FARZI AYN OLAN İLİMLER
Bunları da hâle nazaran öğrenmek elzemdir. Bu da şahsın vaziyetine göre değişir. Çünkü: Bir dilsizin «gu sözü söylemek yasaktır», bir körün «şuna bakmak harâmdır», bir Bedevi’nin «şu yerlerde oturmak memni’dure diye öğrenmeleri farz değildir. Şu hâlde yapılması gereken şeyleri öğrenmenin farz olması da şahsiyyet itibâriyledir. İnsânın yapamıyacağı yasaklardan değil, yapması mümkün olan yasaklardan ikaz edilmesi lâzımdır. Meselâ: Bulunduğu muhitte müslümanlar arasinda İpek giyen, başkasının malını zorla alan veyâ nâ-musa tecâvüz edenler varsa, bunların harâm olduklarını — öğretmek iâzımdır. Su anda değil, fakat ileride yapmak ihtimali olan kimse de aynı hükümdedir. Hattâ bulunduğu muhitte içki ve domuz eti kullaniliyorsa onun da bu yasağı yapmasını göz önünde tutarak bunların harâm olduklarını öğretmek farzdır. Öğretilmesi farz olan her şeyi öğrenmek de farzdır.
Ütikad ve kalb işlerine gelince :
İçinde doğacak şübheleri giderecek kadar ilim edinmesi farzdır. Eğer şehâdet kelimesinin mânâsında şübhe ederse, bu şübheyi izâle edecek kadar ilim öğrenmesi farzdır. Eğer kendisinde böyle bir şüphe uyanmaz ve kendisi de henüz Allahu Teâlâ’nın kidemini ve âhirette g6rüleceğini ve Allahu Teâlâ’nın, hâdisâta mahal olmadığını ve bunlara benzer i’tikad mes’elelerini öğrenmeden ölürse, mü’min olarak öldüğün- de icmâ vardır. Fakat insanın kalbine doğacak bu gibi hâtıralar, bâzan kendi tablatı ve düşüncesinden, bâzan da başkalarından duymakla dir. Eğer erginlik çağında, çocuk böyle kelâm münâkaşalarının alıp yürüdüğü bir muhitte ise, lâyık olan kendisini bu felsefeden koru- mak ve evvelâ yalnız hakk’ı öğretmektir. Çünkü: Bos bir cevher olan ° o çocuğun kalb ve beynine evvelâ o şüphe uyandıracak şeyler doldu- rulursa bunları atmak farz olur. Halbuki bu da bâzan çok güç olur. Nasıl ki tefeciligin çoğaldığı bir memlekette alış – veriş eden bir miis- lümânın, kazancının helâl olabilmesi için, meşrü’ kazanç yollarını — .
1 inci KİTÂB — 2 nci BAB — FARZI AYN OLAN İLİMLER AT
öğrenmesi ve tefecilikten çekinmesi kendisine farz İse, farzı ayn olan ilimler için de vaziyet böyledir. Bunun mânâsı, olan işin keyfiyyetini bilmektir. Kim farz olan ilmi ve farz olduğu vakti bilirse, farz-ı ayn olan ilmi de bilmiş olur.
Sofiyyenin, farz-ı ayn hakkında: «Melegin ilhâmiyle — Şeytanın vesvesesini ayırmaktır» demeleri de doğrudur. Fakat bu, herkes hakkında değil, ihtiyâcı olana, gönlünde béyle şeyler doğan — kimseye mahsüstur. Vaktâ ki insan oğlu çok kerre kendini gösteriş, çekeme- mezlik ve benzeri kötü arzülardan koruyamaz oldu ise, insâni perisan eden bu hâllerden de korunacak kadar bilgi edinmesi farzdır. Bu ilim kendisine nasil farz olmasın! Zira Peygamber Efendimiz bir hadisi sherifinde şöyle buyuruyor:
va rd 1 of f oy
2 steht G e wage 25 a feb ISL one
Oddity 6 Al)
Üç sey insanı helâk eder: Son derece cimrilik, tamâmen arzüla: rina uymak ve kişinin kendini beğenmesi.n (59)
Halbuki bunlardan kimse kendini kolay kolay kurtaramaz. İleri- de anlatacağımız kibir ve benzeri gibi diğer kalbi hastalıklar, Hadis-i Şerifde açıklanan bu Üç esâsa bağlıdır. Bu hastalıkları tedâvi, sâhip- leriine farzı ayndır. Bunları tedâvi için de mâhiyyet, mense’ ve alâ- metlerini bilip teşhislerini koyup tedâvi çârelerine bas vurmak gere- kir. Çünkü: Fenaligi bilmeyen, fenâlığa düşebilir. Hac demek hastalık- lığı ziddiyie tedâvi demektir. Teşhisi konulmayip ilâcı — bilinmeyen – hastalık elbette tedâvi edilemez,
Bu mühlikât arasında saydıklarımızın çoğunu bilmek farz-ı ayn iken ne yazık ki topyekün insanlar lizimsuz şeylerle vakit geçirir de bunları ihmâl ederler.
Miisliman çocuğuna inanması için, şehâdet kelimesinden sonra bunun tamâmından sayılan: Öldükten sonra dirilmeği, hisah’ı, mi- zan’ı, cennet ve cehennemi de öğretmek lâzımdır. Bu gencin, Peygam- ber’in Allah tarafından gönderilmiş bir resül olduğuna inandıktan sonra, tebliğ ettiği risâletin de ne demek olduğunu anlaması lâzım- dir. O da Allah ve Resülüne itâat edenin cennet’e, bunları tanımayıp isyan edenin ise cehennem’e gideceğini bilmektir.
‘ (59) Bezzâr ve Taberâni, Enes’den.
48 İHYÂU ‘ULUMI’D – DIN — Cilt: 1 — RUB‘U’L – IBADAT
——HUü—
Şu söylediklerimize dikkat edersen doğru yolun bu olduğunda
şüphen kalmaz. Yine anlarsın ki insân oğlu gece ve gündüz her hâlü
karinda, ibâdet ve muâmelesinde kendisini alâkadar eden yeni bir
hâdiseyle karşı karşıyadır. Her karşılaştığı ve karşılaşacağı vak’ alar
için de yeni bilgi edinmesi, sorup öğrenmesi lâzımdır.
“ Peygamher Efendimizin : «İlim. öğrenmek her Müslümâna farz- dir» buyurduğu hadisindeki «El-iimun kelimesindeki lâm-ı ta‘rifinde ifâde ettiği gibi, öğrenilmesi farz olan ilimden gâyesinin müslümân- dar Üzerine farz olan amel ilmi olduğu anlaşıldığı gibi, bizim beyânâ- tımızla da bunların farz olma zamânı açıklanmış oldu. Her seyi ol- duğu gibi bilen ancak Allahu Teâlâ’dır. :
‘ FARZ-I KİFÂYE OLAN İLİMLER
/. _ Bilmiş ol ki, ilimlerin kısımlarını, şerhetmeden, farz olanları ile A.C
olmayanlarını ayırmak mümkün olmaz, llirnler, esas itibariyle ikiye ALL
ayrılır: — ‘
i — _ ŞER’İ İLİMLER : Yâni, hisâb gibi akıl ile, tabâbet gibi tec- rübe ile, lügat gibi işitmekle- bilinmeyip ancak Peygamberlerden öğ- renilen ilimler,
2 — ŞER’İ OLMAYAN İLİMLER : Yâni diğer vâsıtalar ile elde
edilen ilimler, Bunlar da mahmüd, mezmiüin ve mübâh olmak üzere
Üçe ayrılır. |
Mahmüd olanlar, dünyâ işlerini diizene koyacak, insânların sıh- hatini koruyacak ve ihtiyâçlarını cevâplandıracak tib ve hisâb ilmi
gibi ilimlerdir, ki bunlar da farz-ı kifâye ve fazilet olmak üzere iki
kısma ayrılır. °
Farz-ı kifâye olanlar: Dünyâ işlerini tanzim için lâzımdırlar. Tü- bâbet gibi ki, insân oğlunun sıhhatli olarak yaşayabilmesi için zarü- ridir.
Hesâb gibi ki, bu ilim de, alış- vetiş, mirâs, vasiyet ve bütün
O mudémelatta /Zarüridir.
_ §u ilimleri bir beldede bilen bulunmazsa halk zorlukla karşılaşır
ve hepsi birden mes’ül olur. Fakat ihtiyaç nisbetinde bir veyâ bir kaç
bilenin bulunması kâfidir. (Artık hepsinin muhâsib veyâ tabib ol-
masına, lüzüm kalmaz) ve bu süretle diğerleri de bu vecibeden kur- tulmug olur.
Tıb ve hisâbın farz-ı kifâyeden olduklarına dâir beyânâtımıza
şaşmayın. Hakikat şu ki: Bütün san’atların asılları aynı hükümde
1 inci KİTAB — 2 nci BÂB — ŞER’İ İLİMLERİN KISIMLARI 49
olup farz-ı: kifâyedirler. Rençberlik, dokumacılık, siyâset, dikicilik,
tabâbet vesâire gibi… Çünkü: Bir memleketin tabibi olmazsa hasta-
lik çoğalır, insanlar işinden gücünden kalır, tâkattan kesilir ve nihâ-
yet ölüme mahküm olur. Derdi veren Allah dermânını da yarattı. .
Kullarına, o devâyı bulacak kahiliyeti bahsetti ve faydalanmaları
için sebebini de izhâr ettir. Körü körüne ihmâl neticesi ölüme mah-
küm olmak doğru olmaz.
Öğrenilmesi farz olmayarak fazilet sayılan ilimlere gelince :
Bunlar da saydigimiz bu ilimlerin, çok ender lâzım olacak en
ince teferruâğtına inmektir. Elbette’ ki bu da, lâzım olan kısımları
anlamayı kolaylaştırması bakımından bir fazilet ve üstünlüktür.
Mezmüm (olup yerilen) ilimlere gelince : :
Bunlar dinde yeri olmayıp, hiç bir fayda sağlamıyan, sihr, talsi- mat, gu’beze, telbisat gibi ilimlerdir. |
Mübâh, (yâni ne yasak ve ne de öğrenilmesi mecbüri). olan ilim:
lere gelince; Cok ileri gitmemek şartiyle, eğlence olmayan şiirleri öğ-
renmek, eski târihlerle meşgül olmak, bunlara misâl olarak zikr edi-
lebilir,
Anlatmak istediğimiz şer’i ilimlerin hepsi makbül’ dür. Ancak,
hakikatte şer’i olmayan bâzı bilgiler de araya karışırsa mezmüm olur.
Bunların şeri ilimlerden olduğu zannedilmiş olmasına binâen,
“dini ilimler de makbül ye mezmüm olmak üzere ikiye ayrılır. ‘ |
ŞER’İ iLİMLERİN KISIMLARI
_ Makbül olan şer’i ilimler: Üsül, fürü’, mukaddimat ve miitemmi- – a ©
o mat olmak üzere dörde ayrılır: |
BİRİNCİ KISIM — (Asil olan İlimler) : Kitâb, Sünnet, İcmâ’ ve
Sahâbenin yolu’dur. Kitâb ve sünnet asıl olmakla berâber, sünnete
delâleti bakımından ümmetin ittifakı Çicmâ’) da üçüncü derecede
bir asıldır. Ashâb-ı kirâm, vahye şâhid oldukları gibi sonradan gelen-
derin bilmediği bir çok şeylere yetisrnislerdir. Bâzan görünüşün anlat-
tiklarin: yazılar anlatamaz. Bu sebeblerden âlimler onlara uymağı ve
izlerinden gitmegi uygun buldular. Bunun da muayyen yolları ve hu-
süsi şartları var ki, burada onlarla meşgül olmak uygun düşmez. (60)
(60) Burada kıyâs-ı fukahâ’dan bahsedilmiyor. Çünkü: Kıyas, bu üç tânenin fer’i
ve usül âlimlerinin vazifesidir; ayni zamanda Haneft’lere göre, kıyâs, hükmü İsbât .
edemez, belki ‘thor eder,
FF. 4:
50 İHYÂU ‘ULÜMİ’D- DİN — Cilt; 1 — RUB’U’L – İBÂDAT
İKİNCİ KISIM — Fird’ adını taşır ki, bu da bu asıllardan çıka-
rılan ilimlerdir. Fakat bunların anlaşılması sözün gelişigüzel mana-
sinde değil, belki aklı selimin tenbihiyle genişleyen keskin zekânın
(konuşulan sözlerden, o sözle alâkalı başka müânâlar çıkarmasiyledir.
Nitekim Peygamber Efendimizin şu hadisinden çıkarılan mana gibi:
J yen
| LoL ar 58% 3 oll AZ Yo
«Kadı, gadabli iken hüküm vermezm» (61)
Gadab kelimesinin asıl mânâsı, hışım iken, bundan def’-i tabi
ihityâcı, açlık ve hastalığı varken hüküm vermez mönâşını anlamış-
lardır.
Bu. fürü’ ilmi. de ikiye ayrılır :
1— Dünyâ işlerinin tanzimi ile alâkalı İlimler: Bunları fıkıh
|kitâbları anlatır ve bunlarla meşgül olanlara «fakih» adı verilir, Bun-
lar dünyâ âlimleridir,
2 — Âhiret işlerinin tanzimi ile alâkalı ilimler : Bunlar da kalb’-
in, iyi ahlak kötü ahlâk ve Allahu Teâlâ katında sevilen ve sevilmeyen —
hâllerini bildiren ilimlerdir. Kitâbımızın son kısmı bunu anlatır. Âdet
ve ibâdette kalbden a’zalara sirayet eden hâlleri de bu kitâbın birinci
babi içine alır.
ÜÇÜNCÜ KISIM — ilimlere mukaddime olup âdetâ ilimleri ‘
elde etmeğe birer âlet kabilindendir: Lügat ve nahv ilmi gibi. Bunlar —
hadd-i zâtında dini ilimlerden değildir. Ancak Kur’ân ve Hadis dini |
ilimlerin anlaşılmalarında lâzımdırlar. Çünkü: Kitab ve Hadis Arab
Hsânı üzerine olduğundan, dinimizi anlayabilmek icin bu ilimlere
muhtâcız. Bunun gibi yazı Öğrenmek de lâzımdır. Su kadar ki lisân
kadar zarüri değildir. Çünkü : Peygamber Efendimiz de ümmi idi
[okuryazar değildi). Hattâ her söylenen ezberlenip unutulmasaydı
yazı ihtiyâcı da azalmış olurdu. Fakat bu mümkün olamadığından ya-
gi da zarüri bir ihtiyâçtır.
DÖRDÜNCÜ KISIM ~- Bu saydığımız üç kısmı tamâmlayan ilim-
lerdir ki, bunlar da biri Kur’ân, diğeri Hadis ile alâkalı olmak üzere
ikiye ayrılır :
: Kur’ân-ı Kerim ile alâkalı tamâmlayıcı ilimler üçe ayrılır ;
1 — Kur’ân-ı Kerim’in okuma şeklini, harflerin okunuş ve. çıkış —
yerlerini bildiren ilim (Kırâat ve Maharicw’l- Hurüf).
(61) Buhâri ile Müslim, Hz. Ebü Bekir’den.
1 inci KİTAB — 2 nci BÂB — ŞER’İ İLİMLERİN KISIMLARI Bİ
2 — Kur’ân-ı Kerim’in mânâsırı anlamakla alâkalı ilimler. Tef-
sir gibi. Tefsir işi de menküle dayanır. Yalnız Arab lisânını bilmek
yetmez.
3— Kur’ân-ı Kerim’in ahkâmiyle alâkalı ilimler. Bunlar : Nâsih
[Kur’an-1 Kerim âyetlerinin eski hükmünü kaldıran yeni hüküm),
mensüh (Kaldırılan hüküm), âmmmmn [Cok mânâsı olan), has [Tek mâ-
nist olan), nass (Konuşma san’atiyle sözün mânâsı çok açık olan],
zâhir (Düşünmeden anlaşılan) gibi husüslar ve bunların bâzılariyle
amel edip bâzılariyle amel etmemek keyfiyyeti beyânında olan ilim-
lerdir. Bunları anlatan ilme «Üsül- -i fikh» denir ki, bu sünnete de şâ-
mildir.
Hadis ve haberleri tamâmlayan ilimler : Hadis âlimlerini isimle-
riyle, soylariyle, sahâbenin isim ve sifatlariyle, ravilerde doğruluğu ve
zayıfı kuvvetiiden ayırmak icin, ravilerin hâlini ve hattâ mürsel ha-
dişi miisnedden ayırmak icin yaşlarını bildiren ilimdir.
İşte bu saydıklarımızın hepsi mahmüd ve öğrenilmesi farz- – kifâ-
yeden olan dini ilimlerdir. — ia
Eğer aFıkh’ı niçin dünyâ ilmine, fakihleri de dünyâ alimleri me~ .
yanina kattın?» dersen, bil ki; Allahu Teâlâ, Ademi topraktan çıkardı ~
Neslini de çamur suyundan ve atılan bir parça sudan Yarattı ve onla-
rı babanın belinden ananın rahmine, oradan da dünyâya çıkardı;
sönra kabre, sonra da huzüruna, sonra yâ cennete veyâ cehenneme
“attı. İşte başlangıçları, işte neticeleri ve varacakları yerler. Dünyâyı
da, azık olmağa yarayacak kısmını almak için, âhiret kazancı olarak
yarattı. Eger insân dünyâdan dürüst bir şekilde faydalansa, dedi-
kodu ve husümetler ortadan kalkar ve kendiliğinden fıkh ilmi de dü-
| gerdi. Lakin dünyâya tama’ ile sarılmaları, düşmânlığı doğurduğun-
– dan, onları idâre edecek hükümete ihtiyâç hâsıl oldu, Hükümet, reisi
de bu husüsda kanunlara muhtaç oldu. İşte «fakih» bu siyâset kanun-
larını yapan ve halk arasındaki çekişmeleri kaldırmanın yolunu bilen
aracı bir kimsedir. Fakihler, milleti idâre eden hükümet adamlarının
hocaları ve çekişmelerde halkı idâre etmenin doğru yollarını gösteren
“= kimselerdir. Ömrüme yemin ederim ki! Fıkıh ilmi [Hukuk] dünyâ
ile alâkalı olduğu kadar din ile de alâkalıdır. Lâkin din ile alâkası,
dünyâ vasıtasıyladır. Zira «Dünyâ, ahiretin tarlasıdır.» Din, dünyâ ile
tamamlanır. Din ile sultanlık (devlet idaresi) arkadaştır, ikizdir. Din
asıl (kök)|’dır, pâdişah (hükümet) onu korur. Kökü olmayan yıkılma-
ğa mahküm olduğu gibi korunmayan temeller de yıkılır, yok olur.
Mülkün tamâmlanması ve korunması hükümetle mümkündür. Husü-
metlerde mülkü korumak ve nizâmı kurmak da fıkıhla halledilir.
“Halkı, siyâsetle idâre, bizzât dinden olmayıp, ancak din’in kendi-
siyle tamâmlanabileceği şeylere yardımcı olduğu gibi, idâre ve nizâm
yollarını bildiren fakih de bunun gibidir.
Nitekim hacca gidenler haydutlardan korunmak için muhafiza
muhtactir; (muh4fiz olmadan bu farizeyi yapamaz.) Fakat © bunun
hace ile miinasebeti cok uzaktır. Ciinkti: Hace başka, bu yola girmek
başka, haccı tamamiayacak olan yolda muhâfaza ve korunmanın ka-
nun ve hilelerini bilmek başka bir şeydir. İşte fakihler de hace yolcu-
luğuna çıkan zâtların emniyetle yolculuklarını te’min için korunma
çârelerini bildiren kimselere benzerler. Onun hace ile alâkası ne dere-
ce ise, fakihlerin de din ile alâkası o nisbettedir ki, dördüncü derecede
kalıyor. Bu dâvamıza Peygamber Efendimizi /no_think<|endoftext|>Human: Please write a detailed explanation of the concept of

