1 inci KİTÂB — 6 ncı BAB — YAKİN’İN ARANACAĞI YERLER
Kalbin makaam ve hâllerine dikkat etmek, onları ıslah etmek âhiret âlimlerinin âdetleridir. Çünkü Civâr-ı İlâhiye yükselecek olan kalbdir. Bu kalb ilmi, garib kaldı ve hattâ kayboldu. Bir Alim, kalb ilminden bahsetse, dinleyiciler: «Bu ne anlaşılmaz ve garib şeyler diyor.» diye şaşarlar ve kendisi için: «İşte bu yaldızlı va’z ediyor ve lâf satıyor, nerde o mücâdele inceliklerini ortaya koyan vüizler.» derler.
Abdü’l-vâhid b. Zeyd şu şiirini ne güzel söyledi:
Yollar çok fakat hak yolları birdir. Hakiki yol’a girenler ise az kimselerdir. Onlar da bilinmez ve maksadları anlaşılmaz; ağır ağır /gâüyelerine doğru ilerlemektedirler. İnsânlar kendilerinden istenilen şeyde gafiller, hak yolunda ise çokları uykudadırlar.
Hülâsa, insanların çoğu tabi’atlerine muvâfık ve kolay tarafa meyl ederler. Hak, act, ona vâkıf olmak zor. Onu anlamak çetin, yolu ise sarptir. Bilhassa kalbin vasıflarını bilmek ve kötü hüylardan — kalbi temizlemek zordur. Çünkü bu dâima rühu çekmekle kaabildir.
Bâhibi ise, şifâ ümidiyle acılığına dayanarak ilâcı içen kimseye, ölümdünde – melek’in müjdesi ile iftâr etmek için ömrünü oruc ile geçiren kimseye benzer. Bunun igin denildi ki: Basra’da yüz yirmi vâiz var-ken bunlardan yalnız üç tanesi yakin ilminden, kalbin hbâllerinden ve iç sıfatlardan bahsederdi. Bunlar da: Abdullah Tüsteri, Su-bayh! ve Abdurrahim idi. Ötekilerin dersine kalabalık cemi‘at devâm ettiği hâlde bunların dersine pek az kimseler gelirdi: on kişiyi geçmezdi. Çünkü kıymetli şey’in kadrini muâyyen kimseler bi-
Ztra kıymetli şeyler, ancak muüyyen kimselere yaraşır. Herkese verilen şey’iri kıymeti de azdır.
Âhiret âlimlerinin alâmetlerinden biri de, ilim öğrenirken tevek-kül (güven) ve kalbinin açıklığı ile, herşeye basiretle müdrik olması, körükörüne başkalarını taklid etmemesidir. Emrinde, nehyinde taklid edilecek olan ancak S&hib-i Seri‘at Peygamber Efendimizdir. Sahâbe’yi taklid ise, onların işleri Peygamberlerden duyduklarına delalet etmesi bakımındandır. Peygamberimizin söz ve işini kabül ederek taklid ettiğimiz zaman, lâyık olan söz ve işlerindeki incelikleri de öğrenmeğe heves etmektir. Mukallid, Peygamberimiz yapdı diye bu igi yapıyor. Şüphesiz Peygamberin her yaptığında bir hikmet var, O hâlde işinde ve sözündeki sırrı ve hikmet! de araştırmak lâzım-
dir. Yalnız söylenen ve yapılanı öğrenmekle iktifâ eden kimse, âlim değil, İlmin kabidir, Bu sebebten hikmet ve sırları idrâk etmeden ezberleyen kimseye âlim değil: «İlmin kabıdır.» denir. Kimin kalb güzünderi perde kalkar ve ilâh? nür ile aydiniarursa, diğer ferdleri tak-iid etmez, kendisi taklid edilir ve kendisi metbü’ olur. Bu sebebten Ibn Abbâs (R.A):
«ResüluP’llah’tan başka herkesin ilminden alınanı da olur, atilani da olur.» buyurmuştur.
Ibn Abbâs, Zeyd b. Bâbit’ten fıkıh, Übey b. Kâ’b’dan da kırğat ilmi öğrendi. Sonra her ikisine hâzı husüslarda muhâlefet etti. Nitekim bazı geçmiş âlimler: «Resülu’llah (S.A.V.) den bize geleni göz ve bag üstüne kabül ederiz. Sahabe’den gelenden aldığımız da ölür, attığımız da olur. Tâbi’ine gelince: Onlar da insân, biz de ins-
ghmzn derlerdi,
Sahâbe’nin fazileti, Peygamber — Efendimizin ef’âl ve ahvâlini gördüklerinden ve karinelerle anlaşılacak geylere gönül verdiklerin-dendir. Bunların bu hâli, ibâre ve rivâyete girmeyecek şekilde ken-|lerini doğruya ulaştırdı. Çünkü kendilerini bir çok hatâlardan koruyacak nir-1 nübüvvet onlara ifâze edilmiştir.
Başkalarından | duyular şeylere istinâd, makbül olmayan — bir taklid sayıldığına göre, kitâblara ve eserlere istinâd da makbül olmaktan çok uzaktır. Çünkü SahAbe ve ilk Tabi‘tn devirlerinde kitâb denen bir şey yoktu. Bunlar ancak Hicri 120 yılından, Sahâbe’nin, hepsi Tâbi’in’in büyüklerinden olan Sa‘id b. Müseyyeb, Ha-san-ı Basri ve diğerlerinin ölümünden sonradır. Evvelkiler, Kur’-An-1 Kerim’i okutmağa, mânâsını düşünmeğe, tefekkür ve tezekkü-re mani’ olur korkusu ile, kitâbların ve hattâ Hadis’lerin yazılmasını hog görmezlerdi. Ve: «Bizim ezberlediğimiz gibi siz de ezberleyin.». derlerdi. Bunun için Hazret-i Ebü – Bekir ve Sahâbe’nin bir
“kısmı, İnsânlar Kur’ân’ı ezberlemez eldeki mushaflara bağlanır kor- kusu ile Kur’ân-ı Kerim’in bir araya-toplanmasını muvâÂfık. gör- medi ve «Peygamber’in yapmadığını biz nasıl yaparız. Kur’ân’ı olduğu gibi bırakalım, okumak ve okutmak süretiyle ağızdan ağıza inti- kal etsin» dediler. TA ki Ömer ve diğer Sahâbiler (R.A.) İnsânların tembelleşmesinden ve Kur’ân’ın müteşâbihâtını okumakta veyâ bir kelimesinde ihtilâf vukü’unda baş vurulacak hir asıl bulunmamasın- dan endişe ederek Kur’ân’ın yazılmasına işâret etmeleri ile Haz- ret-i Ebü-Bekir’in punu kabül etmesi üzerine Kur’ân âyetleri bir Mushaf’da toplanmıştır. Ahmed b. Hanbel de, Mâlik’in Mu- yatta’ kitabini yazmasını muvattk bulmaz ve: «Sahabe’nin yapma- dığinı yaptı. derdi. . –
İSLAM’DA İLK YAZILAN KITABLAR
Denlidi ki: İslâm’da {Ik kitâb yazan İbn Cureyh ‘dir; eseri Hadis [AsAr] ile alâkalıdır. (146 Hicri yılında vefât etmiştir). Mekke’de de Mücâhid, Atâ ve İbn Abbâs’ın ashâbından rivâyet ettiği tefsir mevzü’undaki (Hurüfu’t -tefâsir) eseri yazmıştır. Ma- mer b Râşid San’âni ise Yemen’de Peygamberimizin siine- ni hakkında kitâb vücüda getirmiştir. Daha sonra Medine’de Mâlik b. Sines Muvatta’ adlı eserini, Büfyân- -1 Sevri de Cami’ adh eserini tasnif etmiştir.
KELÂMA DÂİR İLK YAZILAN KITABLAR
Sonra dördüncü asır’da kelâm’a dâir eserler yazılmağa başlandı. Dedi – kodular ve makaaleleri ibtâle daldılar. Daha sonra insânlar bun- larına, kıs$alara ve buhlardan va’z etmeğe heves etti, Bundan sonra – a«Yakinı ilmi kaybolmağa başladı. Kalb ilmi, nefsin sıfatları, Şeytan’ in hile yollarını aramak ilimleri garib kaldı, Yine az kimseler müstes- “ n& çokları bu ilimlerden yüz çevirdi; kelâm mücâdelelerine «flim», ka- fiyeli konuşup yaldızlı cümlelerle sözlerini süsleyenlere de. cAlim» © “denilmeğe başlardı. Bunun başlıca sebebi, dinleyen cemdatin, haki- katl seçebilecek liyAkatta olmayıp, Sahâbe’nin ilim ve ahlâkını bile- mediklerinden aralarındaki farkı anhyamadtklandir. Bu süretle bu . ‘gibilere «Âlim» dendi de, selefden halefe bu isim intikal etti. Âhiret ilmi dürüldü. İlim ile kelâm Çlâfcılık) arasında fark kalmadı. Havas- lardan başkası lâf satmak ile ilmi ayıramaz hâle geldi. Ancak sHa- vass» olanlardır ki, hangisi daha âlimdir diye kendilerine soruldukta @Falanca âlim, falanca da lâfcı» diyebilirler ve Jâfcılık İle ilmi birbi. rinden ayırabilirlerdi. İşte böylece geçmiş. asırda din, zayiflamaga
1 inci KİTAB — 6 ncı BAB — SAHİH İLM’İN ÖLÇÜSÜ | ? 201
başladı. «Ya bu zamân hakkındaki kandatın nedir?» diye sorarsan derim ki, iş öyle bir raddeye geldi ki, bu gibi hatâları düzeltmek _is- teyenlere mecnün diyecek kadar ileri gittiler. Bu zamanda en doğru- su insânın süküt edip kendi nefsiyle meşgül olmasıdır.
Âhiret âlimlerinin alâmetlerinden biri de, halkın ittifâkı ile ol- Ba bile ihdâs edilen şeylere kıymet vermeksizin onlardan kaçınmak- tır. Sahâbe’nin hâli, ahlâk ve ilimler üzerinde olmalıdır. . Onların bütün gayretleri ders okutmak, kitâb yazmak, mübâhase etmek, Ka- dthik, Vâlilik, vakıf mütevelliliği, vasilik, yetim malt yemek, PAdigah- lar arasına karışmak ve onlarla hüsn-ü mu&seret miydi? Yoksa: Allahu Teâlâ’dan korkup, kendilérine acımak, Allah’ın nimetlerini te- fekkür, nefs ile mücâhede, iç ve dış mürâkabe, günâhlatın küçük ve büyükünden kaçınmak, nefsin gizli şehvetlerini, Şeytân’ın. hilelerini ve benzeri bâtın ilimlerini aramak mıydı? İşte hakiki müslümünın vazilfesi, Sahfbe-i kirâmın bâlleriyle hâllenmek onların — yaptıklarına muttall olmaktır.
“SAHİH İLM’İN ÖLÇÜSÜ
Hakikaten bilmiş ol ki, zamânın en büyük âlimi ve en çok Allahu ‘Teâlâ’ya yakın olanı, her hâliyle sahâbilere en çok benzeyen, selef’in yolunu en çok bilen ve dini hükümleri onlardan alandır. Bunun için Hazret-i Ali’ye (R.A.) «Falancaya muhâlefet ettin» denildiğinde : «En hayırlımız, bu dinde bize uyandır.» demiştir. Resülu’llah’ın asrın- daki insânlara uymakta, kendi asrindakilerden çekinmek aslâ doğru olamaz. Ne yazık ki, insânların tabiatlari ona meylettiği icin fazileti kendi zamânlarında görürler de davranışlarının kendilerini cennetten uzaklaştırmakta olduğunu bir türlü i’tiraf edemezler. Aksine. olarak: «Cennete gidecek yol budur.» derler, .
Hasan-ı Basri diyor ki: «İslâm’da ihdâs yolunu tutan iki nevi kimse vardır:
1— Fenâ düşünceli bir insân olduğu hâlde, kendisi gibi düşü. nenlerin Cennete gireceğini sanan kimse ile,
“ 2 — DünyA’da nam u nimete nAil olmuş iken, taptığı dlinyalik, râzı olduğu dünyâlık, aradığı yine dünyâlık olan kimsedir. İkisini! de tersleyin. Çünkü varacakları yer Cehennemdir. Biri de var ki, kendini dünyâlığa dâvet eden bir zengin ile, nefsin arzülarına dévet eden bir şehvet esiri aralarında bulunduğu hâlde, Allahu Teâlâ ken- (dizini her ikisinin şerrinden korur da eşki iyilere meyleder, onların işlerini araştırır ve onlara uyar. İşte bu adam büyük mükâfata hazir-
202 , İHYAU ‘ULÜMİ’D -DİN ~ Cilt: 1 — RUB’U’L – İBADAT
lanmigtir. Binâenaleyh siz de bunun gibi olmağa çalışın.» buyurmus- tur.
thn Mes‘tid’dan mevküf ve müsned olarak söyle rivâyet edilmiş. 7: tir, Diyor ki: .
«Önlar ancak ikidir. Biri kelâm, diğeri hedy [yol]dur. En yüzel siz, Allah kelâmı, en güzel yol da Peygamber yoludur. Aman, sonra- dan ihdâs edilen şeylere yaklaşmayın; çünkü fenâ geyler, sonradan ihdâs edilenlerdir. Muhdes her şey bid’at, ve her bid’at de sapıklıktır. Zaman, size uzun gelmesin – Tal-i emel beslemeyin~ ki kalbiniz kati .laşır. İyi biliniz ki, her gelecek yakindir. Agâh olunuz ki, yakin olma- yan gelmeyecek olandır. w»
Peygamber Efendimiz (BAV) bir hutbesinde :.
ME APT
1 %
~~
* ww“
+
ee > oe, He 2 1 oy See “öle «ff
ft age $4 vw ie 43,
Cy yi 5 ay rer
KA Gir west, ye e San Ga tele ee Aİ
hı
1S
‘
Nİ
fs
>
ci

