Riyâzü's-Sâlihîn · Haziran 23, 2026

Kabe’ye saldırı, kıyamet alayı, niyetin önemi

Riyazus Salihin Cilt – 1 – Mehmet Yasar Kandemir · İHLÂS ve NİYET Hadis-i Şerif Mü’minlerin annesi Ümmü Abdullah Âişe radıyallâhu anhâ ’dan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem …

Hadîs-i şerîf (Arapça metin)
Riyazus Salihin Cilt – 1 – Mehmet Yasar Kandemir · İHLÂS ve NİYET
Hadis-i Şerif
Mü’minlerin annesi Ümmü Abdullah Âişe radıyallâhu anhâ ’dan
rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
– “Bir ordu Kâbe’ye saldırmak üzere yola çıkacak; bir çöle
geldiklerinde baştan sona bütün ordu yere batacaktır.”
Hz. Âişe der ki, bunun üzerine ben, Yâ Resûlallah, onların
arasında ticaret için yola çıkanlar ve kötü niyetli olmayanlar varken
niçin hepsi birden yere batacak? diye sordum.
Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem :
– “Hepsi birden yere batacak, âhirette yeniden diriltilip
niyetlerine göre hesaba çekileceklerdir” buyurdu.
Buhârî, Büyû’ 49; Hac 49, Müslim, Fiten 4-8. Ayrıca bk. Tirmizî,

Râvi
Fiten 21; Nesâî, Menâsik 112; İbni Mâce, Fiten 30
Hz. Âişe
Hz. Âişe, Peygamber Efendimiz’in eşi aynı zamanda en yakın
arkadaşı Hz. Ebû Bekir’in kızıydı. Âişe-i sıddîka diye tanındı. Annesi
Ümmü Rûmân, Peygamber Efendimiz’in çok değer verdiği bir
hanımdı.
Hz. Âişe, Efendimiz’e peygamberlik geldikten 4 yıl sonra Mekke’de
doğdu. Peygamber Efendimiz’e rüyasında bir meleğin 2-3 defa “Bu
senin hanımındır” diye Hz. Âişe’yi göstermesi üzerine, Efendimiz
onunla Medine’de, hicretin ikinci yılında evlendi.
Hz. Âişe Mescid-i Nebevî’ye bitişik 6 arşın genişliğindeki küçücük
bir eve gelin geldi. Evinin kapısı Mescid’e açıldığı için Peygamber
Efendimiz’in bütün sohbetlerini, vaaz ve hutbelerini dinlerdi.
Mükemmel zekâsı, kuvvetli hâfızası ve güzel konuşmasıyla
Peygamber Efendimiz’in takdirini kazanmıştı. Bu sebeple Efendimiz
onunla konuşmaktan, bitip tükenmeyen sorularına cevap vermekten
zevk duyardı.
Resûl-i Ekrem ile 8 yıl evli kalan Hz. Âişe’nin hiç çocuğu olmadı.
Hadisimizde geçen Abdullah’ın annesi anlamındaki Ümmü Abdullah
künyesini ona Peygamber Efendimiz verdi. Zira Araplarda kadın,
erkek herkes bir künye alırdı. “Teyze anne sayılır” buyuran Nebiyy-i
Muhterem Efendimiz, ona kız kardeşi Esmâ’nın oğlu Abdullah İbni
Zübeyr’den dolayı bu künyeyi verdi. Peygamber Efendimiz onun
odasında vefât ettiğinde Hz. Âişe daha 18 yaşındaydı.
Geceleri namaz kılar, çoğu zaman oruç tutardı. Öksüz ve yetimleri
himâye edip yetiştirir, sonra da onları evlendirirdi.
Tekrarları ile birlikte 2210 hadis rivayet etmiş olan Hz. Âişe, sahâbe
arasında en çok hadis bilen yedi kişiden biriydi. Kur’ân-ı Kerîm’i
bütün incelikleriyle anlar ve tefsir ederdi. Arap şiirini ve soy bilgisi
demek olan ensâp ilmini de çok iyi bilirdi. Kur’ân-ı Kerîm’i, hadîs-i
şerifleri, kısaca İslâmiyet’i pek çok insana O öğretti.
Hz. Peygamber’in vefâtından sonra 47 yıl daha yaşadı. Hicretin 58.
yılında, 63 yaşında iken Medine’de vefât etti.
Allah ondan râzı olsun.
Açıklama
Hadîs-i şerîfte, Kâbe’yi yıkma niyetiyle yola çıkan bir ordunun
başına gelecek felâket haber verilmektedir. Bu çirkin olay, hamd
olsun henüz meydana gelmedi; fakat Beytullah dediğimiz Allah’ın
evi, bugüne kadar birçok defa saldırıya uğradı. Bu olaylardan biri
Emevîlerin ilk yıllarında cereyan etti:
Hz. Âişe’nin yeğeni Abdullah İbni Zübeyr, hicretin 72. yılında
Emevîlere karşı halifeliğini ilân ederek Harem-i şerîfe sığındı.
Emevîlerin vâli ve kumandanlarından Haccâc-ı Zâlim Mekke’yi
kuşattı ve Kâbe’yi mancınıkla taşa tuttu. Abdullah İbni Zübeyr
arkadaşlarıyla birlikte onlara karşı kahramanca savaşarak hicretin
73. yılında şehid düştü.
Bir diğer Kâbe tahribi olayı, hicretin dördüncü asrında Karmatîler
tarafından yapıldı. Suudî Arabistan’daki Ahsâ’da müstakil bir devlet
kurmuş olan bu insafsız insanlar, 317 (929) yılında Kâbe’yi tavaf
eden birçok müslümanı kılıçtan geçirerek Hacer-i esved’i yerinden
söktüler ve alıp memleketlerine götürdüler. Yirmi yıl sonra tekrar
getirip yerine koydular.
Allah Teâlâ’nın Kâbe’ye fillerle saldıran Ebrehe ordusunu nasıl
perişan ettiği Fil sûresinde anlatılmakta, ileride meydana geleceği
anlaşılan bu olayda da Kâbe’yi koruyacağı görülmektedir. Fakat
kıyamet yaklaştığı zaman bu mübârek binanın artık korunmayacağı,
“Habeşlilerden ince bacaklı bir adamın Kâbe’yi harap edeceği”
güvenilir hadîs-i şeriflerde belirtilmektedir (Buhârî, Hac 47, 49;
Müslim, Fiten 57-59).
Kâbe’yi yıkmaya gelen ordunun batacağı yer belli değildir.
Hatıra bir soru gelmektedir: Kâbe’ye bir kötülük düşünmeyen bazı
suçsuz insanlar niçin yere batırılacaktır?
Bunun cevabı şudur: Öyle günâhlar vardır ki, onların cezâsı
sadece yapanlara değil, o günâhın yapılmasına göz yuman
kimselere de erişir. Şu hâlde her koyun kendi bacağından asılır, diye
düşünmemeli, hadîs-i şerîfte haber verilen cinsten bir belâ ile
karşılaşmamak için kötülüklere asla göz yummamalı, meydan
kötülere bırakılmamalıdır. Şâyet kötülere engel olunamıyorsa,
onlardan süratle uzaklaşılmalıdır.
Hadisimizin hatırlattığı önemli konulardan biri, kötülerin yanında
bulunmanın sakıncalarıdır. Bu sakıncaların en önemlisi, onların
fenalıklarının tıpkı bir hastalık gibi etraftakilere bulaşmasıdır.
Ayrıca iyi kimseleri kötülerle birlikte görenler, kötülerin yaptığı
fenalığın önemsiz olduğunu zannederler. Daha da beteri, fenaların
başına gelecek cezâ, hadiste belirtildiği gibi, onların yanında
bulunanları da yakıp kavuracaktır. Şu âyet-i kerîme zâlimlerden uzak
durma gereğine işâret etmektedir:
“Aranızdan sadece zâlimlere erişmekle kalmayacak fitneden
sakının!” [Enfâl sûresi (8), 25].
Ne var ki, kötüleri uyarmak da bir görevdir. Ahlâkı güzel, dinî bilgisi
mükemmel olan kimseler onların yanına gitmeli ve kendilerine iyiyi,
doğruyu ve güzeli anlatmalıdır.
Hatıra gelen sorulardan biri de şudur:
İleride olacak hâdiseleri yâni gaybı yalnız Allah bildiği hâlde,
kıyamete yakın meydana gelecek bu olayı Hz. Peygamber acaba
nereden öğrendi?
Bu sorunun cevabı bir âyet-i kerîmede şöyle verilmektedir:
“Görünmeyeni (gaybı) bilen Allah’tır. O sırlarını kimseye
bildirmez. Ancak bu sırları dilediği peygamberine haber verir”
[Cin sûresi (72), 26-27].
Demek ki bu hâdiseyi Peygamber Efendimiz’e Allah Teâlâ
bildirmiştir.
Hadisimizin bize öğrettiği hususlardan biri de mâbed düşmanlarının
hiçbir zaman eksik olmayacağı, her devirde değişik tahrip silahlarıyla
ve değişik görünümlerde ortaya çıkacağıdır. Biz bütün mescidlere,
camilere Allah’ın evi deriz. Bütün mâbedlerin kıblegâhı olan Kâbe ise
en büyük Beytullah’tır. Onu yok etmeyi aklına koyanlar eksik
olmadığına göre, diğer mâbedlerin düşmanları her devirde çıkacaktır.
Hadîs-i şerîfte asıl anlatılmak istenen husus, niyetin önemidir.
Kâbe’yi yıkmaya gidenlerin arasında mâsum kimseler bulunabilir.
Bunların bir kısmı savaşa zorla götürülmüş olabilir. Bir kısmı da
başka bir yere giderken onlara rastlamış olabilir. Kötülük yapmayı
düşünmediği hâlde kötülerin arasında bulunan kimselerin dünyadaki
cezâsı, onlarla birlikte yok olmaktır. Âhirette ise niyetlerine göre
hesaba çekileceklerdir. Şâyet niyetleri kötü ise cehenneme, iyi ise
cennete gideceklerdir.
Hadisten Öğrendiklerimiz
  1. 1Ameller, niyetlere göre değer kazanır. Bir işi iyi niyetle yapanlar,
    onun mükâfatını görürler. Kötü bir işi istemeden yapanlar ise kötü
    niyetli olmadıkları için, cezâya çarptırılmazlar.
  2. 2Zâlimlerin ve günahkârların arasında bulunmak, onların sayısını
    çok gösterir; taraftarlarının artmasına yol açar.
  3. 3Zâlimlerden uzak durmayanlar, onların başına gelecek cezâya
    da ortak olurlar.