebileyim, dedi. Bunun
üzerine (eski) kör:
– Ben gerçekten kördüm. Allah gözlerimi iâde etti. İstediğini al,
istediğini bırak. Allah’a yemin ederim ki, bugün alacağın hiçbir şeyde
sana zorluk çıkarmayacağım, dedi. Melek:
– Malın senin olsun. Bu sizin için bir imtihandı. Allah senden râzı
oldu, arkadaşlarına gazap etti, cevabını verdi (ve oradan ayrıldı).
Buhârî, Enbiyâ 51; Müslim, Zühd 10

Açıklama
Fahr-i Kâinat Efendimiz’in verdiği bu örnekte, insanoğlunun darlık
ve bolluk, felâket ve saadet, hastalık ve sağlık gibi farklı hal ve
zamanlarında
nasıl
farklı
davranabildiği
görülmektedir.
Davranışlardaki bu farklılık, her şeyden önce, murâkabe şuurundan
uzaklaşmaktan ileri gelmektedir. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de de bu
tutarsız davranışlara işâret buyurulmuştur. Meselâ Lokman sûresinin
32. âyetinin meâli şöyledir:
“Onları, gölgeler salan dağlar gibi dalgalar sardığı zaman,
bütün samimiyetleriyle Allah’a yönelerek O’na yalvarırlar. Fakat
Allah, onları kurtarıp karaya çıkarınca içlerinden bir kısmı orta
yolu tutar (bir çoğu da inkâr eder) ; zaten bizim âyetlerimizi (öyle)
nankör gaddarlardan başkası inkâr etmez.”
Hadiste sözü edilen abraşlık (alatenlilik), kellik ve körlük
başkalarınca
görülen
hastalıklar
olduğu
için
özellikle
eski
toplumlarda bu tür hastalar ayıplanır, kınanır ve hatta toplumdan
dışlanırdı. Tabiatıyla böyle bir muamele onlar için daha da büyük bir
felâket olurdu. Bu tür hastalıklardan kurtulmak da hiç şüphesiz
hastalara büyük mutluluk verirdi. Zira onlar hem hastalıktan, hem de
toplumun dışlamasından kurtulmuş olurlardı. Böylece her nimete bir
şükür hesabından bunlara iki şükür gerekirdi.
Hadiste zikredilen şükür imtihanını ancak üç kişiden birinin
kazandığı görülmektedir. Bu ölçü ve oran belki de insanoğlunun, ilâhî
nimetlere karşı tavrını ortaya koymaktaydı. Yani ilâhî denetim altında
yaşadığını her hâl ü kârda farkedebilenler ancak üçte bir
oranındaydı. Nitekim Allah Teâlâ “Şükreden kullarım gerçekten
pek azdır” [Sebe sûresi (34), 13] buyurmamış mıydı?
Hadis şerhlerinde işin psikolojik tarafına da dikkat çekilmektedir.
Şöyle ki, alatenlilik ve kellik kişinin bünyesi, fizik yapısı, mizacı,
tabiatı ile ilgilidir. Yani bu hastalıkların sebebi, dâhîlidir. Dolayısıyla
hastanın psikolojisini de etkilemektedir. Körlük ise böyle değildir.
Haricî sebeplerle de insan kör olabilir. Netice itibariyle de insan
psikolojisini diğerleri kadar olumsuz etkilemez. Hadiste de bunun
örneği görülmektedir. Ala tenli ve kel, mizaçlarına bağlı olarak huyları
da bozulmuş olduğu için kendilerine yapılan ikram ve iyiliği ve onun
sahibi olan Allah’ı unutmuşlar ve imtihanı böylece kaybetmişlerdir.
Kör ise böylesi kötü bir sonuçtan kendisini kurtarabilmiştir.
Meleğin bu üç kişiden her birine onların eski hallerine bürünerek
gelmesi, onlara eski durumlarını hatırlatmak, istemedikleri o halleri
gözlerinin önüne getirmekle ve onlara herhangi bir mâzeret ileri
sürme imkânı bırakmamak içindir.
Ayrıca olayda mal ve servetin insanı nasıl azdıracağına da dikkat
çekilmiştir.
Hadisten Öğrendiklerimiz
  1. 1En kötü huy, nankörlük ve cimriliktir. Çünkü bu huylar insana
    Allah’ı ve O’nun nimetlerini unutturur, hatta inkâr ettirir.
  2. 2Cimrilik ve yalancılık Allah’ın gazabına uğramaya sebeptir.
  3. 3Doğruluk ve cömertlik güzel huylardır.
  4. 4İsrâiloğullarının başından geçenleri anlatmak câizdir. Özellikle
    ibret alınacak olayların eğitim maksadıyla naklinde hiçbir sakınca
    yoktur.
  5. 5Eğitim ve irşadda kıssalardan yararlanmak faydalıdır.
  6. 6Mü’mine doğruluk ve cömertlik yakışır.
  7. 7Allah’ın verdiği nimetlere söz ve fiil olarak şükürde bulunmak
    lâzımdır. Nimetin devamı ve artması buna bağlıdır.
  8. 8“Ne oldum delisi” olmamak, geçmişi unutmamak gerekir.