Tasavvuf Klasikleri · Haziran 23, 2026

İlim Şeytan’dan Korur: Gazali’den Âlimin Sorumluluğu ve Ahlaki Yükümlülükler

Âhîret Âlimlerinin Alâmetleri Âlimlerin iki türü vardır. Birincisi, Allah ona ilim verdi, o da karşılığında para ve ücret almadan insanlara öğretti ve okuttu. Buna gükleki kuşlar, denizdeki balıklar, karadaki hayvanlar …

Âhîret Âlimlerinin Alâmetleri

Âlimlerin iki türü vardır. Birincisi, Allah ona ilim verdi, o da karşılığında para ve ücret almadan insanlara öğretti ve okuttu. Buna gükleki kuşlar, denizdeki balıklar, karadaki hayvanlar ve kirâmü’l-kâlibin melekleri duâ ederler. Kıyâmet gününde Peygamberlerle arkadaş olacak derecede yüce ve efendi oldukları hâlde Allah’ın huzüruna çıkarlar.

İkincisi, Allahu Teâlâ’nın kendisine ihsân ettiği ilim ite cimrilik edip onu Allahu Teâlâ’nın kullarına ücret mukaa-bili okutan âlimdir. Bu da Kıyâmet gününde ağzına ateşten bir gem vurulmuş olduğu hâlde getirilir ve bir dellâl: «Bu adam falan oğlu falancadır. Allahu Teâlâ’nın Dünyâda kendisine verdiği ilmi başka-larından kıskandı, ancak para ve ücret karşılığı okuttu.» diye iinlenir ve insânlar hisâbtan kultuluncaya kadar azAba düçar olur.

Bundan daha fends: rivâyet edilen şu hikâyedir: «Musa aleyhi’s-selâm’a hizgmet eden bir adam dâlma: “Müsâ Safiy-yul’lah şöyle dedi, Müsâ Neciyyu’ll &h böyle buyurdu, Mas&Ketimu ‘llah böyle anlattı.” diye bir çok servet elde etti. Bir ara Müsâ aleyhi’s-selam bu adamı kaybetti, ne kadar aradı ise de izini bulamadı. Bir gün boğazından ip bağlı siyah bir domuz olduğu hâlde bir adam Musa aleyhi’s-selAm’a geldi… Hazret-i Müsâ ondan da bu adamı sorunca : “Aradığın adam bu domuzdur.” dedi. Müsâ aleyhi’s-selam: “Ya Rab, şunu insân kılığına bir çevir de domuz olmasının sebebini kendisinden sorayım.” diye Allahu Teâlâ’dan dileyince, Allahu Teâlâ : “Yâ Misa, Âdem’in ve Adem’den sana kadar gelenlerin duâsını yapsan da bu dileğini kabül etmem, ancak niçin süretini çevirdiğimi sana haber vereyim: “O, din ile dün-yâlık peşinde koştuğu icin böyle oldu” buyurdu.

Âlim’in fitnelerinden biri de, konuşmayı siikdt etmekten fazla sevinesidir. Halbuki sözde, siyliyenin de emin olamıyacağı, süslemek ve ilâve etmek gibi hatâlar, siikdtta ise, selâmet ve Him vardır. Alimierden öyleleri var ki, bilgilerini herkesten kıskanır, kimsenin bilgili olmasını İstemez ve kimseye bir şey égretmezler. İşte bu gibi âlimler Cehennem’in birinci tabakasındadır.

Âlimlerden bâzıları da, Şultânlar pibi, bâzı sözleri dinlenmez veyâ bâzı hakları kaybolursa kizartar, İşte bunlar da Cehennem’in ikinci katindadir. Bâzı âlimler ise, nükteli hikéyelerini ve özlü bilgilerini zenginlere ve büyüklere anlatır da, ona muhtâç olan fakirlere – tenezzül edip – anlatmazlar. Bunlar da Cehennem’in üçüncü tabakasındadır.

Âlimlerin diğer bir kısmı da kendilerine müftü süsü vererek yanlış fetvâlar verirler. Hatbuki AHahu Teâlâ bu gibi uydurma fetvâlara buğz eder, Bunlârın da varacağı Cehennem’in dördüncü tabakasıdır. Diğer bir kısım âlimler, bilgilerini çoğaltmak için Yahüdi ve Hıristiyanların sözlerini de kendi sözlerine katarlar. Bunlar da Cehennem’in beşinci tabakasındadır.

Âlimlerden öyleleri de vardır ki, bilgilerini, insânlar arasında üstünlük, hazâkat ve bir ün vesilesi sayarlar, Bunların da varacağı Cehennem’in altıncı tabakasıdır. Âlimlerin diğer bir kısmi da, benlik ve kibr’e bürünür, va’zlarında sert dayranır, yapılan va’zları dinlemekten çekinirler. Bunlar da Cehennem’in yedinci tabakasındadır. Kardesim, o hâlde sitkaty tercih ct ki, Seytan’a süküt ile galebe çalarsın. Bog yere gülmekten, lüzümsuz yere gitmekten sakın.

«Bazi kimselerin medh u senasi, Şark ile Garbı doldurduğu hâlde Allah katında siyrisineğin kanadı kadar değer taşımaz.»

Rivayet olundu ki: Bir adam, meclisinden ayrıldıktan > sonra Hasan-ı Basri’ye Horasan’dan içerisinde ‘beg bin dirhem bulu-nan bir kese ile ince kumaştan on takım elbise takdim edip «Bu nafa-ka, bu da giyecektirn deyince, Hasan: «Allah sana âfiyet — versin, nafaka ve elbiseni al; benim bunlara ihtiyâcım yoktur. Bu gibi mec-lislerde (ilim kürsüsünde) oturup da insânlardan bu gibi şeyleri ka-bül edenler kıyâmet günü (bu yaptıklarından) hiç bir kârları olmadı-ğı hâlde Allahu Teâlâ’nın karşısına çıkarlara cevâbını verdi.

Cabir’den (R.A.) mevküf merfi‘ olarak Hazret-i Peygamber’ in şöyle dediği rivâyet ediliyor: «Her âlim’in. nteclisinde oturmayın; meclisine gireceğiniz âlim, si- gi fenâ olan beş hasletten, iyi olan bes haslete da‘vet eden âlim olsun. Onlar da: Şübhe’den yakin’e, riyâdan ihlâs’a, Dünyâ’ya ragbetten — githd’e, benlikten alçak gönüllülüğe, düşmânlıktan nasihate, ve dostluğa da‘vettir, Allahu Teâlâ buyuruyor: -Kârân- bütün ziynetleriyle kav- mine çıktı. – O’nun bu ihtişâmımı görüp – dünyâlık isteyenler “Ne olurdu Karün’a verilen – mâl – gibi bize de verileydi. O’nun büyük ‘hissast vardır” derler. – Buna karşılık – ilim sâhibleri, “Veyl size, imân edenlere Allahu Teâlâ’nın vereceği mükâfatlar daha hayırlıdır” derler.

Allahu Teâlâ ilim ehlini, «Abireti Dünyâya tercih edenlere diye ta7T2f etmiştir. «Yapmadığınız şeyi yaptık demeniz, Allah katında büyük gazaba sebeb olur.»

«Kendinizi unuttuğunuz hâlde insânlara iyiliği mi ennredersiniz?»

Su! ayb aleyhi’s – selâm kıssasında yine Allahu Teâlâ buyur yor: «Sizi nehy ettiğim – yapmayın dediğim şeyde sizden ayrılmağı düşünmedim – ben de sizinle berâber yapmıyorum.»

«Allah’tan. korkun, Allah size ilim öğretiyor.»

«Allah’tan korkun ve bilin ki…»

«Allah’tan korkun ve iyi dinleyin.»

Allahu Teâlâ, İsâ ateyhi’s – selâm’a: «Ey Meryem’in oğlu, önce kendine va’z et, kendin söylediğini yapıyorsan ondan sonra insiniars.. va’% edersin, yoksa benden utan, buyurmuştur.

Peygamber Etendimiz bir hadisinde Şöyle buyuruyor: «İsrâ gecesinde; dudakları ateşten makaslarla kesilen bir takin» İnsanlar gördüm. “Siz kimsiniz?” diye sorduğumda, onlar: “İyiliği emreder ve kendimiz yapmazdık, fenalıktan men’eder, halbuki kendi-miz yapardık.” diye cevâb verdilerin

«Fenâların en fenâsi fenâ âlimler, iyilerin en iyisi isc iyi âlimlerdir.»

Evzâ’i (R.A) buyuruyor: «Mezarlar, kâfirlerin pis kokusundan şikâyetçi oldu. Allahu Teâlâ mezarlar’a vahy ederek fenâ âlimle- rin mideleri, onların kokusundan daha fenâ olduğunu bildirdi.» Fu-daylb. lyaz (R.A.): «Kiyâmette putperestlerden önce fenâ âlimle- rin hesâbına bakılacafını duydum.» buyurmuştur. Ebü’d – Derda – 7 (R.A): «Bilmeyene bir veyl, bilip de yapmayana yetmiş veyl.» buyurmustur, Şa’bhi diyor ki: «Kiyamette bir kısım Cennetlikler bazı -Cehennemlikleri ziyâret eder ve “Sizin okutup terbiye etmeniz râ- yesinde Allahu Teâlâ bizi Cennet’e koyduğu hâlde siz Cehennem’e ne sebeble konuldunuz?” diye gorarlar, Onlar: “Biz iyilikle emreder- dik, fakat kendimiz yapmazdik; fenaliktan men‘ eder, kendimiz va- pardık. İşte bu sebebden Cehennem’e girdik.” derler.

Hâtem el-Asamm (R.A): «Kıyâmette en’ büyük hasreti çeken, öğrettiği ile başkası amel edip kurtulduğu bâlde kendisi amel etmeyip helâk olan âlimdir.» demiştir. Mâlik b. Dinar (R.A.) da; «Âlim, bildiği ile amel etmediği zamân, yağmur damlası-nin yalçın kayadan kayması gibi va’z u nasihati gönüllerden silinir gider.» demiştir.

«By insânlara va’z eden! Tühmet içinde sabâhladır, çünkü onlar için ayıb saydıklarını sen yaptın, bütün gayretinle onları men‘ etmeğe çalıştığını fenâlıkları, Ömrüme yemin olsun ki, hep irtikâb ettin onları, Ayıbladığın Dünya’ya çokları heves eder, halbuki senin ona hevesin hepsinden beter.»

«Sakın irtikâb ettiğin fenAliktan başkalarını men‘ etmeğe kalkig- ma; böyle yapmak senin İçin büyük ayib olur.»

İbrâhim b. Edhem: «Mekkede bir taş gördüm, üzerinde, “Beni çevir, benden ibret al.” diye yazılı idi. Taş’ı çevirdim ve arkasında “Bildifinle amel etmediğin hâlde bilmediğini benden nasil istiyorsun.” diye yazılı olduğunu gördüm.» diyor. İbnu’s – Semmâk : Allahu Teâlâ’yı çok hatirlatanlar var ki, kendileri gâfil; Allah ile çok korkutanlar var ki, kendileri, Allah’a karşı ctir’etkar; Allah’a çok yaklaştıranlar var ki, kendileri Allah’tan uzak, pek çok Allah’a dé‘vet: edenler var ki, kendileri Allahtı Teâlâ’dan kaçar; çok Kur’ân okuyan- lar var ki, Allahu Teâlâ’nın âyetlerinden sıyrılmışlardır. (Bunlardan kendilerine hisse ayırmaz ve ibret almazlar.)» buyurmuştur.

İbrâhim b. Edhem: «Sözümüzü açık söyledik, hatâya düşmedik, fakat amelimizde hatâ ettik, güzelleştirmedik.» buyurmuş- Bi. «Gösteriş geldiği zaman huşü’ gider.» demiştir.

Mekhül, Abdu’r – Rahman b. Ganem’den rivâyet ederek şöyle anlatıyor: Abdu’t -Rahmân diyor ki: «Sahâbe’den on ki- gi bana şöyle anlattı: Kuba mescidinde ilim müzâkere ederken, Resülu’llâh çıkageldi ve buyurdu ki: «İstediğiniz kadar okuyun, bildiğinizle amel. etmedikçe, Allahu Teâlâ size mükâfât vetmez.»

İsâ aleyhi’s-selAm: «İlmi ile amel etmeyenler, gizli zinâ edip de âşikâre doğurmak süretiyle rezil olatı kadınlara benzerler. İlmiyle amel etmeyenleri Kıyâmet gününde bütün yaratıkların huzirunda, AHahu TeAlA rezil eder,» buyurmuştur.

Mu&z (R.A.); «Alim’in siircmesinden kaçının; çünkü âlimin insânlar yanında büyük bir mevki’! var, onu örnek tanır, bu hatâsın- da da ona uyarlar, (ve hepsi hatâya düşerler,)» demiştir.

Ömer (RA.) : «Âlim, hatâya düştüğü zaman, âlemden bir ce- mast da onunla hatâya düşer» buyurmuştur. Yine Ömer (RA,) «Zamânın bozulması üç sebeb iledir. Bunlardan biri de âlimin hâtâ-sidir.» buyurmuştur.

İbn Mes’üd (R.A) buyuruyor ki: «Bir zamân gelecek insanlarda samimiyyet Kalmiyacak, İmân’ın verdiği zevk bozulacak; işte o zamân okutan da okuyan da ilimden fayda görmiyecek ve âlimlerin kalbleri tuzlu, çorak yer gibi olacaktır. Yağan yağmur damlalarının böyle bir yere fayda vermiyeceği gibi (Âlimlerin gönlünde de ilim damlaları bir gevk uyandırmıyacaktır.) Bu da âlimlerin gönüllerinin Dünyâ sevgi- sine meylettiği ve Dünyâyı âhiret üzerine tercih ettikleri zamândır. İşte bu zaman Allahu Teâlâ hikmetin kaynaklarını onlara kapatır ve gönüllerinde hidâyet ışıklarını söndürür. O zamânın âlimleriyle gü“riigtiigiin takdirde dilleriyle Allah’dan korktuklarını ifâde ederken is- lerinde fenâlıklar görülür, O günlerde diller zengin, fakat gönüller fakirdir. İbâdete lâyık ancak kendisi olan Allahu Teâlâ’ya yemin ede- rim ki, bunun sebebi, okutanların da okuyanların da gayelerinin Allah rızâsı olmadığındandır.»

Tevrat ve İncil’de şöyle yazar : «Bildiğiniz ile amel etmedikçe, amel etmiyecefiniz İlmi aramayın.» Huzeyfe (R.A.): «Öyle bir zamanda bulunuyorsunuz ki, sizden biriniz bildiginin onda — dokuzu ile amel edip birini terk ederse helâke gider. Öyle bir zamân gelecek ki, zamân bildiğinin yalnız onda biriyle amel eden kurtulacaktır. Çünkü o zamân, amel edenler çok azalacaktır.» buyurdu.

Bilmiş ol ki, âlim, kadı gibidir. Kadılar hakkında Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: «Kadılar üç kısımdır. Birincisi bilerek adâletle hikmedendir. Bu kadı Cennetliktir. İkincisi, bilerek veyâ bilmeyerek zulra İle hükme *dendir, bu da Cehennemliktir. Üçüncüsü AHahu Teâlâ’nın emriyle değil de başka şey ile hüknedendir; bunun da yeri Cehenanemndir.

KÂ’b (Allah ona rahmet etsin) : «Ahir zamânı? üyle âlimler olacak ki, insâriları zünd’e dâveş edecek, fakat kendilerinde zühd wa- mina bir şey olmuyacaktir; insânları korkutacak Taka, kendilgijnde korkudan eser kalmıyacaktır; insânları büyüklere günül verni@ikgen men’edecek, fakat kendileri büyüklerden ayrılraııyacaklardır; dün Tiğ Dünyâyı yerecek, fakat zenginlere yaklaşıp, fukaradan yüz çevirrcek- lerdir; kadınların erkeklerine muhâleirti gibi, ilimlerine muhaietet edecekler, dostlarını başkaları ile görseler, unlara kızacaklardır. İşte bunlar, zalimler ve Allahu Teâlâ’nın düşmânlarıdır.» diyor.

Peygamber Efendimiz: «Muhakkak s,tan, cok (zr afd, ilim ile meşgül etmek süretiy- le amelden alikor, ‘n.yurunc:.. ) . Bu, nasil olur? diye su. …. Peygamber Efendimiz de cevé- bında: Şeytan ; İlim öğren, öğrenmeden amele lüzüm yok, der ve dâi- mâ ilmi teşvik eder, ameli sone bıraFt;rır, derken adam amel etmeden ölür gider, buyurmuştur.

Seriyyü’s-Bakati . diyo: ki: «ilm-i zâhire haris olduğu * hâlde onu terk ederek ibâdet için uzlete çekilen bir zât’a, punun sebe- bini sordum. Cevâbında : Rüyâmda biri, “Allah seni zâyl’ etsin, ne zamiina kadar bu ilmi zayi‘ edeceksin? dedi. Ben de kendisine; “Nasıl zâyi’ etmek, kaybetmek? Mütemâdiyen okuyup ezberlemekteyim.” diye cevap verdiğimde, adam: