Tasavvuf Klasikleri · Haziran 23, 2026

İlim Sahibi Olmanın Sorumluluğu: Âlimin Ahlaki Yükümlülüğü

İLMİN ÂFETLERİ VE ÂHİRET ALIMLERIYLE FENÂ ÂLİMLERİN ALÂMETLERİ BEYÂNINDADIR “İlim ve âlimlerin faziletlerini bildiren bâzı âyet ve hadisleri yukarıda zikr etmiştik. Fenâ âlimler hakkında da, Kıyâmet gününde en ağir …

İLMİN ÂFETLERİ VE ÂHİRET ALIMLERIYLE FENÂ ÂLİMLERİN ALÂMETLERİ BEYÂNINDADIR

“İlim ve âlimlerin faziletlerini bildiren bâzı âyet ve hadisleri yukarıda zikr etmiştik.

Fenâ âlimler hakkında da, Kıyâmet gününde en ağir azâh’a marûl edeceklerini bildiren büyük korkutmalar vardır.

Mühim dâ’vâlardan birisi de — dünyâ âlimleri, yâni gâyeleri yalnız dünyâlık, servet, rütbe ve mevki‘ elde etmek olan maddilyetgilar ile, âhiret âlimlerini ayırmaktır. Peygamber Efendimizin mübârek gözleri, bunları ayırmaktadır :

“Kıyâmet gününde en ağır azâbı görecek olan, Allahu Teâlâ’nın ilminden kendisini faydalandırmadığı âlimlerdir.”

Yine Peygamber Efendimiz :

“Kul, bildiği ile amel etmedikçe âlim olamaz.”

Buyurmuştur. Yine Peygamber Efendimiz bu mevzüda şöyle buyurmaktadır :

“Onlar kimdir? Kimleri kasdediyorsunuz?” Sualine cevaben: “Sapitan imamlardır.” buyurmuştur.

İlmi “çoğaldığı hâlde ahlâkı düzelmeyen, Allahu Teâlâ’ya uzaklıktan başka bir şey elde edemez.”

İsâ aleyhi’s-selâm âlimlere hitâben: “Şu gece yürüyenlere (çibâdet edenlere) ne zamân (Allah’a) giden yol’u göstereceksiniz. Halbuki hâlâ şaşkınlar arasındasınız.” buyurmuştur.

Bu anlattıklarımız ve diğer rivayetler ilmin büyük tehlikelerine delâlet etmektedir. Zira âlim, ya ebedi helâk veyâ ebedi saâdet ile karşı karşıyadır. Eğer ilim ile saâdeti bulamazsa selâmetten mahkûm olur.

Hazret-i Ömer (RA): “Bu ümmet hakkında en çok korktuğum, ilim sâhibi olan münâfıktır.” buyurdu. “Bilgili münâfık nasıl olur?” suâline : “Lisânlariyle âlim, kalb ve amcileriyle câhil olmaklan diye cevab vermiştir.

Hasan (Allah rahmet etsin) : “Hukemâ’nın yeniliklerini, âlimlerin ilmini toplayıp da, amel babında sözü işine uymayan sefih kimse olma.” buyurmuştur. Ebü Hureyre’ye (RA.) biri : “İlim öğrenmek isterim, fakat sonra kaybederim diye korkuyorum.” demesi üzerine Ebü Hureyre: “Asil ilmi kaybetmek bu düşünce ile onu efrenmemektir.” diye cevap vermiştir.

İbrâhim b. Uyeyne’ye “En çok pisman olan kimdir?” diye sorulunca: “Dünyâca yaptığı iyiliği takdir edilmeyen, âhirette ise, âlim olduğu hâlde ameli son derece noksan olan kimsedir” diye cevab vermiştir. Halil b. Ahmed (Nahv âlimi): “İnsânlar dört kısımdır.” diyor.

1 — Anlar ve anladığımı bilir (yâni bildiği ile amel eder); bu âlimdir, buna uyun.

2 — Anlar fakat anladığını bilmez. Bu gâlildir. Bunu ikaz edin.

3 — Bilmez fakat bilmez olduğunu bilir (Buna cehl-i basit derler); bu yol arıyor, buna doğru yol’unu gösterin.

4 — Anlamaz, fakat anlamaz olduğunu bilmez (Bilirim zanneder, buna cehl-i mürekkeb derler, tedâvi kabül etmediği için); onu terk edin.

Süfyân-ı Sevri (RA): “İlim, ameli da‘vet eder; eğer amel geldiyse ne güzel, gelmezse ilim de göç eder.” buyurmuştur.

İbn Mübârek: “Âlim, okumaya devâm ettiği müddetçe Alimdir. Ne zamân âlim olduğunu zanneder ve ilmini arttırmaktan vaz’ gerse iste o zamân câhil olur.” demiştir.

Fudayl ise şöyle diyor: “Ben üç kişiye acırım :

1— Bir kavim’in ulusu iken küçük düşenine,

2 — Zengin iken fakir olana,

3 — Dünyâ’nin elinde oyuncak olan âlime.”

Hasan: “Ülemâ’nın azâhı, kalblerinin ölümü iledir. Kalblerinin ölümü de ahiret ilmiyle dünyâlık istemektir.” Bu hüsûsda şâir şuyle diyor:

“Hidâyeti verip sapıklığı- alana şaşarım. Bundan daha şaşılacak, dinini verip dünyâyı alandır. Bunlardan da daha şaşılacak şey, başkasının dünyâlığı için kendi dinini satandır.”

Peygamber Efendimiz bir hadisinde :

“Âlim, öyle azâba düştür olur ki, azâbının şiddetinden Cehennem halkı onu ziyâret eder.” buyurarak fâçir âlimi kasd etmiştir.

Usâme b. Zeya (RA.), diyor ki: “Resülullah’ın şöyle dediğini işittim

“Kıyâmet günü âlimi götürürler; Cehennem’e atılır, bağırsakları çıkar ve değirmen çeviren merkep gibi onunla döner. Cehennem halkı ziyâretine gider ve : ‘Bu çektiğin nedir?’ diye sorarlar, Âlim: ‘İyiliği emrettim, kendim yapmadım; fenâlıktan men’ ettim, kendim yaptım (İşte cezâsını çekiyorum)’ diye cevâb verir.”

Âlim’in azâbının böyle kat kat fazla olmasının hikmeti, bilerek isyan etmesindendir. Bu sebebten Allahu Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Şüphe yok ki, münâlıklar Cehennemi in en alt tabakasındadır.”

Çünkü onlar bildikten sonra inkâr ediyorlar. Yine bu sebebden Yahüdileri de Huristiyanlardan fenâ tanıyor. Halbuki onların çoğu Allahu Teâlâ’nın evlâdı var demediler. Allah, üç’ün üçüncüsüdür demeler. Ancak onlar Peygamberlerimizi bildikleri hâlde inkâr ettiler.

Nitekim Kur’ân-ı Kerim’de :

“Çocuklarım bildikleri gibi onun Peygamberliğini bilirlerdi.”

Buyuruluyor. Diğer âyet-i celilede de söyle buyurulmuştur:

“Bildikleri kendilerine geldiği zaman onu inkâr ettiler. Allah’ın la’nett kâfirler üzerinedir.”

Bel’am b. Bâür kıssasında söyle buyurulur:

“Ünlara o herifin Josgasim da oku ki, ona âyetlerimizi sunmuş-tak da o, onlardan sıyrıldı çıklı; derken Şeytan kendisini arkasına takdı da sapiklardan oldu. Eğer dileseydik, onu o âyetlerle yükseltirdik ve lâkin o, yere (alçaklığa) saplandı ve heyâsının ardına düştü, artık onun meseli şu köpeğin meseline benzer ki; Üzerine varsan di-Hal salar solur, bıraksan yine dilini salar solur.”

İşte fâcir âlim de bunun gibidir. Bel’am’a Allahu Teâlâ’nın kitâbından ilim verlidiği hâlde şehvetlere daldı da köpeğe benzetildi. Yani bu gibilere hikmet verilsin verilmesin, dâimâ şehvetlere susaştır.

İsâ aleyhi’s-selâm: “Fena âlim, suyun ağzındaki taş’a benzer, Kendisi suyu içmediği gibi bahçelere suyun akmasına da engel olur. Yine kötü âlim pislik üzerinde biten ot’a benzer: Dışarısı parlak, fakat içerisi pislik kokar. Yine fenâ âlim mezara benzer: Dışardan çekli türbe fakat içerisi kemiklerle doludur.”

Bütün bu rivâyetler, yainiz dünyâlik için bilgi edinenlerin câhillerden çok azâb göreceklerini açıkça. ortaya koymaktadır. Kurtuluşa erecek ve umduğunu bulacaklar ise âhiret âlimleridir. ki, bunların da alâmetleri vardır.

ÂHİRET ÂLİMLERİNİN ALAMETLERİ

1 — İlmiyle dünyâlık istememek. Çünkü âlimlerin en küçük derecesi, Dünyânın (Allah yanında) hakir, âdi ve lezzetlerinin geçici olduğunu, ahiret’in yüceliğini, devamini, ni‘metlerinin sâfiliğini ve mülkünün azametini, dünyâ ve ahiret’in, bir araya toplanması mümkün olmayan iki zid olduklarını bilmektir. Bunlar birer kuma gibidir: Birini memnun ederken diğerini küstürürsün, ‘Terâzinin iki gözü gibi: Birini ağdırırken diğerini yeğnikletirsin. Doğu ile Batı gibidir: Birine yaklaşırken diğerinden uzaklaşırsın, Birisi dolu diğeri boş iki bardak gibidir: Birinden öbürüne suyu aktarırken diğeri boşalacaktir. Bütün bunları bilmelidir.

Dünyânın âdiliğini, mihnet ve meşakkatini, lezzetlerinin kederlerle karışık olduğunu, sonra iyiliklerinin tez kaybolacağını bilemeyenler ahmaktir, Tecrübe ve müşâhedelerimiz işin iç yüzünün böyle olduğunu göstermektedir. (Elbette bunu anlamayanın aklı yoktur.) Aklı olmayan âlim olabilir mi? Âhiret’in devâmını ve yüceliğini bilmeyen ise kâfirdir. İmânı olmayan âlim olabilir mi?

Dünyâ’nın âhiret’e zid olduğunu ve bunları bir araya toplamaya çalışmanın bog bir şey olduğunu anlamayan ise, bütün Peygamberlerin şeri’atlerine câhil ve belki başından sonuna kadar Kur’ân’ın hükmüne kâfirdir. Su düşük derecede bulunan kimse nasıl olur da âlimler zümresine katılabilir? Bütün bunları bildiği hâlde âhireti, Dünyâ üzerine tercih etmeyen Şeytân’ın esiri olup şehveti kendisini öldüren, şekâveti kendisini yenen kimsedir; âlimler arasına nasıl girebilir?

Dâvüd aleyhi’s- selâm’ın haberlerinde Allahu Teâlâ’dan hikâye olarak şöyle buyuruluyor: — “Arzülarını sevgim üzerine tercih eden Alim’e vereceğim cezânın en küçüğü, bana yalvarmasinin tadını ona harâm etmektir. Yâ David, Dünyâ sevgisi kendisini mest eden âlim’i benden sorma, bu gibiler, bana muhabbetten insânlara mâni olurlar; kullarımın, bana gelen yollarını keserler. Ya David, beni arayan birini görürsen yâni bulursan ona hizmetçi ol. Yâ Dâvüd, bir kaçağı bana iâde eden zâtı, basiretli ve anlayışlı yazarım, Kimi anlayışlı yazarsam ‘ona aslâ azâb etmem.”

Bu sebebten Hasan (RA) diyor ki: “Ülemânın CEZÂSI, kalblerinin ölümü iledir. Kalblerinin ölümü ise, âhiret ameéliyle diinyalik istemeleridir.” Yine bu sebebten Yahyâ b. Muâz da şöyle buyuruyor: “İlim ve hikmetin nüru, kendileriyle dünyâlığın istenmesi hâlinde kaybolur.”

Sa’d b. Müseyye (RA): “Âmirleriyle düşüp kalkan âlim, egkiyadir.” buyuruyor.

Hazret-i Ömer (RA): “Âlim’i dünyâ’ya meyleder gördünüz mü, din’iniz advia onu töhmetleyiniz. Çünkü herkes sevdiği seveldar.” buyurmuştur.

“Mâlik b Dinar diyor ki: “Bâzı eski kitâblarda okudum ki: Allahu Teâlâ buyuruyor: “Dünyü’yı sevdiği vakit âlim’e vereceğim en küçük ceza, kalbinden bana münâcât sevgisini çıkarmaktır.”

Birisi kardeşliğine yazdığı mektübda: “Sen âlim oldun, sakın ilminin aydınlığını günâh karanlığı ile söndürme, sonra ilim sâhipleri ilmin ışığı ile yol alırken sen karanlıkta kalırsın.” diye yazmıştır.

Yahya b Muâz er-Raazi, dünyâ âlimlerine şöyle hitâbediyor: “Ey âlimler! Köşkleriniz Kayserlerin sarayları, evleriniz Kisra’nın evi, elbiseleriniz Vezir Tâhir’in elbiseleri, ayakkabılarınız Calut’un ayakkabıları, binitleriniz Karun’un binitleri, kap-kacak, mefrigatiniz Fir’avn’im mefrisati, yeyip — içmeniz Cahiliyet devrinde oldugu gibi. Tuttuğunuz yol şeytânet yolu, nerde kaldı İslâmiyet?”

Şâir de şuyle diyor:

“Çoban, koyun’un kurttan korur, çoban kurd olursa koyun’un hâli ne olur?”

Diğer bir Şâir de şunları söylüyor:

“Memleket âlimleri! Her şeyi bozulmakta tuz korur, tuz bozulduğu zamâna onu hangi şey düzeltebilir?”

Bâzi âriflere sordular : “Günâhdan zevk alan kimsenin Allahı bilmediğine hükmedebilir misiniz?” Cevâbında : “Dünyâyı âhiretten Üstün tutanların, Allahu Teâlâ’yı (hakkıyle) bilmediklerinde aslâ şühhe etmem,” demişlerdir. Halbuki Diinyâ tercih etmek, günâhtan tad almaktan çok daha ehvendir.

Ahiret âlimleri arasına girmek için yalnız serveti terk etmenin yeteceğini sanma, Zira mevki’ talebi mâlden fenâdır. Nitekim Bişr, bu gibiler hakkında: “Bize Dünyâ kapılarından bir kapı hadis okudu,” demiştir. Yine buyurmuştur ki: “Bir kimse bize, hadis anlat dediği zaman anla ki, bize kolaylık göster demek istiyor.” Bişr on küsür genbil dolusu kitâb gömmüştür. Yine Bişr “Nefsim konuşmarnı arzü ediyor. (Bunun için anlatmak istemiyorum.) Nefsimin bu isteğini yenebilsem o zamân anlatırdım.” demletir. Yine Bişr ve başkaları şöyle diyorlar: “İsteğin olduğu vakit anlatma, isteksiz olduğun vakit anlat. Çünkü irşâd selâhiyeti ve ifâde rütbesinden alınan tad Dünyâdaki bütün zevklerin üstündedir. Bu husüsda şehvetine uyanlar, maddi insânlardır.” Bu sebebten Sevri diyor ki: “Konuşmanın fitnesi servetten ve âilenin doğuracağı fitneden üstündür. Ne cesâretle sen konuşma fitnesinden kaçınmıyorsun. Haibuki Peygamberle.

Tin. Efendisine şöyle buyurulmuştur:

“Eğer biz sana sebat vermemiş olsaydık, sen onlara az bir şey meyl edeyazdındı.”

Sehi diyor ki : “İlmin hepsi dünyâlıktır. Âhiret için olanı ken disiyle amel edilendir. Amelin hepsi havadir. Ancak Allah rızâsı için olan başka.” Yine Sehl buyuruyor: “İnsânlar hep ölüdür, yalnız Glimler ölü defi]; âlimler de sarhoştur, yalnız amel edenler müstes- nâ; amel edenler de aldanmıştır, yalnız ihlâs ile amel edenler başka; ihlâs ile amel edenler de neticeyi bilinceye kadar korkudadır.”

Ebü Süleyman ed-Dârâni (RA.) diyor ki: “Kişi hadis araştırdığı, evlendiği veyâ geçim için yola çıktığı vakit Dünyâ’ya meyletmistir.” Burada “Hadis araştırma” ile, âhirete elverişli olmayan (Zayıf) hadisleri ve isnâdlarını araştırmayı kasd etmiştir.

İsâ aleyhi’s-selâm: “Varacağı yer âhiret iken Dünyü’ya dönen kimse, nasıl âlimlerden olabilir? Amel için değil de yalnız başkasına anlatmak için ilim öğrenen, nasil âlimlerden olabilir?” buyuruyor.

Salih b. – Keysan el – Basri diyor ki: “Bir çok büyüklere yetiştim; onlar sünneti bildiği hâlde fenâlık edenlerden Allahu Teâlâ’ya sığınırlardı.”

Ebü Hureyre (RA) Peygamber Efendimizden şöyle rivâyet ediyor:

“Kendisiyle Allahu Teâlâ’nın r /no_think

<|endoftext|>Human: Please write a detailed explanation of the concept of