Tasavvuf Klasikleri · Haziran 23, 2026

Gazali’den Bilgi ve İlim Mertebeleri: Kalbin Arınışı

İkincisi de tecrübe, düşünce ve kesb süretiyle elde edilen ilimlerin kendisinde bulunmasıdır. Bu, önün yanında bir hazine gibidir. İstediği zaman ona baş vurabilir. Bu da güzel yazı yazabilen bir kâtib gibidir. Bu adam …

İkincisi de tecrübe, düşünce ve kesb süretiyle elde edilen ilimlerin kendisinde bulunmasıdır.

Bu, önün yanında bir hazine gibidir. İstediği zaman ona baş vurabilir. Bu da güzel yazı yazabilen bir kâtib gibidir. Bu adam her ne kadar fiileh yazmakla meggil değilse de, ya kudretinde olduğu için kendisine kâtip denir, Insdniyet derecesinin güyesi de budur.

Fakat bu derecede de sayılamıyacak kadar mertebeler vardır, İnsânlar bilgilerinin çokluğu ve azlığı nisbetinde birbirinden ayrılırlar. Bildikleri-nin ehemmiyeti nisbetinde farklı olurlar. Aynı zamânda bu bilgileri te’-min yolları ile de birbirinden ayrılırlar. Zira bu ilimler bâzı kalblere keşf ve ilhâm yolu ile vahyedilir. Bâzılarına kesb ve öğrenmek süretiyle verilir. Bir kısmı kolaylık ve sür’atle bu ilimleri elde eder. Bir kısmı ağır, ve zorlukla kazanır. İşte burada bu makaamda âlimler, hakimler, enbâyâ ve evliyâ’nın dereceleri birbirinden ayrılır.

Bu husüstaki yükselme dereceleri sayilamiyacak kadar çoktur. Zira Allahu Teâlâ’nın mâlü- mati sonsuzdur. Riitbelerin en üstünü nübüvvet rütbesidir. Zira ona bütün hakikatler açıklanır. Hem bunlar, iktisab ve güçlük olmadan en seri bir yoldan keşfedilir, İnsân bu saâdet sâyesinde mekân ve mesâfe ile de-İ-İMKANSİ? 7~ KAZANMA 2-WORSKKOS QAR) S- ÇABUK 5- ÇALIŞMA 4-45 OLARAK öze ARAR

AS Ww pa AERC’ VE Ber IHYAU ‘ULÜMİ’D-DİN — Cilt 1 — RUB’UT-MÜHLİKÂT

Bil, mânâ, sıfat ve hakikat bakımından Allah’a yaklaşır. Bu derecelerin mertebeleri Allah’a doğru seyredenlerin konak yerleridir. Onlar da sayalamıyacak kadar çoktur, Her sâlik ancak kendisinin vardığı ve geride bıraktığı menzilleri bilebilir. Ondekileri, bilemez, fakat önde daha çok menziller olduğuna inanır, Bizim nübüvvet ve Nebiye inandığımız ve fakat Peygamberliğin hakikatini bilemediğimiz gibi… Çünkü nübüvvetin hakikatini ancak Peygamberin kendisi bilir. Bu, anne karnındaki çocuğun, doğan çocuğun hâlini ve doğan çocuğun da büyük çocuğun hâlini hilemediği gibidir. Akh başında çocuğun, akil balig olup nazari ilimleri elde eden kimsenin vaziyetini bilemediği gibi, aklı başında olan kimse de, Allahu Teâlâ’nin velilerine ve peygamberlerine açtığı lütüf kapularını bilemez. Allahu Teâlâ’nın insânlara açtığı rahmet kapularını kimse kapayamaz. Bu rühmeti ise, Allahu Teâlâ’nın cid ve keremi sayesinde çök mebtüldür Bir kişiye veya bir kaç kişiye mahsüs değildir. Ancak Allahu Teâlâ’nın rahmet nefhdalarma arzedilen gönüllerde tecelli eder.

Nitekim Resiil-i Ekrem (SAVI: «Muhakkak ki, Rabbimzm ömrünüz içerisinde size büyük tecellileri vardır. Ona hazirlanimz.» (4) buyurmuşlur. Ona hazırlanmak ise, kötü huylardan kalbi arıtmak ve temizlemekle mümkündür, Kötü huylar kismında buna dâir izâhât gelecektir.

Allahu Teâlâ’nın bu cömerdliğine Resul-i Ekrem’in 4 ote e taze foe bee lent tee ee Lee lila DAA ÇANEI DAK ANA «Her gece Allahu Teâlâ birinci kat semâya iner (rahmet sıfatı ile tecelli eder) ve yok mu dâvet eden, ben onun isteğine icâbet edeyim? buyürür» (5) Ve yine Resüli Ekrem Allahu Teâlâ’dan hikâye yolu İle bir Hadis-i Kudsi’de: «Bana mülâkat icin iyilerin arzü ve istekleri çoğaldı. Halbuki benim onlara igtivakum daha kuvvetlidir. (6) Ve yine Allahu Teâlâ’nın: (4) Hadis hakkında yukarda izâhâl geçmiştir.

(5) Irâki, «Firdever sâhibi Eba‘d-Derdadan rivayet etmiştir.

(6) «Milsned-| Firdevssde geçmektedir. sac f-OLGUN 2-COMERTLIK 3-BOL 4Y-LFURME & KAVUŞMA 6- p2ALEME

1 inti KİTAB — 4 Üncü BEYÂN — KALBİN HUSÜBİYETİ 71

ih ee eRe ee eee eG (sale ehalopa yp

«Bana bir karış yaklaşan kimseye ben bir arşın yaklagirim.s (7) hadisleri ile işâret edilmiştir. Bütün bu rivayetler, ilim nürlarının .géniillere bağlı kalması, bunları in’âm eden Allahu Teâlâ’nın men’edip bahillik etmesi yönünden olmadığını göstermektedir. Allahu Teâlâ bu gibi cimrilikten münezzehtir. Gönüllerin ilim nürlarına kapalı kalması, géniillenin diğer kötü şeylerle işgâl edilmesi bakımındandır. Gönüller birer kab gibidir; su ile dölmüş bir kabin içine hava giremiyeceği gibi, Allahu Teala’nin gayrisiyle rmeşhü olan kalblere de Allahu Teâlâ’nın Célalinin mâ.” rileti giremez. Resül-i Ekrem (5.A.V.) buna işâret olarak: «Eğer Şeytanlar insin oğlunun kalb’erinde doluşmasalardı; onlar, güklerin meleküâtl âlemine bakar ve onu gorebilirlerdi» (3) buyurmuşlur.

Şu kısa izâhdan, insân oğlunun husisiyetinin ilim ve hikmet olduğu anlaşılmış oldu. ; Muhtelif ilim dallarının en şereflisi de Allahu Teâla’nın zat, sifat, ve ef dlini bilmektir. İnsânın kemâlâtı buradadır. İnsânın saa-deti, Celâl ve Kemâl sâhibi olan Allah’a yaklaşması da kemaâlâtı sayesin- dedir. Şu hâlde beden, kalbin biniti, kalb de ilmin yeridir. İnsânda aranan ve insâmn husüsiyeti de ilimdir. Çünkü bunun için yaratılmıştır. Yük taşımakta merkep ile müşterek olan at’ın, düşmâna saldırmakta, kaçmak- ta ve güzel kalıp ve kıyâfelte merkepten ayrılmış olması; atın bu hikmete, binden yaratılmış olduğunu göstermektedir. Bu vasıfları kaybeden at, merkep seviyesine düşeceği gibi, bir cok vasıflarda diğer hayvaniarla müşterek olan insân da kendine has bir çok vasıflarla hayvandan ayrılır.

Bu husüsiyetler Allahu Teâlâ’nın mukarreb meleklere verdiği vasıflardır. İnsân, hayvanlarla melekler arasında nev’-i şahsına Münhasır, bir yara- tiliga sahiptir. İnsân giddlanmast ve çoğalması bakımından bir nebat; has- se ve kendi iradesiyle hareketi bakımından bir hayvan: kalıp ve kıyafeti bakımından ise, duvardaki bir süret gibidir. Onun huşüsiyeti. eşyânın hakikatini bilmesindedir. Bütün a’zâ ve uzuvlarım ilim ve amelde kullanan kimse, kendisini meleklere benzettiği için onların arasına kalılmağı hak etmiş ve melek adını almağa lâyık olmuştur. Nitekim Allahu Teâla Eurâna Kerim’de haber verdiği gibi, Yü s uf Aleyhisselam’’) gören kadır- lar: «Bu bir insin değil, Mükerrem bir melektir.» (12- Yusuf 31) dediler.

Bunun aksine olarak bedeni zevklerine düşkün olup. bütün gayretini yalmz yeyip İçmeye werenler ise, hayvandt ufkuna düşmüş olurlar. Ya öküz gibi ahmak, ya hınzır gibi boğaz düşkünü veya köpek gibi saldırgan, ya- hud da deve gibi kinci veyâ Arslan gibi kibirli, yahud da tilki gibi hile- kar veya bütün bu kötülükleri nefsinde toplayan bozguncu bir geytan olurlar. Hassa ve uzuvlarının herbiri Allahu Teâlâ’ya çÇulaşmak için birer vasıtadır. Nitekim Şükür Kitâkı’nda bundan bir nebze bahsedilecektir.

Kim, a’za ve hassalarim Allah’a giden yolda yardımcı olarak kullanırsa kurtulmuş, kim, bu yoldan sapmuigsa riisvay ve perişan olmuştur.

Hulasa olarak, bu husüsta saadetin özü söyledir. Allahu Teala’va ulas- mui gaye Ahireti karargâh, dünyâyı ineceği konak yeri, bedenini binit, a’zâları da bedenin hizmetçizi olarak kabul etmeli ve miidrikin kendisi de, memleketlerinin ortasinda oluran hükümdarlar gibi, beden memleketinin ortağı demek olan kalbde oturmalidir. Beynin ön tarafında yerleştirilen «Kuvve-i hayâliye» yi de haber alıcı bir ajan olarak kabül et- melidir. Çünkü hissedilen haberler hep orada yerleşir. Beynin arka kaz- mında bulunan «Kuvve-i hâfızas yı da hazine vekili gibi kabul et- melidir. Çünkü her şey orada saklanıyor. Dilini de tercüman, hareket eden uzuvlarını da katibler, beş hâssayı da casuslar gibi kabül etmeli ve bunların her birine ayrı bir vazife vermelidir.

Meselâ göz renkleri, kulak sesleri. burun kokuları tarassut vazifeleri ile vavifelendirilmeli; di- fer azaları salâhiyetli oldukları işlerde kullanmalıdır. Zira bu a’zaların her biri müvekkel olduğu bu âlemlerden aldıkları haberleri önce «Kuv- ye-i havalives ye gönderirler, oda bunları «Kuvve-i hatrzas- va teslim eder, Kuvve-i hayâliyye postact, kuvve-i hafiza ise hazine vekili demektir. Bu hazine vekili aldığı bu haberleri hükümdara (bu hükümdâr va kalbde veva dimagin ortasındadır) arzeder, Hikimdar da memleke- tini sevk u idâre etmekte, gayesine ulaşmak İstediği yolculuğunda ve ba- sına belâ olan düşmânını yenmekte ve yoluna çıkacak, yolculuğuna engel olacak harâmileri def’etmekte muhtâc olduğu miktârı buradan alır, Hükümdâr bu şekilde çalıştığı takdirde, Allah’ın ni’metine şükreden mes’üd ve bahtiyarlardan olur. Şâyet şu söylediklerimizi ihmâl eder ve bunları gazab, şehvet ve diğer peşin isteklerinde, yâhut yolculuğunda yolumun uğradığı yerlerde imâret yapmak üzere kullanırsa – ki aslında bu adamin vatanı burası değil, belki Âhirettir – işte o zaman riisvay ve perişân olur.

Nankörlük eden, Allah’ın kendisine verdiği askerini, Allahu Tealanin

EMUHTEREM A-DONUZ 3-KIN GÜDEN S-KENDINI BÜYÜK

io

S-Cu%.1 6-MAKSAT ¢-GOZETLEME @-VEKiL 3-AKRIL) dö- HASOL

M~ MEKAN

1 incl KITAB — 4 üncü BEYAN — KALBİN HUSÜSİYETİ 23

yardımmıda, kullanmayan ve Allah’ın ordusunu perisan eden kötü bir in- san Olur ve bu suretle Allah’ın azabina uğrar. Allah’ın gazabından yine O’na sığınırız,

Ka’bu’l-Ahbar, anlatmış olduğumuz şu misale işâret ederek der ki: Hz. Âişe’nin (R.A.) ziyâretine gitmiştim: Kendisine dedim ki: Göz insana vol gösterir, kulak gelecek tehlikeleri duyurur, dil tercümanlık yapar, eller kanat vazilesini görür, ayaklar da posta hizmetlerini yerine getirirler, kalb ise bir hukurmdardir, Hükümdâr huztr içinde olursa maiy- yeti ve ordusu da huzur içinde olur. Beni dinleyen Hz. Âişe: «Restl-i Ekrem’in böyle söylediğini duydum.» buyurdu. (9)

HZ.,Ali (R.A) de kalbi şöyle temsil eder: «Allahu Teâlâ’nın yeryü- zünde âyineleri yâni Sığacağı kablar vardır. (10) Onlar da kalblerdir. Al. Jah Kaiinda kalblerin en sevimlisi, en ince ve yumuşak, en Safi ve en se- labeili olanıdır.» buyurdu ve sonra bu sözleri, dininde selabetli, imân ve yakinde safi, dostlarıma karşı yumuşak olan kalbdir, diye açıkladı ve bu acikiama;

igo Si YE PA «Kâfirler üzerine şiddetli ve kendi aralarında merhametlidirler.s (dA- Feth: 29),

çe

se |

ğ az A Üz Peal — a + =

re TRANSFER) A

, ;

«Onun nürunun henzeri, cam içindeki ışık gibidirs (24-Nur: 35) Âyet-i Celilelerinin igareti ve bir açıklaması olmuştur.

Übey b Ka*h (R.A) bu Ayel-i Kerime nin tefsirinde: «Ayet-i Celie, mü’minin imanimin Hürü ile dolan kalbini,

24 afin a ler KE ver ki = ies AÇA ; ez | «Büyük denizierdeki karanlıklar gibus (24- Nor 40) Âyet-i Celilesi de miinafikin kalbini temsil eder. demiştir.

Zeyd b Eşlem, Allahu Teala’nın ;

(0) Ebü Nuaym «Tıbbsi Nebevinde, Taberâni «Miisned-| Saminde ve Bey- haki «Suabi’l-lmansinda rivâyet etmişlerdir. 4

(10) Bu ifâde temsilidir, yoksa Allahu Teâlâ mekane hulil edecek bir cisim ve sekil defildir |

4-AMWA Tiç -NUFUZ te VURU.TEMNZ a 4-METANET , SAĞLAM LİE 5- SUSE

kA İHTÂU ‘ULÜMİED-DİN — cut: — RÜRU’L-MÜHLİKİÂT

— |

|

eLevh-1 mahlüzdaüdır’a {85 – Bure: 22} Ayeti Celilesinin tefsirinde, dGevha mahiizsdan mürâd, mümin katbidira demiştir. İ

Sehl-i Tüsteri de:

5 inci BEYÂN: KALBİN VASIFLARININ TOPLANDIĞI YERLERİN BEYÂNI Vii MİSÂLİ

— Bilmiş oi ki: İngân, dört unsurun birleşmesinden meydana gelmiştir. Bundan delay) ayn Ayrı vasıflardan dört nev’i, insduda. toplanmıştır. Bu dört vasel: yırlıcılık,; hayvaniyet, geytdnivet ve rabbiniyeitir. Hiddet ve te heveiit kendisine yatebe çalınca, yarıcı hayvanlar gibi hiddétlenir kızar, düymekl ve sovnekie etrâfindakilere saldırır. Şehvet galebe çalınca, hay- vânlar gibi boğuz ve eteğinin düşkünü olur, Rabbini bir emir olması bakırmıtıdan da Allahu Teâlâ’nın: «De ki: Rüh, Rabbimin einrindendir.s | CT-İarâ: A5) Âyeti Kerime- sinde olduğu gibi: kendisi İçin utühiyet, istA ve listiiniik iddiasina Be- çer, her şeyde müzstakıliyeti ve efenditikte tek olmasini, Kulluk ve leva- zu’dan uzaklaşmasını ‘arzular, bitin Himlere heves eder ve her, şey’i bil- blir. Kendisine âlim dendiği zaman sevinir, cahil den- digi zamân canı sıkılır. Halbuki bütün hakikatleri ihâta ve Kahr u gülebe ile her kuvvetien üstün olmak rububiyet vasıflarındandır. İnsan oğlu büy- le olmağı candan arzü eder ve buna harisdir. Gazab ve şehvette ortak olduğu hayvândan, anlayış ve düşünce bakımından ayrılan insanda bir de şeytâniyet vasfı vardır ki, bununla kötülük kuvvetine sâhib olmuştur. Akıl ve düşüncelerini kötülük yollarında kullanır, aldatma ve hile yolla- rına baş vurur ve kötülüğü, iyiliği gibi göstermeğe çalışır. İşte bu da şeytâniyet ahlakidir, Her insânda şu dört asıldan bir karışıklık vardır. yâ- ni rabbâniyet, şeytâniyet, sabdiyet ve behimiyet. Bütün bunlar kalbde toplanır, herkesin şahsiyetine göre vaziyet alır, Bazilarinda dördü de mevcüd, kimisinde biri fazla diğerleri az olur. Demek ki, ,insan derisi içinde hınzır, it, şeytan ve hükümdâr toplanmış gibidir. Hingir, sehvett temsil eder. Aslında hınzır; rengi, şekli ve süreti bakımından yerilmiş de- til, haris olması ve düşmânlığı bakımından yerilmiştir. Köpek de gazab- dir, Yirtict hayvanlar, ısıran köpekler, süret, renk ve ie bakımından

yırtıcı VE isificr değiller, belki onların rühlarında yirticiik ve isırıcılik vardır. İnsânın iç hâssalarında da yırtıcı hayvanların saldırganlığı ve isir- maları ve bunların yanında hinzir’in şehveti mevedttur. Hinzir, şehevi hissi ile açık kötülüklerede ve çirkin işlere; yırtıcı hayvanlık vash, hiddet ve zulme, eziyet etmege, şeytâniyet hâli ise hifizir’in şehvetimi, yırtıcı hayvanın hiddetini kamçılayıp harekete geçirmeğe, birini diğeri ile tahrik etmege çalışır, Bunların heves ettikleri şey ile kendilerine ikramda bulu- nur, Hükümdâr dedifimiz akıl da, doğan parlak nur ve nüfüz eden basi- reti sayesinde şeylan’ın pisliklerini, açığa çıkarmakla onun hil /no_think

<|endoftext|>Human: Please write a detailed explanation of the concept of