
Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Oruç açmakta acele ettikleri sürece müslümanlar hayır üzere
yaşarlar.”
1239 numaralı hadis ile birlikte açıklanacaktır.
1237. Ebû Atıyye dedi ki, ben ve Mesrûk Âişe radıyallâhu anhâ ’nın
yanına gittik. Mesrûk ona:
Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’ in ashâbından iki kişi var.
İkisi de hayırdan geri kalmıyorlar. Ancak bunlardan biri akşam
namazını kılmakta ve oruç açmakta acele ediyor, diğeri ise hem
akşam namazını hem de iftarı geciktiriyor, dedi. Bunun üzerine Âişe:
–Akşam namazını kılmakta ve oruç açmakta acele eden kimdir?
diye sordu.
Mesrûk da:
–(İbni Mes’ud’u kastederek) Abdullah’tır, cevabını verdi. Bunun
üzerine Âişe:
– Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem de öyle yapardı, dedi.
Müslim, Sıyâm 49-50. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Savm 21; Tirmizî,
Savm 13; Nesâî, Sıyâm 23.
1239 numaralı hadis ile birlikte açıklanacaktır.
1238. Ebû Hüreyre radıyallâhu anh’ den rivayet edildiğine göre
Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem dedi ki:
“ Allah Teâlâ şöyle buyurdu: Kullarımın bana en sevgili olanı,
oruç açmakta acele davranandır.”
Tirmizî, Savm 13.
Aşağıdaki hadis ile birlikte açıklanacaktır.
1239. Ömer İbnü’l-Hattâb radıyallâhu anh’ den rivayet edildiğine
göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Gece (doğudan) geldi de gündüz (batıdan) gitti ve güneş
kayboldu mu oruçlu derhal orucunu açar.”
Buhârî, Savm 43; Müslim, Sıyâm 51-52. Ayrıca bk. Tirmizî, Savm 12.
geciktirmek gibi, Peygamber Efendimiz’in hem sözlü tavsiyeleri hem
de fiilleriyle ortaya koyduğu sünnetidir. Bu iki konuya dair hadislerin
hepsi sahihtir. Nevevî merhum bu hadislerden dört tanesini seçmiştir.
Birinci hadis, müslümanların oruç açmakta acele ettikleri sürece
hayır üzere yaşayacaklarını haber vermektedir. Çünkü böyle
davranmakta her şeyden önce Hz. Peygamber’in sünnetine bağlılık
vardır. Sonra da oruç açmayı gökte yıldızların belirginleşmesine
kadar geciktiren Ehl-i kitaba muhalefet vardır. Ne yazık ki,
müslümanlar arasında da iftarı geciktiren ve bunu âdet haline getiren
bazı bid’at fırkaları zuhur etmiştir. Nefsini terbiye maksadıyla oruç
açmayı geciktirmek, sünneti terketmek olacağı için doğru değildir. Bir
yudum su içip orucunu açmak, nefsini terbiye için biraz daha aç
bırakmaya mâni değildir. Kaldı ki, Hz. Peygambere uymak en doğru
hareket tarzıdır. Hz. Peygamber’in sünnetinden yan çizen, ibadet
yapıyor bile olsa, bir çeşit sapıklığa düşmüş demektir. Bu sebeple
sahâbe-i kirâm, iftarı çabuk yapar, sahuru geciktirirlerdi.
Güneş batar batmaz hemen iftar etmek, bu ümmetin hayır üzere
devam etmesinin bir göstergesidir. “Birkaç dakika geciktirmekten ne
çıkar” dememek lâzımdır. Her konuda en doğru ve faziletli olanı
yapan ve tavsiye eden hiç şüphesiz Hz. Peygamberdir. O halde
bizim için asıl hayır, Sevgili Peygamberimiz’e uymaktır.
İkinci hadis ten konuya ait iki değişik uygulamayı öğrenmekteyiz.
Tâbiûn neslinin büyüklerinden olan Ebû Atıyye ile hem Câhiliye
döneminde yaşamış hem de Hz. Peygamber’in zamanını idrak etmiş
olmasına rağmen sahâbî sıfatını alamamış kimselerden olan
Mesrûk, gördükleri bir durumu sorup öğrenmek için beraberce Hz.
Âişe vâlidemize gitmişlerdi. Hz. Peygamber’in sahâbîlerinden iki
kişinin hayır işlemekte kusur etmemelerine rağmen bir noktada farklı
davrandıklarını, bunlardan birinin akşam namazını kılmakta ve oruç
açmakta acele ettiğini, diğerinin ise bu iki konuda ağırdan aldığını,
söylemişler
ve
böylece
bunların
hangisinin
sünnete
uygun
davrandığını sormuşlardı. Âişe anamız ise “Bunlar kimlermiş?” diye
sormak yerine, sadece isabetli davrananın yani her iki konuda da
acele edenin kim olduğunu sormuştu. Hz. Âişe’nin tutumu,
müslümanın genel tavrının olumlu davranmak, olumlu davrananları
takdir etmek olduğunu gösteriyor. Mesrûk’un öyle davranan Abdullah
İbni Mes’ûd’dur, cevabı üzerine de “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve
sellem de öyle yapardı” diyerek, Hz. Peygamber’in sünnetinin
hakemliği ile meseleyi çözümlüyor. Burada dikkat çeken bir başka
husus da Âişe vâlidemizin “Şöyle şöyle yapanı isabetli buluyorum”
diye bir cevap vermeyip doğrudan Hz. Peygamber’in sünnetini
ortaya koymuş olmasıdır. Bu, itiraz edilemez delili ortaya koymak
anlamına gelmektedir. İhtilâfları çözmenin bundan başka da yolu
yoktur. Ayrıca ilk müslüman nesillerin, Peygamber uygulamasını yani
sünneti öğrenmeye olan düşkünlüklerini bir kere daha görmüş
oluyoruz.
Üçüncü hadis, kutsî bir hadistir. Oruç açmakta acele etmenin ne
kadar önemli bir davranış olduğu buradan da anlaşılmaktadır. Çünkü
yüce Rabbimiz, “Kullarımın bana en sevimli olanı, oruç açmakta en
çok acele edenidir” buyurmaktadır. Buradan da sünnete uymanın,
muhabbetullah’a yani ilâhî sevgiyi kazanmaya sebep olduğu sonucu
çıkmaktadır. Nitekim bir âyette de, “De ki: Eğer siz Allah’ı
seviyorsanız, bana uyun ki Allah da sizi sevsin” [ÂI-i İmrân sûresi
(3), 31] buyurulmaktadır. Küçük büyük ayırımı yapmadan her konuda
sünnete uygun davranmanın Allah’ın rızâsı ve sevgisini kazanmaya
vesile olduğu bilincini taşımak gerekmektedir. İsterse bu, tutulmuş bir
orucun vakitlice açılması olsun. Sünnete uyum konusunda önemsiz
görülecek hiçbir tavır söz konusu olamaz.
Dördüncü hadis te, Hz. Peygamber, akşam olduğunu anlamanın
yolunu, yöntemini tarif etmektedir. Gece karanlığının doğu tarafından
bastırması, gündüz aydınlığının batıda kaybolması ve güneşin
tamamıyla batmasıyla iftar vakti girmiş demektir. Bu üç gelişme, aynı
hali anlatmaktadır. Bunlar biri diğerini gerektiren üç alâmettir.
Öyleyse niçin biri ile yetinilmemiştir gibi bir soru akla gelebilir. Akşam
olduğunun kesinlik kazanması için elde birkaç alâmetin bulunması
elbette
daha
tatmin
edicidir.
Hem
sonra
güneşi,
coğrafî
engebelerden dolayı tam olarak izlemek her zaman mümkün
olmayabilir. Gündüz aydınlığının kaybolması da farklı sebeplere bağlı
olarak meydana gelebilir. Ama gece karanlığı, bütün karanlıklardan
farklıdır. Bir de doğu tarafından gelirse, bu artık güneşin battığını
gösterir.
Ayrıca “Güneş kayboldu mu” ifadesi de onun tamamen batmış
olmasını anlatmakta olup, kısmen veya büyük kısmının batması
değil, tamamen kaybolması esastır anlamına gelmektedir.
“Oruçlu derhal orucunu açar” ifadesi bir haber cümlesi olmakla
beraber, “Oruçlu iftar etsin, daha fazla geciktirmesin” mânasındadır.
Zira güneşin batmasıyla gece girmiş demektir. Gece ise oruç zamanı
değildir. Şehir dışında, kırda, yolculukta, açık havada, takvim – saat
gibi bir bilgi ve aletin bulunmadığı zamanlarda akşam namazı
vaktinin girdiğini anlamanın en tabii ve kolay yolunu bu hadîs-i şerîfte
bulmaktayız.
- 1Oruç açmakta acele etmek sünnettir.
- 2Oruç açmayı geciktirmek, Ehl-i kitaba benzemek olacağı için
aslâ doğru değildir. - 3Oruç açmakta acele etmek Allah katında sevilmeye sebeptir.
- 4Her konuda olduğu gibi oruç açmakta da sünnete uymak
müslümanların hayır üzere yaşamasına vesiledir.

