Riyâzü's-Sâlihîn · Haziran 23, 2026

Mest Meshi: İlim Arayışıyla Sevap Kazanma Rehberi

Riyazus Salihin Cilt – 1 – Mehmet Yasar Kandemir · TÖVBE Hadis-i Şerif Zirr İbni Hubeyş şöyle dedi; Mestler üzerine nasıl mesh edileceğini sormak üzere Safvân İbni Âssâl radıyallâhu anh ’ın yanına gitmiştim. …

Hadîs-i şerîf (Arapça metin)
Riyazus Salihin Cilt – 1 – Mehmet Yasar Kandemir · TÖVBE
Hadis-i Şerif
Zirr İbni Hubeyş şöyle dedi;
Mestler üzerine nasıl mesh edileceğini sormak üzere Safvân İbni
Âssâl radıyallâhu anh ’ın yanına gitmiştim. Bana:
– Zirr! Niçin geldin? diye sordu. Ben de:
– İlim öğrenmek için, deyince şunları söyledi:
– Melekler, ilim öğrenenlerden hoşlandıkları için onlara kanat
gererler. Ben de:
– Büyük ve küçük abdestten sonra mestler üzerine nasıl mesh
edileceği kafamı kurcaladı. Sen de Hz. Peygamber’in ashâbından
olduğun için, onun bu konuda bir şey söylediğini duydun mu diye
sormaya geldim, dedim. Safvân:
– Evet, duydum. Resûl-i Ekrem yolculukta bulunduğumuz zaman
mestleri üç gün üç gece çıkarmamayı, büyük ve küçük abdest
bozduktan, uyuduktan sonra bile mestlere meshetmeyi, ancak cünüp
olunca mestleri çıkarmayı emrederdi, dedi.
– Onun sevgiye dair bir şey söylediğini duydun mu? diye sordum.
– Evet, duydum. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile bir
yolculuğa çıkmıştık. Biz onun yanındayken bir bedevî kaba sesiyle:
– Muhammed! diye bağırdı.
Hz. Peygamber de onun sesine yakın bir sesle:
– “Gel bakalım” , dedi.
Bedevîye dönerek:
– Yazıklar olsun sana! Hz. Peygamber’in huzurunda bulunuyorsun.
Kıs sesini! Yüksek sesle bağırmanı Allah yasakladı, dedim.
Bedevî:
– Vallahi sesimi kısmam, dedi ve Resûl-i Ekrem’e: Birilerini seven,
ama onlarla beraber olacak kadar iyiliği bulunmayan kimse hakkında
ne dersin? diye sordu.
Hz. Peygamber şöyle buyurdu:
– “Kişi, kıyamet gününde, sevdikleriyle beraberdir.”
Safvân İbni Âssâl sözüne devamla dedi ki:
– Hz. Peygamber bu konuda uzun uzun konuştu. Hatta bir ara batı
taraflarında bulunan bir kapıdan bahsetti. “Kapı yaya yürüyüşüyle
kırk yıl veya yetmiş yıl (yahut râvinin hatırladığına göre atlı hızıyla
kırk veya yetmiş yıl) genişliğindedir.” (Râvilerden Süfyân İbni
Uyeyne bu kapının Şam tarafında olduğunu söylemiştir). “Allah
gökleri ve yeri yarattığı gün, bu kapıyı tövbe için açık olarak
yaratmıştır. Güneş battığı yerden doğuncaya kadar o kapı
kapanmayacaktır” buyurdu.
Tirmizî, Daavât 98. Ayrıca bk. Tirmizî, Tahâret 71; Nesâî, Tahâret

Râvi
97, 113; İbni Mâce, Fiten 32
Zirr İbni Hubeyş
Hadisimizi sahâbî Safvân İbni Âssâl’den rivayet eden Zirr, çölde
yaşayan bir bedevî idi. Hem Câhiliye hem de İslâm devrinde
yaşadığı hâlde Hz. Peygamber’i görememişti. Fakat Hz. Ömer, Hz.
Ali, Hz. Osman, Übey İbni Ka’b gibi büyük sahâbîlerle görüşmüş ve
onlardan hadis rivayet etmiştir.
Zirr, ashâb-ı kirâmla görüşmek üzere Medine’ye geldiği zaman,
yukarıdaki hadisimizin râvisi olan Safvân İbni Âssâl ile de görüştü ve
ona Resûl-i Ekrem’i görüp görmediğini sordu. O da Hz. Peygamberle
birlikte on iki gazveye katıldığını söyledi.
Müslüman olduktan sonra hayatı değişen Zir İbni Hubeyş, hadis ve
kıraat ilimlerinde üstaddı. Güvenilir bir muhaddisti. Rivayet ettiği
hadisler Kütüb-i Sitte’de yer almıştır.
Kaynaklarda gerek Zirr’in ve gerekse Peygamber Efendimiz’den
yirmi hadis rivayet etmiş olan Safvân İbni Âssâl’in hayatları hakkında
fazla bilgi yoktur. Zirr, 82 (701) tarihinde 120 yaşında vefât etti.
Allah ondan râzı olsun.
Açıklama
Zirr İbni Hubeyş çöl hayatını bırakıp ashâb-ı kirâmla görüşmek
üzere Medine’ye geldiği zaman, yıllarının boşa geçtiğini anladı.
Karşılaştığı sahâbîlerden ilim öğrenerek eksiklerini tamamlamaya
çalıştı. Safvân İbni Âssâl’in yanına gittiğinde Safvân ona niçin
geldiğini sordu. O da ilim öğrenmek için geldiğini söyledi. Zir, “ilim”
kelimesiyle mestler üzerine mesh etmeyi kasdetmişti.
Safvân onu önce bu güzel davranışından dolayı kutlamak istedi ve
ilim öğrenmenin değeri hakkında bizzat Hz. Peygamber’den
duyduğu bir hadisi haber verdi. Rivayet edildiğine göre kendisi de bir
zamanlar Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ’in huzuruna
vardığında:
– Senden ilim öğrenmeye geldim, yâ Resûlallah, demişti. Resûl-i
Ekrem de ona:
– “Merhaba, ilim yolcusu!” diye iltifat ettikten sonra “Melekler, ilim
öğrenenlerden hoşlandıkları için onlara kanat gererler” buyurmuştu.
Şimdi de o aynı şekilde Zirr İbni Hubeyş’i sevindirmek istemişti.
Büyüklerimizin âdeti böyleydi. İlim öğenmek isteyenleri severler ve
onları sevindirmek isterlerdi. Ebü’d-Derdâ hazretlerinin de böyle
davrandığını biliyoruz. Bu muhterem sahâbî birgün Dımaşk
mescidinde otururken bir adam çıkageldi ve ona:
– Ben tâ Medine’den buraya, Hz. Peygamber’den rivayet ettiğini
haber aldığım bir hadisi, senin ağzından duymak için geldim, dedi.
O zaman Ebü’d-Derdâ radıyallâhu anh ona:
– Bir iş için mi geldin? Ticaret yapmak için mi geldin? diye
defalarca sordu. Onun gerçekten de sadece hadis öğrenmek için
geldiğini anlayınca sevindi ve bu ilim yolcusuna yaptığı işin değerini
anlatmak üzere Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’den duyduğu
şu hadîs-i şerîfi haber verdi:
– “Kim ilim öğrenmek için yola çıkarsa, Allah Teâlâ ona cennet
yolunu kolaylaştırır. Melekler, ilim öğrenenlerden hoşlandıkları için
onlara kanat gererler. Göklerde ve yerde bulunan varlıklar, hatta
sudaki balıklar bile âlimlerin bağışlanması için Allah’a yalvarırlar. Bir
âlimin sadece ibadetle uğraşan bir kimseye üstünlüğü, on dördüncü
gecesinde
ayın
diğer
yıldızlara
üstünlüğü
gibidir.
Âlimler
peygamberlerin mirasçılarıdır. Peygamberler altın gümüş değil,
sadece ilmi miras bırakmışlardır. İşte bu ilim mirasına konan kimse,
çok büyük bir kısmet kazanmış olur” (Ebû Dâvûd, İlim 1; Tirmizî, İlim
19. Ayrıca bk. 1379-1395. hadisler).
İlim öğrenenlere meleklerin neden kanat gerdikleri, ilim yolcularının
değerini ortaya koyan bu hadîs-i şerîf ile daha iyi öğrenilmiş oldu.
Mestler üzerine nasıl mesh edileceğini henüz öğrenmemiş olan
Zirr, pek merak ettiği bu konuyu Safvân İbni Âssâl’den sorup
öğreniyor. Buna göre misafir olmayan, yâni evinin barkının
bulunduğu yerde yaşayan bir kimse abdest alıp mestini giydikten
sonra, yirmi dört saat boyunca, her abdest aldığında mestlerine
mesh edebilecektir. Küçük veya büyük abdeste çıkmak mestlere
mesh etmeye engel değildir. Yalnız boy abdesti almak gerektiğinde
mestler mutlaka çıkarılacak, boy abdesti aldıktan sonra tekrar
giyilebilecektir.
Yolculukta farz namazları bile yarıya düşürmek suretiyle kullarına
kolaylık gösteren Allah Teâlâ, misafirlere, mestlere mesh etme
konusunda da kolaylık lütfetmiştir. Onlar abdest alıp mestlerini
giydikten sonra, isterlerse üç gün boyunca mestlerini hiç çıkarmadan
abdest alıp ibadet edebileceklerdir. Boy abdesti almak gerektiğinde,
onlar da mestlerini çıkaracaklardır.
Sevgi konusu da Zirr İbni Hubeyş’in merak ettiği bir şeydir.
Safvân’a bu konuda Peygamber Efendimiz’den bir hadis duyup
duymadığını soruyor. Safvân İbni Âssâl, Zirr’e Hz. Peygamber’den
duyduğu hadisi söylemekle yetinmiyor; onu Efendimiz’den nasıl
duyduğunu da anlatıyor.
Buna göre, çölde yaşadığı için görgü ve nezâketten pek haberi
olmayan bir bedevî, Peygamber aleyhisselâm’a merak ettiği bir
konuyu sormak istiyor. Peygamber’e nasıl hitâb edileceğini bilmediği
için de bağırarak “Yâ Muhammed!” diye sesleniyor.
Safvân onu uyarıyor. Kur’ân-ı Kerîm’in bu nevi kaba davranışları
yasakladığını ve:
“Ey imân edenler! Seslerinizi Peygamber’in sesinden yüksek
çıkarmayın” [Hucurât sûresi (49), 2] âyetinin geldiğini hatırlatmak
istiyor. Fakat bütün bunları anlatmaya zamanı müsait olmadığı için
kısaca sesini alçaltmasını tavsiye ediyor. Bedevî, sert mizacı
sebebiyle, öğrenmek istediği konuyu sormasına kimsenin engel
olamayacağını anlatmak için “Vallahi sesimi kısmam” diye bir de
yemin ediyor.
Ümmetine son derece merhametli olan sevgili Efendimiz, sözünü
ettiğimiz âyet-i kerîmeden bedevînin haberi olmadığını anlıyor ve
günahkâr olmasını arzu etmediği için o da sesini bedevîninkine
benzeterek “Gel bakalım!” diye sesleniyor. Bedevî kendi yetersiz
ibadetlerini hatırlayarak, âhirette Hz. Peygamber’le ve onun aziz
sahâbîleriyle beraber olamayacağını düşünerek problemini dile
getiriyor:
– Birilerini seven, ama onlarla beraber olacak kadar iyiliği
bulunmayan kimse hakkında ne dersin? diye soruyor.
Resûl-i Ekrem Efendimiz’in cevabı, mü’min gönüllere derin hazlar
ve büyük ümidler verecek sıcaklıktadır:
– “Bir kimse, kıyamet gününde, sevdikleriyle beraberdir.”
369 – 371 numaralı hadislerde üç büyük sahâbîden ayrı ayrı rivayet
edildiğini göreceğimiz bu hadîs-i şerîf, Peygamber sevgisinin insanı
ne yüce makamlara çıkaracağını gösteriyor. Enes İbni Mâlik’in
rivayetine göre bedevînin biri Resûl-i Ekrem’e:
– Kıyamet ne zaman kopacak? dedi.
Fahr-i Cihân Efendimiz de ona:
– “Kıyamet için ne hazırladın?” diye sorunca, bedevî:
– Allah ve Peygamber sevgisini hazırladım, cevabını verdi.
O zaman Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem:
– “Öyleyse sevdiğinle berabersin”, buyurdu.
O bedevîlerden Allah râzı olsun. Şâyet zihinlerine takılan bu
soruları sormasalardı, nice yanık gönüller böylesine serinlemeyecek,
ümid ışığıyla canlanmayacaktı.
Bu hadîs-i şerifi duydukları zaman ashâb-ı kirâm da çok
sevinmişlerdi. Hatta Enes radıyallâhu anh’ ın söylediğine göre,
İslâmiyet’le
şereflendikten
sonra
hiçbir
şeye
böylesine
sevinmemişlerdi. Enes sevincini şöyle dile getirmişti:
“Ben Allah’ı, Resûlünü, Ebû Bekir’i ve Ömer’i seviyorum. Onların
yaptığı ibadetleri ve güzel hareketleri yapamasam bile onlarla
beraber olmayı umuyorum.”
Demek ki sevgi ve muhabbet, hasta gönülleri diriltecek, ulaşılması
zor hedeflere insanı emniyetle iletecek üstün bir güce sahiptir.
Ne mutlu Allah’ı ve Resûlullah’ı gönülden sevenlere!..
Tövbenin kabûlü ve zamanı: Birçok müjdeyle dolu olan hadîs-i
şerîfin bu bahiste yer almasının sebebi, sonundaki tövbeyle ilgili
sevindirici haberdir. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, şimdiye
kadar gördüklerimizden farklı bir hadîs-i şerifle, tövbeleri Allah
Teâlâ’nın her zaman kabul edeceğini anlatıyor.
Buna göre:
Allah Teâlâ, gökleri ve yeri yarattığı zaman, Efendimiz’in “batı” diye
ifade buyurduğu tarafta geniş bir kapı yaratmıştır. Bu kapının iki
kanadının arası, râvinin tereddütlü bir ifadeyle söylediğine göre, yaya
veya atlı bir yolcunun kırk yılda veya yetmiş yılda ancak varabileceği
kadar geniştir. Bu kapı tövbe kapısıdır. Günahkâr kulların yapacağı
tövbe, hiçbir engele çarpmadan Allah Teâlâ’nın yüce huzuruna
rahatlıkla varabilecektir. Bu sebeple hiçbir kimse, acaba benim
Cenâb-ı Hakk’a sunduğum tövbem ona varmış mıdır? diye endişe
etmemelidir.
Tövbenin zamanı ve süresi yoktur. “Güneş battığı yerden
doğuncaya kadar o kapı kapanmayacaktır” ifadesiyle, kıyamet
kopana kadar insanların tövbe edebileceği anlatılmak istenmiştir. Bu
bir müjdedir. Allah Teâlâ’nın kullarına olan sevgi ve merhametinin
sonsuzluğunu göstermektedir.
Tövbe süresinin bu kadar geniş tutulması, bizi hiçbir zaman
tenbelliğe sevk etmemelidir. Tövbe edebilmek için önümüzde daha
nice zaman bulunduğu aldatmacasına kapılmamalıyız. Günahlara
düşkün nefsimiz, bizi böyle aldatır. Ecelin ne zaman kapımızı
çalacağını bilmediğimizi, hiçbir zaman da bilemeyeceğimizi hatırdan
çıkarmamalı, ilk fırsatta tövbe etmeye bakmalıyız.
Hadisten Öğrendiklerimiz
  1. 1Allah Teâlâ’nın tövbe kapısını ardına kadar açması, kullarına
    olan sonsuz merhametini, onların ebedî kurtuluşa ermesini arzu
    ettiğini bütün açıklığı ile göstermektedir.
  2. 2İlim öğrenmek ve öğretmek Allah Teâlâ’yı memnun eden değerli
    bir meşgaledir. Bu sebeple ashâb-ı kirâm ve tâbiîn ilim tahsiline
    büyük önem vermişlerdir.
  3. 3İnsan bilmediği şeyleri öğrenmeye çalışmalı ve o konuyu iyi bilen
    birini bulup sormalıdır.
  4. 4Mestler üzerine meshetme kolaylığı, İslâmiyet’in müsamaha dini
    olduğunu göstermektedir.
  5. 5Kendilerinden ilim öğrenilen büyüklerin huzurunda saygılı
    davranmalı, sesini gereğinden fazla yükseltmemelidir.
  6. 6Bilgisizliği sebebiyle hata edenlere kızmamalı, ne yapmaları
    gerektiğini onlara sabırla öğretmelidir.
  7. 7İnsanlara karşı anlayışlı olma ve onlara seviyelerine göre
    davranma hususunda Peygamber Efendimiz örnek alınmalıdır.
  8. 8İyi insanlarla beraber olmaya, onların sohbetinde bulunmaya
    gayret etmeli, onları sevmelidir. Kötü olduğu bilinen kimselerden
    uzak durmalı, onların sohbetlerine katılmamalıdır. Üzüm üzüme baka
    baka kararır atasözünün ifade ettiği gerçek unutulmamalıdır.
  9. 9Sevginin gereği, sevilen gibi olmaya çalışmak ve davranışlarında
    onu örnek almaktır.
  10. 10İnsanlara öğüt veren kimseler, güzel vaadler ve müjdelerle
    onları ümitlendirmeli, onlara kolaylıklar göstermelidir.