1. KİTAB — 6. BAB — FETVADAN KAÇINMAK
Bir murâkabe edenler var ki, akıl sâhiblerini hayrete düşürecek şekilde, hikmet’in incelikleriyle Allahu Teâlâ gönüllerini açar. Bu sebebden dolayı Peygamber Efendimiz:
«Bildiği ile amel edene, Allahu Teâlâ bilmediğini de bildirir.» (154) Buyurmuştur.
Geçmiş Peygamberlere inen kitâbların bazılarında şöyle yazar:
«İlim, gökdedir, kim indirecek onu? Yerin altındadır, kim çıkaracak onu? Denizlerin ardındadır, kim getirecek onu? demeyin, ilim, sizin kalbinizdedir. Benim mâ’nevi huzürumda melekler gibi terbiyeli, siddiklar gibi ahlâklı olun ki, sizi kaplayacak şekilde, kalbinizdeki ilim parlasın.»
Abdullah Tüsteri: «Âlimler, âbidler ve zâhidler kalbinin kapalı olduğu hâlde dünyâ’dan göçer, kalbi açılanlar ancak siddiklar ve şehidlerdir.» dedikten sonra Allahu Teâlâ’nın:
«Gayb’in anahtarları ondadır, gaybı ancak o bilir.» (6-En’am: 59) Ayet-i celilegini okumuştur.
Eğer bâtin ilmi ile nürlanmış kalblerin anlayışı ilm-i zâhir’e hâkim olmasaydı Peygamber Efendimiz:
«Sana müftüler, her ne kadar fetvâ verseler de sen yine kalbine danış.» buyurmazdı.
Bir kudsi Hadis’de Peygamber Efendimiz:
«Kulum, nâfile ibâdetlerle, ben onu sevinciye kadar bana yakla-
gir ve hattâ sevgime mazhar olur, Ben de onunla görür, kulumu sev-
digim zaman onun gözü olurum.» (155) Buyurmuştur.
Tefsir kitâblarının anlayamadıkları, büyük mütessirlerin bilemedikleri Kur’ân’ın nice ince manâları var ki onlar, zikr-ve fikir ile uğraşan kalblere doğar. Kendini murâkabe eden murid’e bu manâlar ilharn olunup da, bunlar: müfessirlere’ sundukları zaman, (İnsâflı) müfessirler onları befenirler ve temiz kalbin vâridâtı ve Allahu Teâlâ’ya teveccüh eden himmetlerinin karşılığı olarak, Allahu Teâlâ’nın onlara bir lütfu olduğunu anlarlar. Mükâşefe ilimlerinde, muâmele ilminin inceliklerinde ve kalbe geçen inceliklerde de hal böyledir. Bu ilimlerin her biri, derinliklerine inilemiyen birer deryâdır. Herkes, ancak kendisine muk edilen miktâr ve Rabbinin tevfik ettiği güzel amel nisbetinde bu ilimlere dalabilir.
Hazret-i ATI, uzun bir hadis’inde, bu gibi âhiret ilimlerini tavsif ederken şöyle buyuruyor:
«Kalbler, kaplardir; kapların iyisi, iyiliklere kap olandır.»
«İnsânlar üç’e ayrılır. Allah’ı bilenler, kurtuluş için okuyanlar,
üçüncü kısmı da değersiz, âdi kimselerdir. Her haykiranin ardına takılır, her rügâr ile eğilir, ilim nüru ile aydınlanmaz, sağlam dala yapışmazlar. İlim, mâldan hayırlıdır. Çünkü lim seni korur, mâlı sen korursun, ilim, okutmakla artar, mâl, harçamakla tükenir. Hayâtta iyi ameller kazanmak, ilim sâyesinde olduğu gibi, öldükten sonra da iyi hâtıraları yaşamak, yine ilim sâyesinde mümkündür. İlim hâkim, mâl, mahkümunaleyhdir. Malin menfa‘ati, kişinin ölümü ile çok olur. Haznedarlar ölür hazineleri ortada kalır, Fakat âlimler, dünyâ durdukça yaşarlar.» Sonra uzun bir nefes aldı ve: «Dikkat et, eğer ehlini bulsaydım, benim göğsümde geniş İlim vardır. Ne yazık ki istekliler ya itimatsız kimselerdir. Dini, dünyâ menfaatine âlet eder ve ilâhi niyetler ile Allah’ın velilerine, öğrendiği deliller ile de onun kullarına kargi üstünlük taslamak ister. Veyâ hakikat ehline uyar fakat (hakikati teşhisten âciz olduğu için) ilk nazarda kalbine şüphe tohumu ekilir, hangi taraftan olacağını seçemeyecek derecede basiret sâhibi olmayan, o dünyâ Tezgetlerine düşkün sehvetlerinin peşinden akıp giden, yâhut da bunlar, daha ziyâde dürnyâlık pesinde, mal yığmak hevesine uyan kimselerdir. Bunlar daha ziyâde kirlardaki hayvânlara benzerler, Allah’ın işte böyle hâmillerinin ölmesiyle ilim de sönüp gidecektir. Yine de yeryüzü, ilahi hükümlerini koruyanlardan boş kalmaz. Bunlar, ya herkesin görebileceği şekilde âşikâre bulunurlar, veyâ Allahu Teâlâ’nın hiccetlerini korumak için gizli kalmağı tercik ederler. (İbn Kayyım: «Bu cümlenin aslı yok, yalancı râfizilerin uydurma ye eklemesidir»
($85) Buhâri ile Müslim, Ebü Hureyre’den. . –
der.) Çünkü Hilye’de bu cümle yoktur. Çünkü ilâhi hiiccetler gizlilik ile korunmaz. Bunlar nerede bulunur. Çünkü bunların sayıları az, kiy-metleri ise yüksektir, Zâtları gizli fakat, hâtıraları gönüllerdedir. Allahu Teâlâ, hiiccetlerini onlarla korur. Hattâ onlar kendilerinden sonra gelenlere, bu hüccetleri emânet eder ve kalblerine yerlestirirler. İlim, olduğu gibi onlara gider. Rüh-i yakin’ e ulaşırlar, mülâyim kimselerin sert gördükleri dâhi onlar için yumuşak olur, Gafillerin vahşi gördükleri şeylerle ünsiyet ederler. Rühları âli makamlarla alâkalı olan bedenleriyle dünyâ’ya sâhip olurlar. İste hunlar, yeryüzünde Allah’ın dostları ve âmilleri olup i‘timadına mazhar olmuşturlar. Dinine dâvet ederler.» Bonra ağlayarak : «Benim heves ettiğim işte bunlardır» dedi.

