
Hadis-i Şerif
Ebû Saîd Rafi’ İbni Muallâ radıyallâhu anh şöyle dedi:
Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bana:
– “Mescidden çıkmazdan önce sana Kur’ân’daki en büyük
sûreyi öğreteyim mi?” buyurdu ve elimi tuttu. Çıkmak istediğimizde
ben:
– Ya Resûlallah! Bana Kur’ân’daki en büyük sûreyi sana öğreteyim
mi demiştiniz? dedim. Bunun üzerine:
– “Elhamdülillâhi Rabbi’l-âlemîn’dir. O seb’ul-mesânîdir; bana
verilen Kur’ân-ı Azîmdir” buyurdular.
Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bana:
– “Mescidden çıkmazdan önce sana Kur’ân’daki en büyük
sûreyi öğreteyim mi?” buyurdu ve elimi tuttu. Çıkmak istediğimizde
ben:
– Ya Resûlallah! Bana Kur’ân’daki en büyük sûreyi sana öğreteyim
mi demiştiniz? dedim. Bunun üzerine:
– “Elhamdülillâhi Rabbi’l-âlemîn’dir. O seb’ul-mesânîdir; bana
verilen Kur’ân-ı Azîmdir” buyurdular.
Buhârî, Tefsîr 1; Fezâilü’l-Kur’ân 9. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Vitr 15;
Râvi
Nesâî, İftitâh 26; İbni Mâce, Edeb 52.
Ebû Saîd Râfi’ İbni Muallâ
Adının Hâris olduğu da söylenen Râfi’ İbni Muallâ sahâbe-i
kirâmdandır. Çünkü onun Bedir Gazvesi’nde şehid olduğundan
bahsedilir. İbni Hacer, bu söylenilenlerin doğru olmadığını kabul
eder. Ebû Saîd, ensara mensup bir sahabidir. Ebû Saîd’in Resûl-i
Ekrem’le olan ve yukarıdaki hadiste zikri geçen hikâyesi ondan
rivayet edilen iki hadisten birini teşkil eder. Onun başka rivayetine
rastlanmamaktadır.
Allah ondan râzı olsun.
Ebû Saîd Râfi’ İbni Muallâ
Adının Hâris olduğu da söylenen Râfi’ İbni Muallâ sahâbe-i
kirâmdandır. Çünkü onun Bedir Gazvesi’nde şehid olduğundan
bahsedilir. İbni Hacer, bu söylenilenlerin doğru olmadığını kabul
eder. Ebû Saîd, ensara mensup bir sahabidir. Ebû Saîd’in Resûl-i
Ekrem’le olan ve yukarıdaki hadiste zikri geçen hikâyesi ondan
rivayet edilen iki hadisten birini teşkil eder. Onun başka rivayetine
rastlanmamaktadır.
Allah ondan râzı olsun.
Açıklama
Hadisin, Sahîh-i Buhârî’deki nakline göre, Ebû Saîd mescidde
namaz kılarken Resûl-i Ekrem Efendimiz kendisini çağırmıştı. O,
namazda olduğu için bu çağrıya anında icabet edemedi. Namazını
bitirdikten sonra gelip “Namaz kılıyordum” diye mâzeret beyan etti.
Bunun üzerine Peygamberimiz:
“Allah Teâlâ, ‘Allah ve Resûlü sizi çağırdıkları zaman hemen
icabet edin’ [Enfâl sûresi (8), 24] buyurmuyor mu?” diyerek onun
bu hareketinin doğru olmadığına dikkat çekti ve sonra da aralarında
hadiste geçen konuşma cereyan etti.
İslâm âlimleri, Hz. Peygamber’in emrine uymanın farziyeti
hususunda görüş birliği içindedirler. Çünkü bu konudaki âyetleri
başka türlü yorumlama imkânı olmadığı gibi, aksine delâlet eden
herhangi bir nas da yoktur. Bu sebeple, namaz kılmakta olan bir
kimsenin peygamberin emrine uyarak ona anında icabet etmesi
gerekir. Bu icabetin namazı bozmayacağı kanaatinde olan pek çok
âlim vardır; onlara göre kılınan sünnet namaz da emre icabetten
ibarettir. Namazı bozacağı kanaatinde olanlara göre ise öncelikle
peygamberin emrine icabet etmek, sonra da o namazı tekrar aynı
şekilde kılmak gerekir.
Elhamdülillah’ dan maksat, herkesin bildiği gibi Fâtiha süresidir.
Bu sûre, Kur’ân’ın en faziletli, okunması karşılığında sevabı en çok,
itibarı en yüksek olan ve muhteva itibariyle de bütün Kur’ân’ı
kapsayıcı bir niteliği bulunan yegâne sûredir. Bu sebeple de
“Ümmü’l-Kur’ân” veya “Ümmü’l-Kitâb” diye adlandırılır. Fakat
Kur’ân’a onunla başlanıldığı için, Kitab’ın başı anlamında Fâtihatü’l-
Kitâb adıyla da anılır. Sûrenin bilinen isimlerinden biri de el-
Hamd ’dir ki, Sûretü’l-hamd ’in kısaltılmışıdır. Bunlar dışında bu
sûreye es-Seb’u’l-mesânî, el-Vâfiye, el-Kâfiye ve daha başka
isimler verildiğini görürüz. Fâtiha sûresinin büyüklüğü ve faziletiyle
ilgili birçok sahih hadis vardır. Bakara sûresinin sûrelerin en büyüğü
olduğunu ifade eden hadis, bu rivayetlerle bir çelişki teşkil etmez.
Çünkü orada kastedilen, Bakara sûresinin içindeki hükümler,
misâller, ibretler ve delillerdir. Bu anlamda Bakara sûresinin içine
aldığı hükümleri şâmil bir başka sûre yoktur. Bundan dolayı da
Bakara sûresi “ Füstâtü’l-Kur’ân: Kur’ân’ın çadırı” diye adlandırılır.
Hatta içindeki fıkhî ahkâmın çokluğu ve kıymeti sebebiyle, Hz.
Ömer’in sekiz sene onu öğrenmekle meşgul olduğu nakledilir. Oğlu
Abdullah için de böyle bir rivayet vardır.
“es-Seb’u’l-mesânî” Fâtiha sûresine verilen adlardan bir diğeridir
demiştik. Böyle adlandırılışının sebebi, namazın her rekatında tekrar
edildiği ve yedi âyetten müteşekkil olduğu içindir. Ayrıca hem Mekke
hem Medine’de olmak üzere iki defa nâzil olması, hem Allah’a
övgüyü hem duayı ihtivâ etmesi, hem fesahat hem belagatı içinde
toplaması, bu ümmetten önce başka ümmetlere nâzil olmaması ve
bunlar dışında sayılan bazı sebeplerle bu ismi aldığı da söylenir.
Hadis
kitaplarımızın
tefsir
ve
Kur’ân’ın
fazîletleriyle
ilgili
bölümlerinde, özellikle rivayet tefsiri vasfı taşıyan eserlerde sûrenin
faziletleriyle ilgili hadislere yer verildiğini görürüz. Fâtiha sûresinin
Kur’ân-ı Azîm diye adlandırılmasının sebebi de yukarıda ifade
ettiğimiz gibi, Kur’ân’ın özü ve ruhu mahiyetinde olduğu içindir.
Hasan-ı Basrî, Allah Teâlâ’nın daha önceki ilâhî kitapların bilgisini
Kur’ân’a tevdi ettiğini, Kur’ân’ın bilgisinin özünü ve ruhunu da Fâtiha
sûresinin teşkil ettiğini söyler. Bu yüzden Fâtiha sûresinin tefsirini
tam olarak bilip kavramanın, Kur’ân’ın tefsirini bilip kavramak
anlamına geleceğini ifade eder. Belki bu sebepten dolayı, bütün
müfessirler, özellikle rivayet ve dirayeti bir arada bulunduran tefsir
sahipleri, Fâtiha sûresinin tefsiri üzerinde etraflıca dururlar. Müstakil
Fâtiha sûresi tefsirleri de yazılagelmiştir.
namaz kılarken Resûl-i Ekrem Efendimiz kendisini çağırmıştı. O,
namazda olduğu için bu çağrıya anında icabet edemedi. Namazını
bitirdikten sonra gelip “Namaz kılıyordum” diye mâzeret beyan etti.
Bunun üzerine Peygamberimiz:
“Allah Teâlâ, ‘Allah ve Resûlü sizi çağırdıkları zaman hemen
icabet edin’ [Enfâl sûresi (8), 24] buyurmuyor mu?” diyerek onun
bu hareketinin doğru olmadığına dikkat çekti ve sonra da aralarında
hadiste geçen konuşma cereyan etti.
İslâm âlimleri, Hz. Peygamber’in emrine uymanın farziyeti
hususunda görüş birliği içindedirler. Çünkü bu konudaki âyetleri
başka türlü yorumlama imkânı olmadığı gibi, aksine delâlet eden
herhangi bir nas da yoktur. Bu sebeple, namaz kılmakta olan bir
kimsenin peygamberin emrine uyarak ona anında icabet etmesi
gerekir. Bu icabetin namazı bozmayacağı kanaatinde olan pek çok
âlim vardır; onlara göre kılınan sünnet namaz da emre icabetten
ibarettir. Namazı bozacağı kanaatinde olanlara göre ise öncelikle
peygamberin emrine icabet etmek, sonra da o namazı tekrar aynı
şekilde kılmak gerekir.
Elhamdülillah’ dan maksat, herkesin bildiği gibi Fâtiha süresidir.
Bu sûre, Kur’ân’ın en faziletli, okunması karşılığında sevabı en çok,
itibarı en yüksek olan ve muhteva itibariyle de bütün Kur’ân’ı
kapsayıcı bir niteliği bulunan yegâne sûredir. Bu sebeple de
“Ümmü’l-Kur’ân” veya “Ümmü’l-Kitâb” diye adlandırılır. Fakat
Kur’ân’a onunla başlanıldığı için, Kitab’ın başı anlamında Fâtihatü’l-
Kitâb adıyla da anılır. Sûrenin bilinen isimlerinden biri de el-
Hamd ’dir ki, Sûretü’l-hamd ’in kısaltılmışıdır. Bunlar dışında bu
sûreye es-Seb’u’l-mesânî, el-Vâfiye, el-Kâfiye ve daha başka
isimler verildiğini görürüz. Fâtiha sûresinin büyüklüğü ve faziletiyle
ilgili birçok sahih hadis vardır. Bakara sûresinin sûrelerin en büyüğü
olduğunu ifade eden hadis, bu rivayetlerle bir çelişki teşkil etmez.
Çünkü orada kastedilen, Bakara sûresinin içindeki hükümler,
misâller, ibretler ve delillerdir. Bu anlamda Bakara sûresinin içine
aldığı hükümleri şâmil bir başka sûre yoktur. Bundan dolayı da
Bakara sûresi “ Füstâtü’l-Kur’ân: Kur’ân’ın çadırı” diye adlandırılır.
Hatta içindeki fıkhî ahkâmın çokluğu ve kıymeti sebebiyle, Hz.
Ömer’in sekiz sene onu öğrenmekle meşgul olduğu nakledilir. Oğlu
Abdullah için de böyle bir rivayet vardır.
“es-Seb’u’l-mesânî” Fâtiha sûresine verilen adlardan bir diğeridir
demiştik. Böyle adlandırılışının sebebi, namazın her rekatında tekrar
edildiği ve yedi âyetten müteşekkil olduğu içindir. Ayrıca hem Mekke
hem Medine’de olmak üzere iki defa nâzil olması, hem Allah’a
övgüyü hem duayı ihtivâ etmesi, hem fesahat hem belagatı içinde
toplaması, bu ümmetten önce başka ümmetlere nâzil olmaması ve
bunlar dışında sayılan bazı sebeplerle bu ismi aldığı da söylenir.
Hadis
kitaplarımızın
tefsir
ve
Kur’ân’ın
fazîletleriyle
ilgili
bölümlerinde, özellikle rivayet tefsiri vasfı taşıyan eserlerde sûrenin
faziletleriyle ilgili hadislere yer verildiğini görürüz. Fâtiha sûresinin
Kur’ân-ı Azîm diye adlandırılmasının sebebi de yukarıda ifade
ettiğimiz gibi, Kur’ân’ın özü ve ruhu mahiyetinde olduğu içindir.
Hasan-ı Basrî, Allah Teâlâ’nın daha önceki ilâhî kitapların bilgisini
Kur’ân’a tevdi ettiğini, Kur’ân’ın bilgisinin özünü ve ruhunu da Fâtiha
sûresinin teşkil ettiğini söyler. Bu yüzden Fâtiha sûresinin tefsirini
tam olarak bilip kavramanın, Kur’ân’ın tefsirini bilip kavramak
anlamına geleceğini ifade eder. Belki bu sebepten dolayı, bütün
müfessirler, özellikle rivayet ve dirayeti bir arada bulunduran tefsir
sahipleri, Fâtiha sûresinin tefsiri üzerinde etraflıca dururlar. Müstakil
Fâtiha sûresi tefsirleri de yazılagelmiştir.
Hadisten Öğrendiklerimiz
- 1Allah’ın kitabı Kur’ân’ın içindeki en büyük sûre, Fâtiha sûresidir.
- 2Fâtiha sûresi, Kur’ân’ın itikadî, amelî ve ahlâkî ahkâmının
özüdür. - 3Fâtiha sûresinde tevhid inancı, sadece Allah’a ibadet, Allah’ın
va’di ve vaîdi, geçmiş ümmetlerden gazaba uğrayanlar ve sapıklığa
düşenlerin kıssalarının özü yer alır. - 4Fâtiha sûresi, Peygamberimiz tarafından es-Seb’u’l-mesânî ve
el-Kur’ânü’l-Azîm diye de adlandırılmıştır. - 5Fâtiha sûresini okumanın ecri ve sevabı çok büyüktür.
- 6Kur’ân’ın bazı sûreleri, diğer bazılarından daha faziletli olabilir.

