Tasavvuf Klasikleri · Haziran 23, 2026

İlim ve Ahlak: Gazali’nin Öğretmen-Öğrenci İlişkisi Rehberi

İlimin Kazanılması ve Kullanılması Bilmiş ol ki, servet kazanmakta olduğu gibi, ilimde de insanda dört hâli vardır. Mal sâhibinin, istifâde hâli var, bu hâli ile servet kazanır. Tutumluluğu hâli var, bununla zâtını …

İlimin Kazanılması ve Kullanılması

Bilmiş ol ki, servet kazanmakta olduğu gibi, ilimde de insanda dört hâli vardır. Mal sâhibinin, istifâde hâli var, bu hâli ile servet kazanır. Tutumluluğu hâli var, bununla zâtını ihtiyâcdan kurtarır, kendini bakması hâli var, bununla da kazancından faydalanmış olur, başkalarına infâk var, bununla da cömert ve fazilet sâhibi olur ki, en şerefli hâli budur. İlim de, mâl gibi elde edilir. İlmi aramak ve kazanmak hall var, ilme sâhip olma hâli var, bu sâyede başkasına sormaktan kurtarır, aydınlanma hâli var, ki bununla öğrendiklerini düşünür ve onlardan fâldelenir. Bir de başkasını öğretme hâli var, bu da en şereflisidir.

Kim, öğrenir; öğrendiği ile amel eder ve başkalarını öğretirse, mânevi âlemde saygı ile anılır. Bunlar: Güneş gibidir, hem kendisi nürludur ve hem de başkalarını aydınlatır. Misk gibidir, kendisi de güzel kokar, başkalarına da güzel koku saçar. Bildiği ile amel etmeyenler: (Sahifeleri ilimle dolu) defter gibidir. Başkasına kârı var fakat kendisi bir şey anlamaz. Bileği-taşı gibidir. Bıçağı biletir fakat kendisi kesmez, iğne gibidir. Başkasını giydirir fakat kendisi dâima çıplak durur, lâmba fitili gibidir, başkasına ışık verir fakat kendisi yanar.

Nitekim ilminden istifâde edip başkalarına faydası dokunan kimse hakkında şâir: «O ancak lamba fitilidir, kendisi yanarken başkasını aydınlatır.» demiştir.

(Kendisini ilimle kerâle eriştirdikten sonra) öğreticilikle mesgal olmağa başlayınca büyük bir işi boynuna aldığını ve şerefli işe giriştiğini bilmeli ve bunun için de muallimliğe uygun olan edeb ve nezaket’e riâyet etmelidir. Binâenaleyh muallimin riâyet edeceği yedi vazife vardır.

1 — Babanın evlâdına olan şefkati gibi, öğrencileri esirgemektir. Nitekim Peygamber Efendimiz bir mübârek sözünde şöyle buyuruyorlar: «Ben, sizin için, çocuğuna karşı bir baba gibiyim.» (123)

(Anne baba çocuğunu dünyâ ateşinden koruduğu gibi) Peygamber Efendimiz de ümmetini Âhiret ateşinden korur. Âhiret ateşinden korumak ise, daha mühimdir. Bu sebeptendir ki, muallimin hakkı anne baba hakkından üstündür. Anne baba geçici olan şu hayâtın vargına, muallim ise ebedi saâdetin te’minine vesiledir. Hoca olmayaydı babasından elde ettiği, ebedi yokluğa mahküm idi. Âhirette ebedi hayâtı kazandıracak olan ancak muallimdir. Muallim demekle âhiret ilimlerini, veya diñyalik için değil de âhiret için dünyâ ilimlerini öğreteni kasdediyorum. (Allah için insânlığa bir hizmet gayesi olmayıp da beseriyet! tahakküm altına almak ve) Diñyalik için okutmak hem kendisini hem de okuyanı helâke sürüklemek demektir. Bu Bibi ilimden Allah’a sığınırım.

Bir âilenin çocukları karşılıklı güven, sevgi ve saygi içinde maksada doğru ilerleyecekleri gibi, bir hocanın talebeleri de böyle karşılıklı sevgi ve saygı içinde olmalıdırlar. Eger gâyeleri âhiret ise, zâten başka şekil olamaz. Eğer gâyeleri dünyâlık ise, aralarında kin ve çekememezlikten başka bir şey bulunmaz. Zira gerçek âlimler ve âhiret çocukları dünyâ’dan Allah’a giden yolda Allah’a doğru yolculuk hâlindedirler, diñnya’nın yıl ve ayları yol üzerindeki misâfirhâneler mesâbesindedir, Şehir ve köyler arası yolculukta arkadaşlık, dostluk ve sevgi vesilesi olunca, ya Firdevs-i Â’lâ’ya (Cennetin en yüce katına) yolculuk edenler arasında sevgi saygı nasıl olmasın? Halbuki âhiret saddetinde aslâ darlık yok, bu sebeptendir ki âhiret yolculatı arasında nizâ’ olmaz. Bilgileriyle riyâset umanlar Hak Teâlâ’nın:

«Mü’minler ancak kardeştir.» (49- Hucurat: 10)

Âyet-i celilesi gereğinin dışında kalıp:

«Buradaki dostlar, o gün, yek diğerine düşmândır, ancak müktekinler değil.» (43 – Zuhruf: GT)

Âyet-i celilesi şümülüne girerler.

2 — Ta’lim ve ifâdelerinde Sâhib-i şeri’at Peygamber Efendimiz’e uymaktır. Öğretme karşılığı ücret istememeli, talebeden mitikéfat ve hattâ teşekkür bile beklememelidir. Öğrettiğini ancak Allah için öğretmeli ve gayesi Allahu Teâlâ’ya ulaşmak olmalıdır. Her nekadar öğrencilerin minnettar olmaları gerekirse de, kendisine biyile bir hak tanımamalı, belki kalblerine ilim tohumunu ekmekle Allah’a yaklaşmak için gönüllerini tamâmiyle kendisine bağladıklarından fazilet ve minneti öğrencilerde bilmelidir. Onların bu hâli, ekip biçmek için tarlasını! sana driyet olarak veren kimseye — benzer. Tohumu eken tarla sâhibinden daha kârlı olduğu gibi çocukların kalblerine “ilim aşılıyanlar da onlardan deha kârlıdır. Hâl böyle iken daha öğreticilik nasil minnet sayarsin; halbuki muallimin alacağı mükâfat Öğrencinin sevébindan üstündür. Eğer öğrenci olmazsa sen bu mükâfatı alamazdın. Mukâfatını Allah’dan iste, Nitekim Allahu Teâlâ:

«De ki ben bunun (rişaleti tebliğ) üzerine sizden ücret istemem; benim ecrim ancak Allah üzerinedir.» (11- Had: 29) Buyurmuğtur. Çünkü mâl ve diñyalık varlıkları bedene hizmet eder, Beden de nefsin binitidir. Halbuki hizmet olunan ilimdir. Çünki nefsin yüceliği ilim sâyesindedir. İlim ile mâl isteyen nâlinleriniri altını kendi yüzüyle temizleyen gibidir ki, hizmet olunanı hizmetçi, hizmetçiyi de hizmet olunanin yerine koymuş olur. Bu ise kafayi aşafı ayakları yukarı çevirmektir, Böylece bilgi ile diñyalık sağlamağa isteyenler kıyamet günü suçlular ile Allah huzürunda başları eğik olan kimselerdir. Hülâsa gerçekte fazilet ve minnet muallim içindir.

Şimdi bak! Din iddrest nasil kimseler eline geçti. Kendilerine daimi bir gelir sağlamak ve bir mevki elde etmek için sultaniann hizmetine koşar, paralar harcar ve her türlü zillete katlanırlar. Bunu yaparken de gâyelerinin Allah’a yaklaşmak olduğunu — zannederler. Eğer böyle yapmasalar taraflarına bakan olmazdı. Bundan sonra da muallim öğrenciden her türlü yardımı, hattâ haklı haksız, dostuna dost, düşmânına düşmân olmağı, her hâlinde kendisine açık bir hizmetçi ve bütün işlerinde emrine amade bulunmasını ister, Eger ilim tâlibi bunlardan birini yerine getirmezse onu yerer ve en büyük bir düşmân tanır, Bir âlini için en büyük alçaklık bü dereceye düşmesi bununla öğünmesi ve sonra utanmadan benim okutmaktaki gâyem, ilmi yaymakla, dine yardım ve Allah’a yaklaşmaktır, demesidir. Şu aldanmışların fenâ niyetlerine delâlet eden bu alâmetlere bak da ibret al.

3 — Muallim, talebeye nasihatte kuşür etmemeli, en ince teferruadtina kadar her şeyi olduğu gibi bildirmelidir. Meselâ: Henüz ehli olmadığı hir mevkle tâlip olmamak, ilimlerin zâhir mânâlarını anlamadan ince ve gizli mânâlariyle meggQ] olmamayı anlatmak… gibi. Sonra bilgi edinmekten gaye kemâle ermek ve bu sâyede Allak’a yaklaşmak olup, benlik, mücâdele ve mevki elde etmek olmadığını aşılamağa ve imkân nisbetinde bu gibi hâllerin çirkin olduklarını — talebenin kafasına yerleştirmek gibi. Fenâ kalbli bir âlimin Güzelttiği, boz