Tasavvuf Klasikleri · Haziran 23, 2026

İlmin Hakikati: Niyete Odaklanmanın Önemi

BEŞİNCİ BÂB MUALLİM (HOCA) İLE TALEBE’NİN RİÂYET EDECEKLERI EDEBLER BEYANINDADIR TALEBENIN RİÂYET EDECEĞİ ÂDAB Öğrenci nin riâyet edeceği bir çok âdâb ve vazifeleri vardır ki bunlar, on kısımda toplanabilir. 1 — …

BEŞİNCİ BÂB

MUALLİM (HOCA) İLE TALEBE’NİN RİÂYET EDECEKLERI EDEBLER BEYANINDADIR

TALEBENIN RİÂYET EDECEĞİ ÂDAB

Öğrenci nin riâyet edeceği bir çok âdâb ve vazifeleri vardır ki bunlar, on kısımda toplanabilir.

1 — Her şeyden evvel, kalbini bütün fenâ hAllerden ve kötü va- aiflardan temizlemektir. Çünkü ilim öğrenmek, kalbin ibâdeti, sırr’ın namâzı ve iç hasselerin Allahu Teâlâ’ya yaklaşmasıdır. A’zâlar’ın va- vifesi olan namâz, a’zâları her türlü pislikten temizlemeden kabül ol- madığı gibi, bâtini ibâdet ve kalbi ilim ile tezyin de, ancak kalbi her türlü kötü sıfat ve vasiflardan ve fenâ hüylardan temizledikten son- ra kabül olur. Nitekim Peygamber Efendimiz :

«Din, temizlik üzerine kurulmuştur.» (119) buyurdu.

Temizlik, zâhir ve bâtın temizliğidir. Allahu Teâlâ Kur’ân-ı Ke- rim’de :

«Müşrikler pisdir.» (8 – Tevbe : 28) buyuruyor ve şu gerçeği ifâde ediyor ki, pislik ve temizlik yalnız diş’a bağlı değil, iç ile de alâkalıdır. Müşrik, yeni hamâmdan çıkmış ve temiz elbise giymiş olması bakımından temiz olabilir, fakat cevheri ve ma’neviyâtı pistir: Pislik, nefret edilen ve kendisinden uzaklagilan bir şey olduğuna güre iç “pisliklerden, kaçınmak daha mühimdir. Çünkü bâtın pisliği, burada pislik olmakla berâber, âhirette de insânı helâke götürür. Bunun için Peygamber Efendimiz bir hadis-i şerifde :

«Köpek bulunan eve melek girmez.» (120) buyurmuştur.

Kalb, meleklerin indiği ve eğlendiği bir evdir. Gazab, şehvet, kin, hased, kibir, ucb ve benzeri kötü hüylar üren köpeklerdir. Bu gibi ké- peklerle dolu bir kalb’e melekler nasıl girsin? (Çünkü temiz olan- lar, temiz yerde bulunur, pisliğe karışmazlar.) Allahu — Teâlâ ilim nerunu melekler vâsıtasiyle kalbe akıtır, Nitekim âyet-i celflede :

«Ya bir vahiy ile, ya bir perde arkasından, yahud bir elçi gönde- rib de kendi izniyle dileyeceğini vahyetmesi olmadıkça Allahın hiç- bir beşere kelâm söylemesi (vaaki) olmamışdır.» (42-Şürü ; 51) buyurulmuştur. Bunun gibi kalb’e gönderdiği ilmin rahmetlerine de. müvekkel melekler vardır. Bunlar kötü sıfatlardan uzak, temiz ve mukaddes kimselerdir. Bunlar ancak temiz yerlere inerler. Kendile- rinde olan rahmet hazineleriyle ancak iyi ve temiz yerleri ta’mir eder- ler. Bunu söylerken hadis’deki «Beyt» — kelimesinden murâd kalb, ‘aKelb’ kelimesinden murâd gazab ve diğer kötü sıfatlardır demek istemiyorum. Ancak bu Hadis’de buna da tenbih ve işâret, vardır dem, Zahir mânâyı, bâtın mânâya değiştirmekle, sözü, asıl mânâsın- da kullandıktan sonra buna da tenbih ediyor demek arasında büyük fark vardır. Batiniyye fırkasının ayrıldıkları bu inceliktedir. (Onlar, kelimeyi asıl mânâsından alır, başka mânâda kullanırlar.) Bizim anlattigimiz iyi âlimlerin kabül ettikleri i’tibar yoludur. I’tibar, ibret almak demektir; yâni asıl mânâyı kabül.etmekle berâber ondan baş. ka bir mânâ da çıkarmaktır, Nitekim başkası bir belâya uğradığı va-

kit, dünyâ’nın inkılâb ve değişiklik dünyâşı olduğu için, bu belânın kendisine de gelebileceğini düşünerek akıl sâhibinin ondan ibret al- ması gibi. Bagkasindan kendisine, kendisinden de. dünyânın esasina ibret alması öğülen bir ibretlikdir.

Sen de insünların inşâsı olan «Beyt» [Oda] kelimesinin münü- sindan, Allahu Teâlâ’nın inşâsı olan kalbi i’tibar et. Süreti için değil de ahlâkı olan yırtıcılık ve pisliği bakımından yerilen’ «kelb» kelime- sinin mânâsından, bu sifatlarda olan rühu itibar et.

Bilmiş ol ki, gazab ile dolmuş, dünyâya dalmış ve dünyâlık pe- şinde koşan, insânların şeref ve haysiyyetleri ile oyniyan kalbler, sü- rette kalb ise de mânâda kelptir. Halbuki basiret nüru, süretleri de- gll, mânâları mülâhaza eder. Maddi âlemde süretler, mânâlara gAlib- dir. Mânâlar süretlerin içindedir. Âhirette bunun aksine olarak.. sü- retler mânâlara tabi‘ ve mânâlar galibdir. Bunun içindir ki, her in- sin, münevi süreti üzerine hasrolacaktir. Nitekim Peygamber Efen- dimiz şöyle buyuruyorlar :

«İnsânların şereflerini pâymâl etmeğe çalışanlar kelb süretinde, mâl düşkünleri kurt süretinde, benlikçiler kaplan süretinde, ‘rİyâset Agiklar arslan süretinde haşrolacaklardır.»

Bu husüsu ifâde eden daha bir çok haberler oldugu gibi, basar ve başiret sâhipleri de buna şehâdet etmiştir.

0 Eğer: «Seviyeleri çok düşük kimseler var ki, bir çok ilimler elde etmişlerdir.» dersen, cevâben deriz ki: Onların bilgisi âhirette faydası dokunacak, saâdeti sağlayacak gerçek ilim olmaktan çök uzaktır. Zi- ra âhirette kari dokunacak ilmin belirtilerinden biri, isyanin öldürü- cü bir zehir olduğunun bilinmesidir. Öldürücü olduğunu bilen kim- senin zehir içtiğini hiç gördün mü? Böyle süretâ âlim geçinenlerden duyduğun bir hadisi dilleriyle kabül ederken kalblerinden tereddüdü etmeleri, ilim nâmına bir şey değildir. Nitekim İbn Mes’üd (R.A):

«İlim, fazla rivâyet etmek demek değil, belki Allahu Teâlâ’nın kalb’e ilka ettiği bir nürdür.» buyurmuştur. Diğer bâzıları da: «İlim hasyet- tir.» dediler, Zira Allahu Teâlâ :

«Allahu Teâlâ’dan (en çok) korkanlar, âlimlerdir.n (35 – Fâtır: buyurmuştur. «İlim, haşyet [korku]’dir» diyen, ilmin en mühim husü- siyetine işâret, etmiştir. Bu sehepten baz. gerçek âlimler, başkalarının:

«Biz ilmi, başka gaye uğrunda okuduk, fakat ilim, başkası için olmak- tan ibâ etti ve ancak Allah için olmağı kabül etti.» sözlerinin mânâsı, allim, bizden yüz çevirdi. hakikati bize açıklanmadı, bizim elde edebil- digimiz, ancak elfaz ve zâhir mânâsı oldu, demektir.» dediler.

Eğer dersen ki: «Üsül ve fürü’da ün almış âlimlerin fuhülinden sayıları nice muhakkik, fakih âlimler tanırım ki, kötü ahlâklarından temizlenmemişler, arınmamışlardır.» Cevabinda deriz ki: İlimlerin de- recelerini ve âhiret ilmini bildikten sonra, bunların meşgül oldukları, ilim olması bakımından faydası çok az olan şeyler olup, bu gibi ilimle- rin kârının, -eğer Allah rızâsını niyyet ederse- daha ziyâde amel ba- kımindan olabileceğini anlarsin. Bu cihete yukarıda işaret edildi. In- şâallah ileride daha geniş tafsilât verilecektir.

2 — Dünyâ ile alâkasını azaltıp yurdundan ve âilesinden uzak- laşmalıdır. Çünkü dünyâ alâkası ve âile gâilesi tahsil’e mâni’dir. Hal- buki Allahu Teâlâ bir insânın içinde iki kalb yaratmamıştır (ki, iki ta- rafı idâre etsin). Ne zaman aklini başka tarafa hölersen gerçekleri an- laman azalır, Bu sebepten: «Bütün kuvvetini ilme bağlamadan, ilim- den bir şey alamazsın,» denilmiştir. Sen bütün varlığını ilme bağladı- tin vakit onun bir cüz’ünü alman yine şüphelidir. Dağınık fikir, suyu bölünen bir dereye benzer ki, bir kısmını toprak içer diğer bir kısmı havaya karışır; derken bahçeyi sulamağa yetişmez, kurur gider.

3 — İlimle kibirlenip, hocaya ukalâlık etmemektir. Bilâkis bütün mevcüdiyetiyle her husüsda hocanın emrine girip onun bütün öğütle- rini, câhil bir hastanın. selahiyyettar tabibi dinleyip kabül etmesi gibi, dinlemeli ve kabüllenmelidir. Ve yakışan dâima hocasına karşı alçak gönüllü olup ona hizmeti bir şeref telâkki etmektir. Şa’bi diyor ki:

«Bir cenâze namâzını kıldıktan sonra binmesi için, Zeyd b, Bâ- bit’e katıtını yaklaştırdım. O sırada Abdullah b. Abbâs gelerek Szengiyl tutmak istedi. Bunu gören Zeyd: “Ey Resülu’llah’ın amcazÂdesi Szengiyi bırak.