Riyâzü's-Sâlihîn · Haziran 24, 2026

Hayber’in Fethi İçin Allah’ın Seçtiği Şahıs: Ali

Riyazus Salihin Cilt – 2 – Mehmet Yasar Kandemir · HAYRA ÖNCÜLÜK ETMEK Hadis-i Şerif Ebü’l-Abbâs Sehl İbn Sa’d es-Sâidî radıyallâhu anh’ ten rivayet edildiğine göre, Hayber Gazvesi gününde Resûlullah …

Hadîs-i şerîf (Arapça metin)
Riyazus Salihin Cilt – 2 – Mehmet Yasar Kandemir · HAYRA ÖNCÜLÜK ETMEK
Hadis-i Şerif
Ebü’l-Abbâs Sehl İbn Sa’d es-Sâidî radıyallâhu anh’ ten rivayet
edildiğine göre, Hayber Gazvesi gününde Resûlullah sallallâhu
aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Yarın bu sancağı, Allah’ın kendisinin eliyle fethi nasib
edeceği, Allah’ı ve Resûlü’nü seven, Allah’ın ve Resûlü’nün de
kendisini sevdiği bir kişiye vereceğim.”
Gazveye iştirak edenler, sancağın aralarından kime verileceğini
düşünüp konuşarak geceyi geçirdiler. Sabah olunca, sancağın
kendisine verileceği ümidi ile bütün sahâbîler Resûl-i Ekrem
sallallâhu aleyhi ve sellem’ in huzuruna koştular. Peygamber
Efendimiz:
– “Ali İbni Ebû Tâlib nerede?” diye sordu. Sahâbîler:
– Ey Allah’ın Resûlü! O gözlerinden rahatsız, dediler.
Bunun üzerine Peygamberimiz:
– “Ona haber verecek birini gönderiniz” buyurdular. Ali getirildi.
Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onun gözlerini tükürüğüyle
tedavi ederek kendisine dua etti. O kadar ki, hiç ağrısı yokmuş gibi
oldu. Peygamber sancağı ona verdi. Ali:
– Ya Resûlallah! Onlar da bizim gibi mü’min oluncaya kadar mı
savaşacağım? dedi. Resûl-i Ekrem:
“Acele etmeden, gayet sakin bir şekilde onların yanına var,
kendilerini
İslâm’a
davet
et,
uymaları
gereken
ilâhî
yükümlülükleri kendilerine haber ver. Allah’a yemin ederim ki,
senin vasıtanla Allah’ın bir tek kişiye hidâyet vermesi, senin için
kırmızı develere sahip olmaktan daha hayırlıdır” buyurdu.
Buhârî, Fezâilü’s-sahâbe 9; Müslim, Fezâliü’s-sahâbe 34

Râvi
Sehl İbni Sa’d es-Sâidî
Sehl, Ensardan yani Medine’Ii sahabilerdendir. Resûl-i Ekrem
Efendimiz vefat ettiğinde, Sehl henüz on beş yaşında idi. Uzun bir
ömür sürdü ve 88 (707) veya 91 (710) senesinde Medine’de vefat
etti. Medine’de en son vefat eden sahâbî o idi. Emsalinden kimsenin
kalmadığını anlatmak için:
Şayet ben ölürsem, “Allah ve Resûlü şöyle buyurdu” diyen hiç
kimseyi işitmeyeceksiniz, derdi.
Sehl’in ismi daha önceden Hazn idi. Allah Resûlü beğenmediği bu
adı değiştirerek kendisine Sehl ismini verdi. Künyesi Ebü’l-Abbâs
veya Ebû Yahya’dır.
Haccac zamanında eziyet görenlerdendi.
Kendisinden Ebû Hüreyre, Saîd İbni Müseyyeb, Zührî, Ebü Mazim
ve oğlu Abbâs hadis rivayet ettiler. Sehl’den rivayet edilen hadis
sayısı 100’e ulaşır. Ondan naklen Buhârî ve Müslim’in kitaplarına
müştereken aldıkları hadis sayısı 28’dir.
Peygamberimiz’den rivayet ettiği bir hadisin anlamı şöyledir: “Kulun
Allah yolunda, cihad için yaptığı sabah yürüyüşü, dünyadan ve bütün
dünya varlıklarından daha hayırlıdır” (Müslim, İmâre 113).
Allah ondan râzı olsun.
Açıklama
Hayber
Gazvesi,
hicretin
yedinci
yılında
yapıldı.
Hayber,
yahudilerin bulunduğu bir yerdi. En mühim kaleleri de burada idi.
Müslümanlara karşı sık sık tehdit oluşturmaya başlamışlardı.
Anlaşmalara da uymuyorlardı. Bu sebeple, Resûl-i Ekrem sallallâhu
aleyhi ve sellem onlarla savaşmaya karar verdi. Hayber kuşatması
günlerce sürdü. İbni İshâk’ın rivayet ettiğine göre, Hz. Peygamber
önce Ebû Bekir’i sonra Ömer’i Hayber kalelerinin fethi için
göndermiş, her ikisi de düşmanı yıpratıcı ve teslime zorlayıcı
darbeler vurmuşlarsa da kaleler alınamamıştı. Neticede Peygamber
Efendimiz, Hz. Ali’yi komutan tayin etti. Fetih onun eliyle müyesser
oldu.
Sahâbe-i kirâm, Hz. Peygamberle cihada katılmayı vazgeçilmez bir
görev, bir ibadet bilirlerdi. Allah yolunda cihad ederken şehit olmak
onların dünyadaki en büyük arzuları idi. Çünkü cihadın ve şehit
olmanın Allah katındaki değerini ve mücahidlerle şehitlerin
cennetteki üstün mertebelerini Kur’ân ve Sünnet’ten öğrenmişlerdi.
Bu sebebledir ki, Hayber Gazvesi’nde sancağı taşımaya, komutanlık
gibi üstün bir görev üstlenmeye hepsi talip olmuş, bu bahtiyar kişinin
kim olabileceği düşüncesi bütün bir gece onları uyutmamıştı. Onların
bu samimi ve candan arzuları, kalblerinden geçirdikleri iyi niyet bile
tamamen bir hayır olup, Allah katında ecir almalarına vesiledir.
Peygamber Efendimiz, sahabeye ve ümmete, hastalıkların tedavi
yollarını öğretmiş ve uygulamıştır. Hastalıkların tedavi yöntemleri tek
yönlü olmayıp, çeşitlidir. Bu yollardan biri de, okuma ve nefes etme
suretiyle yapılan tedavi olup, buna rukye denilmektedir. İşte
burada Resûlullah’ın Hz. Ali’nin ağrıyan ve hasta olan gözünü tedavi
etmesi bu çeşit bir tedavi yönteminin isbatıdır. Çünkü Peygamberimiz
sahabeyi de bu yönde eğitmiştir. Ancak tedavinin bugün kullanılan
bütün meşrû usullerine de Resûl-i Ekrem’in emir ve tavsiyelerinde,
kendine has adıyla tıbb-ı nebevî eserlerinde, genel anlamda
rastlamaktayız. Nebevî tıb çok geniş kapsamlı bir konu olup onu
burada tanıtmak mümkün değildir. Fakat yeri geldikçe bu eserde
bazı kısımlarından bahsedilecektir.
Müslüman olmayanlarla savaş, onlar müslüman oluncaya veya
İslâm’ın hâkimiyetini kabul edinceye kadardır. Onun için Hz. Ali:
Onlarla bizim gibi müslüman oluncaya kadar mı savaşacağım?
diye sormuştur. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem sallallâhu aleyhi ve
sellem, ilk olarak onları İslâm’a davet etmesini, bu daveti kabul
etmezlerse uymaları gereken ilâhî yükümlülükleri haber vermesini
istemiştir. Bu yükümlülük onların ödeyecekleri cizye, yani müslüman
olmayanların İslâm’ın hâkimiyetini kabul edip, İslâm topraklarında
emniyet içinde yaşamalarına karşılık ödeyecekleri vergidir. Şu halde
müslüman olmayanlarla savaş, onların mutlaka müslüman olup bu
dine girmeleri, kendi dinlerini terketmeleri anlamına gelmez. İslâm’ın
hâkimiyetini kabul edip, müslümanların yönetimi altına girmek veya
onlarla sulh yapmak anlamına gelir.
Burada bilinmesi gereken en önemli nokta, düşmanla harbe
girişmeden önce onların İslâm’a davet edilmeleri gereğidir. İslâm
alimlerinden pek çoğu bu davetin vâcip olduğunu söylerler. Böylece
harbin, İslâm’ın tebliğinde en son safha ve en son çare olduğu da
anlaşılmış olmaktadır. Çünkü İslâm’ın gayesi, yeryüzünde Allah’ın
hükmünün geçerli olmasını temindir. Bunun için her meşrû çareye
başvurulur.
Bu hadisin bu bölümde verilmesinin esas sebebi, hadisin son
kısmındaki Peygamber sözleridir. Buna göre, bir tek kişinin bile
hidâyetine vesile olmak, bütün dünya zenginliklerine sahip olmaktan
daha önemlidir. Çünkü dünya malı bu dünyada kalır, zayi olur, yok
olur, hakkı verilmezse insanın dünyada azgınlık ve sapkınlığına,
âhirette de azâbına, cehenneme girmesine sebeb olur. Oysa hidâyet,
bir insanı dünya ve ahiret saadetine kavuşturur. İnsan yaratılış
gayesini anlar, Allah’a lâyıkıyla kul olur, O’nun hoşnutluğunu kazanır
ve ebedî cenneti hak eder. Bunlar ise Allah katında en makbul kul
olmanın yoludur.
Kırmızı deve, Araplar için, o günün şartlarında en büyük zenginlik
alâmetiydi. Bunlar zamana, şartlara ve ülkelere göre değişebilir. Bir
yerde lüks marka bir araba, bir yerde uçak, bir yerde denizdeki yat
veya başka şeyler zenginlik alâmeti sayılabilir. Bu hadisin ifade ettiği
mutlak mânadaki zenginlik ise her zaman için geçerlidir.
Bu hadisi, Ebû Hüreyre rivayetiyle 95 numara ile de okumuştuk.
Hadisten Öğrendiklerimiz
  1. 1Allah Resûlü’nün, Hayber’in Hz. Ali tarafından fethedileceğini
    önceden bildirmesi ve hasta olan gözünü iyileştirmesi, onun
    mûcizelerinden biridir.
  2. 2Hadis, Hz. Ali’nin faziletine, Allah’ı ve Resûlü’nü sevdiğine Allah
    ve Resûlü’nün de kendisini sevdiğine delildir.
  3. 3Harbden önce düşman tarafını İslâm’a davet etmek, İslâm’ın
    gerektirdiği vecibelerdendir.
  4. 4İslâm’ın hakimiyetini kabul edenlerle harb edilmez.
  5. 5Bir kimsenin hidâyetine vesile olmak en üstün dünya nimetlerine
    sahip olmaktan daha hayırlıdır.
  6. 6Sahâbe-i kirâm, Allah ve Resûlü’nü sevme ve onların sevgisini
    kazanmada birbirleriyle yarışırlardı.
  7. 7İslâmî savaşların gayesi, insanları dalâletten kurtarmak,
    hidâyete kavuşturmaktır.