Tasavvuf Klasikleri · Haziran 23, 2026

İmanın Aynası: Yakinin Derinliği ve İnsan Tasavvufu

YAKİN’İN ARANACAĞI YERLER «Yer yüzündeki bütün yürüyen canlı yarlıklatın rızkı, Allah tize- rinedir.» (11-Hüd: 86) Buyurduğfu, rızka kefil olduğuna: tevekkül İğgüven) ve kendisi için takdir edilenin kendisine …

YAKİN’İN ARANACAĞI YERLER

«Yer yüzündeki bütün yürüyen canlı yarlıklatın rızkı, Allah tize- rinedir.» (11-Hüd: 86) Buyurduğfu, rızka kefil olduğuna: tevekkül İğgüven) ve kendisi için takdir edilenin kendisine geleceğine yakin, bunlardan doğar. Bunlar, kalbinde ne kadar kuvvetlenirse, rızk’ını o nisbette güzel yollardan arar, hırsı, tama’: azalır ve kaybettiğine tiziil-mez. Bu yakin’in sağladığı iyi neticelerden biri de tâ’at ve ibâdet ile – güzel ahlâkdır.

«Zerre kadar iyilik eden mükâfatını, zerre kadar fenâlık edenler _ eezâsını göreceğini.» kalbine yerleştirmek de bu yakin’in alâmetle- yindendir. Bu da sevâb ve azâb’a yakin’i ifâde eder. Tokluğu ekmek- de bildiği gibi; sevâbı tâ’atte, helaki zehirde, zehirli yılanlarda bildi-ği gibi; azâbı günâhda bilir de, açlıfını gidermek için ekmeğini elde etmeğe ve onu korumağa çalıştığı gibi, tâ’at ve ibâdet’in de azını ço-ğunu korur ve onu elde etmeğe gayret eder, Zehir’in azından cofun- dan kaçındığı gibi, günâhın da küçüğünden büyüğünden, azından ve çokundan kaçınır.

Birinci mânâda yakin, bütün mü’minlerde bulunur. Fakat ikin- ci mânâdaki yakin, ancak mukarreblerde (Allah’a ‘yakın olanlarda) bulunur. Bu yakin’in faydası: Harekât, sekenât ve hâtıralarında ken- disini doğru murâkabe etmek, tekvâda ileri gitmek ve her türlü fe- nâlıktan sakınmaktır. Yakin, ne kadar kuvvetli olursa, fenâlıktan kaçınmak iyiliğe baş vurmak o nisbette çok olur. Her hâlini Allahu Teâlânın bildiğini gönlünden geçenleri, gizli hâtıra ve düşüncelerini müşâhede ettiğini bilmek de bu yakindendir. Birinci mânâsiyle, yâni şüphe etmemek bakımından, her mü’minde bu yakin vardır.. Ama ikinci mânâsiyle, ki asıl aranan da. budur. Bu mânâda yakin sâhibi -pek azdır; ancak siddiklarda bulunur. Bunun da neticesi: Kendisinin Pâdişah hüzurunda takındığı tavır gibi, tenhâ yerlerde de (Allah huzurunda olduğunu düşünerek ona göre) terbiyesini takınmasıdır. Ha- kikaten, bu gibi yakin sâhipleri tenhâlarda da edeb’e riâyet eder ve her nevi kötü hareketlerden çekinir, Bâtini düşünceleri, zâhiri ha- reketlerine uyar; İçi-dışı bir olur. Zâhirini insânlar gördüğü gibi, kalbini de Allahu Teâlâ’nın gördüğünü bildiği zamân, Allahu Teâlâ’ min bakdığı kalbini, insânların gördüğü dış görünüşünden daha iyi temizler ve süsler. Yakin’in bu makaamı, Hayâ (utanma), Havf (kor-ku}, İnkisar (kırıklık), Zillet [kendini küçük görme), İstikâne [al-çak gönüllülük), Huzu’, Tevazu’ ve benzeri iyi büyları doğurur. Bu iyi hüylar da, üstün tâ’ atler yapmağı te’min ederler.

Hülâsa : Bütün bu mânâlarıyle yakin, büyük bir ağaç gibidir. Kalbdeki bu ahlâklar da, o ağacın dalları, bu ahlâklardan meydâna gelen taat ve ibadet de, o dalların meyveleri gibidir. Yakin, bunların aslı ve esâsıdır. Onun burada saydigimizdan çok fazla kapuları ve . yolları vardır. İnşallah, «Rubi Münciyât» yâni 4 üncü ciltte tafsila-tıyla anlatılacaktır. Yakin’in mânâsından şimdilik bu kadarı kâfidir.

“Âhiret âlimlerinde aranan alâmetlerden biri de: Dâima mah- zül, münkesir, baş Öne eğik olmak ve süküt etmektir. Allahu Teâlâ