Riyâzü's-Sâlihîn · Haziran 24, 2026

İnsanların Değeri: Niyet ve Davranışın Önemi

Riyazus Salihin Cilt – 2 – Mehmet Yasar Kandemir · GÜÇSÜZ MÜSLÜMANLAR İLE FAKİRLERİN VE ADI SANI ANILMAYANLARIN DEĞERİ Hadis-i Şerif Ebü’l-Abbâs Sehl İbni Sa’d es-Sâidî radıyallâhu anh şöyle dedi: Bir gün …

Hadîs-i şerîf (Arapça metin)
Riyazus Salihin Cilt – 2 – Mehmet Yasar Kandemir · GÜÇSÜZ MÜSLÜMANLAR İLE FAKİRLERİN VE ADI SANI ANILMAYANLARIN DEĞERİ
Hadis-i Şerif
Ebü’l-Abbâs Sehl İbni Sa’d es-Sâidî radıyallâhu anh şöyle
dedi:
Bir gün Hz. Peygamber’in yanından bir adam geçti. Resûl-i Ekrem
sallallâhu aleyhi ve sellem yanında oturan kimseye:
– “Şu adam hakkında ne dersin?” diye sordu. O da:
– Bu zât ileri gelen hatırlı kişilerden biridir. Vallahi böyle bir adam
bir kıza tâlip olsa evlendirilmeye, birine aracılık yapsa sözü
dinlenmeye lâyıktır, diye cevap verdi.
Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bir şey söylemedi.
Sonra oradan biri daha geçti. Peygamber aleyhisselâm yine
yanında oturana:
– “Ya bu adam hakkında ne dersin?” diye sordu. Bu defa o zât:
– Yâ Resûlallah! Bu adam fakir müslümanlardan biridir. Bir kıza
tâlip olsa, istediği kız verilmez. Birine aracılık etse, ricası kabul
edilmez. Konuşmaya kalksa, sözü dinlenmez, dedi.
Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
– “Bu sonuncu adam, öteki gibi dünya dolusu adamdan daha
hayırlıdır.”
Buhârî, Nikâh 15, Rikak 16. Hadis Müslim’de yoktur. Ayrıca bk. İbni

Râvi
Mâce, Zühd 5
Açıklama
Bu hadîs-i şerifte itibarlı ve hatırlı olmanın zenginlik ve fakirlikle
ilgisi
ele
alınmakta
ve
insanların
değer
ölçülerinden
biri
sergilenmektedir. Çoğu kimseye göre değer ve itibarın ölçüsü, varlık
ve zenginliktir.
Şunu öncelikle belirtelim ki, bu hadiste Efendimiz’in sorularına
cevap veren kimsenin yaptığı gibi, zenginin fakirden üstün olduğunu,
bir genelleme yaparak söylemek doğru değildir. Çünkü zenginlik ve
fakirlik Allah Teâlâ’nın bizi denemek için kullandığı birer imtihan
aracıdır. Sahip oldukları maddî imkân sebebiyle zenginlerin Allah’a
şükredip etmemesi nasıl bir imtihan ise fakirlerin yoksulluğa sabredip
etmemesi de aynı derecede ve aynı ağırlıkta bir imtihandır. Herkesin
bir imtihana tâbi tutulduğu Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle anlatılmaktadır:
“Biz yeryüzündeki her şeyi yer için bir süs yaptık ki, insanları
deneyelim. Bakalım hangisi en güzel işleri yapacak” [Kehf sûresi
(18), 7] .
“Bir deneme olarak sizi hayırla da, şerle de imtihan ederiz”
[Enbiyâ sûresi (21), 35] .
Demek ki hayır ve şer, zenginlik ve fakirlik birer imtihan aracıdır.
Peygamber Efendimiz’in “hem fakirlik fitnesinin, hem zenginlik
fitnesinin şerrinden Allah’a sığınması” (Buhârî, Daavât 45), her
ikisinin de birer imtihan aracı olduğunu kesinlikle göstermektedir.
Resûl-i Muhterem Efendimiz muhtelif hadislerinde, yerli yerinde
kullanılmak şartıyla maddî zenginliğin iyiliğini belirtmiştir:
Amr İbni Âs’a “İyi bir kimsenin elinde iyiye kullanılan mal ne iyidir”
buyurmuştur (Ahmed İbni Hanbel, Müsned, IV, 197, 202) .
Sa’b İbni Ebû Vakkâs’a:
“Mirasçılarını zengin bırakmak, onları muhtaç bırakıp da halka
avuç açtırmaktan hayırlıdır” buyurmuştur (Buhârî, Cenâiz 36, Vesâyâ
2, Nefekât l, Merdâ 16, Daavât 43, Ferâiz 6; Müslim, Vasıyyet 5) .
Ebû Zer el-Gıfârî’ye:
“Varlıklılar kıyamet gününde yoksul kalacaktır. Ancak Allah
Teâlâ’nın verdiği malı dört bir yana dağıtan ve o malla iyi işler
yapanlar yoksul kalmayacaklardır” buyurmuştur (Buhârî, Rikak 13) .
Zenginliğin lehinde daha başka hadîs-i şerifler de vardır.
Resûl-i Ekrem Efendimiz maddî zenginlikten çok manevî zenginliği
tavsiye etmiş ve bunu:
“Zenginlik mal mülk ile değildir. Asıl zenginlik gönül zenginliğidir”
diye ifade buyurmuştur (Buhârî, Rikak 15; Müslim, Zekât 120) . Gönlü
zengin olmayan kimse, maddî bakımdan ne kadar zengin olursa
olsun, onun hiçbir değeri yoktur. Böyle bir gönül fakirinin elindeki
servet, onu Allah’a yaklaştırmak yerine, gittikçe uzaklaştırır. Böylesi
manevî fakirlerden ve onlar gibi olmaktan Allah’a sığınmak gerekir.
Herkes dünyaya imtihan edilmeye getirildiğine göre, insanın gayesi
bu imtihanı kazanmak olmalıdır. Bunun yolu da dünyaya gönül
bağlamamak, dünya malının esiri olmamak ve ona gönlünü
kaptırmamaktır.
Peygamber Efendimiz’in dünyaya bağlanmama konusundaki bu
kabil buyruklarına bakarak onun fakirliği zenginliğe tercih ettiği
sanılmamalıdır. Maddî fakirliği Resûl-i Ekrem Efendimiz hiçbir zaman
arzu etmemiştir. Tam aksine “her ş eyi unutturan fakirlik ile insanı
azdıran zenginlik” karşısında uyanık olmayı tavsiye etmiştir (Tirmizî,
Zühd 3) . Zira Allah’ı unutturup isyan ettiren fakirlik ile insanı azdırıp
günah bataklığına düşüren zenginlik aynı derecede tehlikelidir.
Sünen-i Tirmizî’de geçen:
“Allahım beni miskin olarak dirilt, miskin olarak öldür” hadisine
bakarak Hz. Peygamber’in fakirliği zenginliğe tercih ettiğini sananlar
olmuştur. Bu kanaat yanlıştır. Zaten ona nisbet edilen bu hadis de
zayıftır (Fethü’l-bârî, XI, 279, Rikak 16) . Hayatının ilk dönemlerinde
fakir olan Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, İslâmiyet’in süratle
yayılıp düşmanlarını birer birer dize getirmesi üzerine zengin
olmuştur. Ama o zenginliği mal biriktirmek değil, elindeki serveti
muhtaçlara dağıtmak şeklinde anlamış, öyle yapmış, sâde ve
mütevazı bir hayat sürmeyi tercih etmiştir. “Allahım! Muhammed
ailesine, ancak yetecek kadar rızık ver!” diye dua etmiştir (Buhârî,
Rikak 17; Müslim, Zühd 19) . Onun yumuşak baktığı fakirlik, işte
böyle bir fakirliktir. Yoksul olmayı, ona buna avuç açmayı hiçbir
zaman istememiş, böyle olmaktan Allah’a sığınmıştır. Elinde olan
maddî imkânı Allah’ın gösterdiği yerlere harcayan, ailesinin zarûri
ihtiyaçlarına yetecek kadar dünyalığa râzı olan kimse, ideal bir hayat
tarzına sahiptir. Hz. Peygamber’in yaptığı da budur.
Bütün varlıkların Allah’a muhtaç olması anlamında bir fakirlik daha
vardır. Böylesi fakirlik, yaratılmışların ayrılmaz birer özelliğidir. Bu
durum Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle belirtilir:
“Ey insanlar! Siz Allah’a muhtaçsınız. Allah ise kimseye
ihtiyacı bulunmayan ve övülmeye lâyık olandır” [Fâtır sûresi (35),
15] .
Sonuç olarak şunu söyleyelim:
İlk plânda zengini fakire veya fakiri zengine tercih etmek mümkün
değildir. Konuya genel olarak bakıldığında, malını Allah yolunda
harcayan zengini, daha çok sevap kazanacağı için fakire üstün
tutmak gerekecektir. Fakat mutasavvıfların çoğunluğu, yokluklara
göğüs germek suretiyle nefsini kötü hâllerden arıtan sabırlı fakiri
zengine tercih etmişlerdir. Tokgözlü bir fakirin cimri bir zenginden kat
kat üstün olduğunda şüphe yoktur. Ama dünya varlığının kendisini
şımartmadığı bir zengin, yaptığı hayırların yanısıra, kötü hâllerden
arınmak için de üstün gayret sarf etmişse, onun daha üstün olacağı
şüphesizdir.
Hadisten Öğrendiklerimiz
  1. 1Yoksul oldukları gerekçesiyle fakirleri hor görmek doğru değildir.
    Allah’ın rızâsını kazanmış bir fakir, Allah yolundan uzak duran
    milyarlarca zenginden daha üstündür.
  2. 2Bir insanın değeri, soyu sopuyla, sahip olduğu makam ve mevki
    ile ölçülemez. İnsanı değerli kılan, Allah’a karşı beslediği üstün
    saygıdır, takvadır.
  3. 3Evlenirken erkekte ve kadında dindarlık aranmalıdır. Geçici olan
    maddî zenginlik önemli değildir.