
Hadis-i Şerif
Muğîre İbni Şu’be radıyallâhu anh’ den rivayet edildiğine göre
Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem selâm verip namazdan çıkınca
şu duayı okurdu:
“Lâ ilâhe illallâhü vahdehû lâ şerîke leh, lehü’l-mülkü ve lehü’l-
hamdü ve hüve âlâ külli şey’in kadir. Allahümme lâ mâni’a li-mâ
a’tayte ve lâ mu’tıye li-mâ mena’te velâ yenfeu ze’l-ceddi
minke’l-ceddü: Allah’tan başka ilâh yoktur, yalnız Allah vardır. O
tektir, ortağı yoktur. Mülk O’nundur, hamd O’na mahsustur. O’nun
gücü her şeye yeter. Allahım! Senin verdiğine engel olacak,
vermediğini de verecek bir kimse yoktur. Senin lutfun olmadan hiçbir
zengine serveti fayda vermez.”
Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem selâm verip namazdan çıkınca
şu duayı okurdu:
“Lâ ilâhe illallâhü vahdehû lâ şerîke leh, lehü’l-mülkü ve lehü’l-
hamdü ve hüve âlâ külli şey’in kadir. Allahümme lâ mâni’a li-mâ
a’tayte ve lâ mu’tıye li-mâ mena’te velâ yenfeu ze’l-ceddi
minke’l-ceddü: Allah’tan başka ilâh yoktur, yalnız Allah vardır. O
tektir, ortağı yoktur. Mülk O’nundur, hamd O’na mahsustur. O’nun
gücü her şeye yeter. Allahım! Senin verdiğine engel olacak,
vermediğini de verecek bir kimse yoktur. Senin lutfun olmadan hiçbir
zengine serveti fayda vermez.”
Buhârî, Ezan 155, İ’tisâm 3, Kader 12, Daavât 18; Müslim, Mesâcid
Râvi
137, 138. Ayrıca bk. Müslim, Salât 194, 205, 206; Ebû Dâvûd, Salât
140, Vitir 25; Tirmizî, Salât 108; Nesâî, Tatbik 25, Sehv 85, 89.
140, Vitir 25; Tirmizî, Salât 108; Nesâî, Tatbik 25, Sehv 85, 89.
Açıklama
Hadisimizin râvisi Muğîre İbni Şu’be radıyallâhu anh Muâviye’nin
Kûfe vâlisiyken, Muâviye radıyallâhu anh ona bir mektup yazarak
Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ’in namazlardan sonra
okuduğunu duyduğu bir duayı kendisine bildirmesini istedi. O da
hadisimizdeki duayı Peygamber aleyhisselâm ’dan duyduğunu bir
mektup yazarak bildirdi.
Peygamber Efendimiz namazlardan sonra selâm verir vermez
muhtelif dualar okurdu. Hadisimizdeki dua da bunlardan biridir. Bazı
rivayetlerde bu duayı Resûlullah Efendimiz’in farz namazlardan
sonra okuduğu (Buhârî, Ezan 155), bazı rivayetlerde de her
namazdan sonra okuduğu (Buhârî, Daavât 18) belirtilmiştir. Burada
şunu da açıklamamız gerekir: Resûl-i Ekrem sallallâhu aleyhi ve
sellem ’in farz namazlardan sonra çeşitli örneklerini gördüğümüz
duaları okumasına bakarak, bazı İslâm âlimleri farzlardan sonra dua
etmenin, nâfilelerden sonra dua etmekten daha uygun olacağını
söylemişlerdir.
Bu dua ve zikir başlıca iki cümleden meydana gelmektedir.
Birincisi, namaz kılıp tesbihleri çektikten sonra ardından söyleme
alışkanlığına sahip olduğumuz “la ilâhe illallâhü vahdehû lâ şerîke
leh, lehü’l-mülkü ve lehü’l-hamdü ve hüve âlâ külli şey’in kadir”
cümlesidir. 574 numaralı hadisin açıklamasında bu konuda daha
geniş bilgi verilmiş ve Peygamber Efendimiz’in tesbihlerden sonra bu
zikri söyleyen kimsenin günahları deniz köpükleri kadar çok olsa bile
bağışlanacağını belirttiği (Ebû Dâvûd, Vitir 24) söylenmişti. 1413
numaralı hadiste yine Resûl-i Ekrem Efendimiz’in bu zikri her gün
yüz defa tekrarlayan kimsenin “on köle âzâd etmiş kadar sevap
kazanacağını, ona yüz iyilik sevabı yazılacağını, yüz günahının
bağışlanacağını, o gün akşama kadar şeytandan korunacağını” ifade
buyurduğu zikredilmişti. 1414 numaralı hadiste yine bu zikirden söz
edilmiş, Resûlullah’ın ifadesiyle, bu zikri günde on defa okuyan
kimseye İsmail aleyhisselâm ’ın soyundan dört kimseyi hürriyetine
kavuşturmuş gibi sevap yazılacağı görülmüştü.
İkinci cümle ise “Allahümme lâ mânia” diye başlayan zikirdir.
Cenâb-ı Hakk’ın kudretini pek mükemmel şekilde ifade eden birinci
zikir gibi bu da yegâne güç ve kudretin Allah Teâlâ’nın elinde
bulunduğunu belirtmekte, malına, servetine güvenerek kendini güç
kuvvet sahibi zanneden gafillere, O kudret sahibi istemediği takdirde
zenginliklerinin hiçbir fayda sağlamayacağını çok keskin bir ifadeyle
ortaya koymaktadır. Sadece varlıklılara değil, kendinde güç
vehmedenlere güçleri, kendini büyük görenlere büyüklükleri,
sultanlara saltanatları Allah istemedikçe fayda vermez. İnsana
sadece amel-i sâlih dediğimiz ihlâsla yapılmış ibadet, tâat ve
iyiliklerin fayda vereceği unutulmamalıdır.
Kûfe vâlisiyken, Muâviye radıyallâhu anh ona bir mektup yazarak
Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ’in namazlardan sonra
okuduğunu duyduğu bir duayı kendisine bildirmesini istedi. O da
hadisimizdeki duayı Peygamber aleyhisselâm ’dan duyduğunu bir
mektup yazarak bildirdi.
Peygamber Efendimiz namazlardan sonra selâm verir vermez
muhtelif dualar okurdu. Hadisimizdeki dua da bunlardan biridir. Bazı
rivayetlerde bu duayı Resûlullah Efendimiz’in farz namazlardan
sonra okuduğu (Buhârî, Ezan 155), bazı rivayetlerde de her
namazdan sonra okuduğu (Buhârî, Daavât 18) belirtilmiştir. Burada
şunu da açıklamamız gerekir: Resûl-i Ekrem sallallâhu aleyhi ve
sellem ’in farz namazlardan sonra çeşitli örneklerini gördüğümüz
duaları okumasına bakarak, bazı İslâm âlimleri farzlardan sonra dua
etmenin, nâfilelerden sonra dua etmekten daha uygun olacağını
söylemişlerdir.
Bu dua ve zikir başlıca iki cümleden meydana gelmektedir.
Birincisi, namaz kılıp tesbihleri çektikten sonra ardından söyleme
alışkanlığına sahip olduğumuz “la ilâhe illallâhü vahdehû lâ şerîke
leh, lehü’l-mülkü ve lehü’l-hamdü ve hüve âlâ külli şey’in kadir”
cümlesidir. 574 numaralı hadisin açıklamasında bu konuda daha
geniş bilgi verilmiş ve Peygamber Efendimiz’in tesbihlerden sonra bu
zikri söyleyen kimsenin günahları deniz köpükleri kadar çok olsa bile
bağışlanacağını belirttiği (Ebû Dâvûd, Vitir 24) söylenmişti. 1413
numaralı hadiste yine Resûl-i Ekrem Efendimiz’in bu zikri her gün
yüz defa tekrarlayan kimsenin “on köle âzâd etmiş kadar sevap
kazanacağını, ona yüz iyilik sevabı yazılacağını, yüz günahının
bağışlanacağını, o gün akşama kadar şeytandan korunacağını” ifade
buyurduğu zikredilmişti. 1414 numaralı hadiste yine bu zikirden söz
edilmiş, Resûlullah’ın ifadesiyle, bu zikri günde on defa okuyan
kimseye İsmail aleyhisselâm ’ın soyundan dört kimseyi hürriyetine
kavuşturmuş gibi sevap yazılacağı görülmüştü.
İkinci cümle ise “Allahümme lâ mânia” diye başlayan zikirdir.
Cenâb-ı Hakk’ın kudretini pek mükemmel şekilde ifade eden birinci
zikir gibi bu da yegâne güç ve kudretin Allah Teâlâ’nın elinde
bulunduğunu belirtmekte, malına, servetine güvenerek kendini güç
kuvvet sahibi zanneden gafillere, O kudret sahibi istemediği takdirde
zenginliklerinin hiçbir fayda sağlamayacağını çok keskin bir ifadeyle
ortaya koymaktadır. Sadece varlıklılara değil, kendinde güç
vehmedenlere güçleri, kendini büyük görenlere büyüklükleri,
sultanlara saltanatları Allah istemedikçe fayda vermez. İnsana
sadece amel-i sâlih dediğimiz ihlâsla yapılmış ibadet, tâat ve
iyiliklerin fayda vereceği unutulmamalıdır.
Hadisten Öğrendiklerimiz
- 1Ashâb-ı kirâm, bildikleriyle yetinmezler, daha çok bilen
arkadaşlarına başvurmak suretiyle bilgilerini geliştirirlerdi. - 2Selâm verip namazdan çıktıktan sonra zaman zaman
hadisimizdeki bu zikri de okumalıdır.

