Riyâzü's-Sâlihîn · Haziran 24, 2026

Bilgi Sahibiyle Bilgisiz Arasındaki Açık Fark

Riyazus Salihin Cilt – 2 – Mehmet Yasar Kandemir · ÂLİMLERE SAYGI Hadis-i Şerif “De ki, bilenlerle bilmeyenler hiçbir olur mu? Bunu ancak akıl sahipleri anlar.” Zümer sûresi (39), 9 İnsanları birbirinden …

Hadîs-i şerîf (Arapça metin)
Riyazus Salihin Cilt – 2 – Mehmet Yasar Kandemir · ÂLİMLERE SAYGI
Hadis-i Şerif
“De ki, bilenlerle bilmeyenler hiçbir olur mu? Bunu ancak
akıl sahipleri anlar.”
Zümer sûresi (39), 9
İnsanları birbirinden ayıran ve farklı kılan maddî ve manevî
birtakım özellikler vardır. Kişiler toplum içinde bu özelliklere göre
muamele görürler. Âyet-i kerîme, insanlar arasındaki farkın asıl
sebebini ilim olarak tesbit ve ilân etmektedir. Hem de çok çarpıcı bir
soru ile; “Bilenlerle bilmeyenler hiçbir olur mu?”
“Bilenler”, ilim sahibi olup bu bilgileriyle amel edenler, yani
ilimlerini yaşayanlardır. İlmiyle amel edip ondan yararlanmayanlar ise
“bilmeyenler, câhiller” gibidirler. O halde toplum içinde görecekleri
itibar ve muamele de ona göre olacaktır.
“İlim, rütbe ve unvanların en yükseğidir.” Binaenaleyh bilenlere
mevki ve rütbelerine göre saygı göstermek gerekmektedir. Böylece
toplumda bilginin ve bilen insanların saygınlığı korunmuş olur.
Aslında “bilen kişi” gerektiği şekilde itibar görmese bile pek bir şey
kaybetmez. Zira “ilim” bizâtihi bir değerdir. Ancak değerin kıymetini
bilmeyen toplumlar, yeni değerler üretemezler. Bu nankörlüklerini
pahalıya öderler.
İslâm toplumu değere saygı toplumudur. Herkese lâyık olduğu
mevki ve yeri verir. Bilen ile bilmeyeni asla bir tutmaz. Bu sebeple
İslâm toplumunda her bilgi sahibinin bir saygınlığı vardır.
Bu âyet sırf “ilim”den kaynaklanan seviye farkının her yerde ve her
zaman dikkate alınması gereğine işaret etmektedir.
Hadisler

349. Ebû Mes’ûd Ukbe İbni Amr el-Bedrî el-Ensârî radıyallâhu
anh’ den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem
şöyle buyurdu:
“Cemaate, içlerinde Kur’ân’ı en iyi bilen ve okuyanları imam
olsun. Kur’ân bilgisinde eşit iseler, sünneti en iyi bilen; eğer
sünnet bilgisinde de denk olurlarsa, önce hicret etmiş olan;
hicret etmekte de aynı iseler, yaşca en büyükleri imam olsun.

Hâkim ve yetkili olduğu yerde kişiye, izni olmadıkça bir başkası

Râvi
imam olmaya kalkmasın. Hiç kimse, başkasının evinde, izni
olmadıkça ev sahibinin özel yerine oturmasın.”
Müslim, Mesâcid 290
Müslim’in bir rivayetinde, “yaşca en büyük olan” yerine “ilk evvel
müslüman olan” kaydı bulunmaktadır.
Yine bir rivayette (Müslim, Mesâcid 291) , “Cemaata, Allah’ın
kitabını en iyi bilen ve kıraatta en ileri gelen imam olsun. Eğer
okuyuşları aynı ise önce hicret eden imam olsun. Eğer hicrette
de aynı iseler, yaşça en büyükleri imam olsun” buyurulmuştur.
Açıklama
Bilindiği gibi namaz, dinimizde baş ibadettir. Namazda öne geçip
imamlık yapacak olan kimsenin vasıfları büyük önem taşımaktadır.
Bu konudaki öncelikler, diğer konularda da gözetilecek hususlardır.
Yani İslâm toplumunda kişilere verilen önem, imamlık vasıflarıyla
yakından ilgilidir. Hadisimiz İslâm sisteminin temelinde mevcud olan
bu saygı ve takdir sıralamasına dikkatimizi çekmektedir.
“Akrauhum li kitâbillah” ifâdesi, “Allah’ın kitabını en iyi bilen, en
çok ezberlemiş olan ve en iyi anlayan” mânâsına gelmektedir. Yoksa
“en güzel okuyan” demek değildir. Bunun böyle olduğunu ikinci
rivayette açıkça görmekteyiz. Orada “akrauhum li kitâbillah ve
akdemuhum kırâeten” buyurulmuştur. Ayrıca, ashâb-ı kirâm arasında
Kur’ân-ı Kerîm’i pek güzel okuyan Übeyy İbni Kâ’b, Muâz, Zeyd İbni
Sâbit ve Ebû Zeyd gibi zevat varken Peygamber Efendimiz, Hz. Ebû
Bekir’in cemaata imam olmasını ısrarla emretmiştir. Bu da gösteriyor
ki, özellikle namaz ibâdeti için Kur’ân bilgisi, kıraat güzelliğinden
önde gelmektedir. Tabiatıyla kıraat, namazın sıhhatini bozacak
durumda ise bilgili olmak hiçbir şey ifâde etmez. O takdirde kıraati
daha düzgün olan, bilgisi üstün olana tercih edilir. Mezheplerin her
birinin imamlıkta tercih sistemleri ile ilgili görüşleri az-çok farklılık
göstermektedir. Bu farkları belirtmenin yeri burası değildir. Fıkıh
kitaplarından öğrenilebilir.
Sevgili Peygamberimiz, Kur’ân bilgisi ve kırâatından sonra sünneti
en iyi bilenlerin öne geçirilmesini emretmiştir. Zira sünnet bilgisi
İslâm’ı yaşamakta yegâne yoldur.
Üçüncü sırada hicrette önceliği olanlar gelmektedir. Hicret ölçüsü,
bugün için geçerliliğini kaybetmiş gözükmektedir. Ancak meselâ dâr-ı
harbte müslüman olmuş sonra da İslâm toplumuna göç etmiş
kimseler arasında bir seçim yapılsa, diğer özelliklerde eşit olmaları
halinde müslümanlar arasında en çok kalan kimse tercih edilir. Ya da
biri göç edip gelmiş, diğeri müslüman toplum içinde yetişmiş iki
kişinin Kur’ân ve Sünnet bilgisiyle ve kırâatta eşit olmaları halinde,
İslâm toplumunda yetişmiş olan tercih edilir.
Hicret’in,
özellikle
İslâm’ın
kuruluş
döneminde,
yani
Hz.
Peygamber’in Medine’yi teşriflerinden sonra herkese farz olması,
önce hicret edenlerin sonrakilere göre önde tutulmasına vesile
olmaktaydı. Bu sebeple İslâm’da muhâcirler, daima ensardan önde
tutulmuşlar, önce zikredilmişlerdir.
Hadisteki sıralamada “önce müslüman olmak” veya “yaşça en
büyük olmak” dördüncü sırada yer almaktadır. Bu iki husus birbirinin
yerine de zikredilmiştir. Aslında “önce müslüman olmak”, daha çok
asr-ı saadet için, “yaşça en büyük olmak” da bütün zamanlar için
geçerlidir. İmamlık gibi ağır bir sorumluluk için hadisimizde sayılan
bu ölçülerin her birinin ne kadar önemli olduğu ortadadır. Her biri
hakkında uzun uzun açıklamalarda bulunmak mümkündür. Ancak,
bizim buradaki konumuz imamet değil, toplumda âlimlere, büyüklere,
fazilet sahibi kişilere saygı gösterip onları önde tutmak, toplumun
onları örnek almalarını sağlayıcı davranışlarda bulunmaktır.
Ayrıca hadisimizin son kısmında yer alan iki cümle beşerî ilişkiler
bakımından oldukça önemlidir. Bir insanın, hâkim ve yetkili olduğu
yerde önüne geçilmemesi lâzımdır. Bu onun, idare ettiği kişiler
nezdindeki itibarı açısından pek ehemmiyetlidir. Resûl-i Ekrem
Efendimiz, bu noktaya işaret etmekte, kişinin izni olmadan,
sorumluluk
sahasında
önüne
geçilmemesini,
ona
imamlık
yapılmamasını, aynı şekilde ev sahibinin evinde oturmayı alışkanlık
haline getirdiği yere oturulmamasını, izin vermedikçe evinde ona
imam olmaya kalkışılmamasını tenbih etmektedir. Bütün bunlar
yönetimde ve beşerî ilişkilerde hem psikolojik hem de sosyolojik
bakımdan pek yerinde tavsiyelerdir. Yetkili kişinin veya ev sahibinin,
kendisinden daha bilgili ve faziletli insanları gözetleyip onları öne
geçirmesi ise tabiatıyla bir fazilettir. Fakat herşeyden önce kendisinin
sorumluluk ve haklarına saygı gösterilmesi hakkıdır.
Hadisten Öğrendiklerimiz
  1. 1İslâm bir değerler sistemidir. İslâm toplumu da bu değerlere ve
    önceliklere saygı göstermekle yükümlüdür.
  2. 2Kur’ân bilgisi, sünnet bilgisi, hicret ve yaşça büyük olmak gibi
    ölçüler imamlıkta dikkate alınacak tercih sebepleridir.
  3. 3Sultan, mescidin imamı ve ev sahibi imamlık yapmaya herkesten
    daha lâyıktır. Ancak bunların yetki verdikleri kimse, kendileri adına
    imamlık yapabilir.
  4. 4Hz. Ebû Bekir, Kur’ân ve Sünnet bilgisi, hicret, önce İslâm olmak
    ve yaşlılık ölçülerinin tamamını nefsinde toplamış olduğu için
    kendisinden daha güzel Kur’ân okuyanlar bulunmasına rağmen
    Peygamber Efendimiz tarafından imamete geçirilmiştir.
  5. 5İlim ve fazilet ehline, yaşlılara saygılı davranmak, kişi ve
    toplumların olgunluklarını gösterir.