Ham Metni
Tet ve ahlâklarından rivâyet edildiği gibi bütün imkânlariyle Allahu Te’âlâ’ya yönelmişlerdi.
Vakia ki hilâfet, fetvâya gücü yetmeyen ehliyetsiz ellere geçti, fakihlerden yardım dilemek ve hükümlerinde fetvâ almak için, her hâllerinde onları berâberlerine almak zorunda kaldılar, — Tâbi’i’n (Peygamber Efendimizi görmeyip sahâbeye yetigen bilginlerinden selefin yolunu tutan ve Sahâbe’nin usülüne riâyet eden bir kısmı kalmıştı ki, onlara kadılık ve fetvâ için mürâcaat edildiği vakit kaçınır ve çekinirlerdi, Bu sebebden halifeler, vazife vermek için onları zorlamağa mecbür oldular.
Pâdişahların âlimlere “yönelmesini, âlimlerin ise bunlara ilimfat etmediklerini gören zamânın insânları, padişahlar tarafından verilen mevkileri elde etmek için ilim öğrenmeğe yöneldiler, Fetvâ — ilmine çalıştılar ve kendilerini hükümdârlara takdim ettiler; onlarla buluşmak için iltimâslar aradılar ve onlardan vazifeler, hediyeler istediler, — Kimisi umduğunu buldu, kimisi de bulamadı. Dileği yerine gelen isteme alcakiğindan kendini kurtaramadı. İşte böylelikle fakihler aranır hâlde iken, kendileri aramağa başladı. Pâdişahlardan çekinmekle, onlara yönelmekle, yüce iken küçük düştüler. Ancak her asırda Allahu Teâlâ’nın yardımına mazhar olan bilginler müstesnâdır.
410 İHYÂU ‘ULUMI’D – DIN — Cilt ; 1 — RUB’U’L – İBÂDAT
Kazâ ve hükümlerde fetvâlara ihtiyâç, fazla olduğu için o asırda en çok fetvâ ve hüküm ilimlerine yöneldiler.
. Sonraları İslâm akaaidine dâir bazı sözleri işitip onları dinlemeğe meyleden âmirler ve başkanlar peydâ oldu. Pâdişahların bu temâyü‘lünü görenler «Kelâm» ilmine daldılar. Bu bâbda bir çok eserler yazıp mücâdele usüllerini kurdular, makaalelerinde muhâlefet yollarıhi açtılar. Böyle yaparken, dini koruyup sünneti müdâfaa ettiklerini ve bid’adcileri horluga düşürmek istediklerini zan ve iddia ettiler. Nitekim onlardan önce fetvâlarla uğraşanların, güyâ insânlara acımak ve onlara öğüt vermek için gâyelerinin dini korumak, Müslümânların dini işlerini boyunlarına almak olduğunu sandıkları gibi.
Daha sonra bir sınıf ekâbir guhtr etdi; bunlar da ma’müreleri harâbeye çevirecek kadar açık husümetlere ve kanlı mücâdelelere yol açtığı için, kelâm’da mücâdele kapısının açılmasını uygun bulmadılar da, fikh’da mücâdeleye ve bilhâssa [m4m Safiti ile İmâm-ı A’zam mezheplerinin hangisinin daha üstün olduğunu münâkağa meylettiler. Bunu görenler kelâm ve diğer ilimleri terkederek, İmâm Şâfi’i ve İmâm Ebü Hanife arasındaki ayn: liklara üzerinde durdular da, İmüm Mâlik, Büfyân-ı Sevri ve Ahmed b. Hanbel ve diğerlerinin içtihâdlarını ih- mâl ettiler, Böyle yaparken de, gâyelerinin şeri’at’ın inceliklerini açık- layip mezheblerin illetlerini yerleştirmek ve fetvâ usülünü genişletmek olduğunu sandılar, Bu husüsta bir çok garib mes’eleler bulup çıkar- dılar, kitâblar yazdılar, çeşit çeşit mücâdele yolları buldular ki, bu hâl şimdi de devâm etmektedir. Gelecek asırlarda ne olacağını ve Allahu Teâlâ’nın mukadderâtı neden ibâret olduğunu bilemeyiz,
İşte bilginleri, bu ilimlere sevk eden, büyüklerin bu ilimlere temâ- yüllerinden başka bir şey değildir. Eğer pâdişahlar ve ekâbir diğer İmâAmlar’ın mezheblerine veyâ başka mezheblere meyletse onlar da ona yünelirlerdi ve gâyemiz Allahu Teâlâ’ya yaklaşmak icin din ilmiyle uğraşmaktır der ve bunu müdâfaadan geri kalmazlardı,
BU GİBİ MÜNÂZARALARI ASHÂB’IN MEŞVERETİNE VE SELEF’İN KARŞILIKLI KONUŞMALARINA BENZETEREK ONLAR İLE KARIŞTIRMANIN AÇIKLAMASI
Bilmiş ol ki, bunlar, insânları bu yola çekerek: «Bizim mübâhase- den gâyemiz, gerçeği açığa çıkarmaktır. Zira aranan gerçektir. İlimde, mânâyı bulmak için, düşüncenin ve fikirleri karşılaştırmanın fayda, ve te’siri büyüktür. İşte Sahâbe-i Kirâm’ın da (R.A.) âdetleri böyle idi.»
1 inci KITAB — 4 üncü BAB — HİLÂF İLMİ VE MUNAZARANIN AFETLERL — 111
———,
— ee
derler, Nitekim mirasda, dede ile kardeş mes’elesi (1062), sarap igen-leri had mes’elesi (106b), içtihâdında yanilan İmâm’a tazminin bor¢ olması, Ömer’den (R.A.) korkarak çocuğunu düşüren bir kadına – Ömer’in diyet vermekle hükm olunması ve diğer ferâiz mes’eleleri ve . benzeri mes’eleler ile Safi’l, Mâliki Ahmed b. Hanbel, Muhammed b. — Hasatı, Ebü Yisuf ve diğer âlimlerden (Allah conlara rahmet etsin) hak- ledilenler gibi. |
Sana yapacağım gu açıklama ite, | bu karigtirmalarini kolaylikla an- layacaksin. Hakkı aramak içini yardımlaşma, dinin icAbindandir. Fakat bunun sekiz şartı ve alâmeti! vardır.
1 — Bu kabili araştırmalar farz-ı kifâye’den olduğu için, farz-ı . aAym’ları bitirmeden bununla uğraşmamak. Üzerinde farz-ı ayn borçları dururken, hakkı aramak için farz-ı kifâye ile uğraşıyorum diyenler yalancıdır. Bu vaziyet, kumaş dokuyup dikmekle ufraşan bir beyna- .mâzın, bunu yapmaktaki gâyem: «İnsânları çıplak namâz kılmaktan kurtarmaktır.» demesine benzer ki, bu da bâzan böyle olur ve vukuu’ da mümkündür. Nitekim fakih’in, hilâf ilminde bahsedilen — nâdir mes’elelerin vukuu’nun mümkün olduğunu zannetmesi gibi. Münâ- sara ile uğraşanlar ise kendilerine farz-ı ayn olan bir çok seyleri ih- mel ederler. Bir kimse, derhâl iadesi gereken bir emâneti varken onu ödemeden en büyük ibâdet olan namâz kılmağa başlasa, bile, Allahu Teâlâ’ya âsi olur. Kişinin muti’ sayılması icin, vaktine, tertibine ve şartına riâyet etmeden yalnız yaptığı işin ibâdet cinsinden olması kâfi değildir. (İbâdet olması için bütün bunlara rlâyeti şarttır.)
2 — Bu münâzaradan daha mühim bir farz-ı kifâye olduğuna _ kani

