Riyâzü's-Sâlihîn · Haziran 25, 2026

Rükûda ve secdede edilen dua: Tenzihi, hamdi ve mağfireti içerir.

Riyazus Salihin Cilt – 6 – Mehmet Yasar Kandemir · ZİKİRLER BÖLÜMÜ Hadis-i Şerif Âişe radıyallâhu anhâ şöyle dedi: Resûl-i Ekrem sallallâhu aleyhi ve sellem rükû ve secdede şu duayı çok okurdu: …

Hadîs-i şerîf (Arapça metin)
Riyazus Salihin Cilt – 6 – Mehmet Yasar Kandemir · ZİKİRLER BÖLÜMÜ
Hadis-i Şerif
Âişe radıyallâhu anhâ şöyle dedi:
Resûl-i Ekrem sallallâhu aleyhi ve sellem rükû ve secdede şu
duayı çok okurdu:
“Sübhâneke’llâhümme rabbenâ ve bi-hamdik. Allahümm’ağfir
lî: Allahım! Yüce Rabbimiz! Seni ulûhiyyet makamına yakışmayan
sıfatlardan tenzih eder ve sana hamdederim. Allahım! Beni bağışla.”
Buhârî, Ezan 123, 139; Megâzî 5, Tefsîru sûre (110), 1; Müslim,

Râvi
Salât 217. Ayrıca bk. Müslim, Salât 218-220; Ebû Dâvûd, Salât 148,
151; Nesâî, Tatbik, 64, 65.
1432 numaralı hadisle beraber açıklanacaktır.

1429. Yine Âişe radıyallâhu anhâ ’dan rivayet edildiğine göre
Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem rükû ve secdede iken:
“Sübbûhün kuddûsün Rabbü’l-melâiketi ve’r-rûh: Allahım! Sen
ulûhiyyetine yakışmayan sıfatlardan tamamıyla münezzehsin. Sen
bütün
kusurlardan
ve
noksanlardan
tamamıyla
arınmışsın,
mukaddessin. Sen meleklerin ve Rûh’un Rabbisin” derdi.
Müslim, Salât 223. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Salât 147; Nesâî, Tatbik
11, 75.
1432 numaralı hadisle beraber açıklanacaktır.

1430. İbni Abbâs radıyallâhu anhümâ’ dan rivayet edildiğine göre
Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Rükûda âlemlerin Rabbine tâzim ediniz. Secdede ise dua
etmeye çalışınız; çünkü oradaki duanızın kabul olma şansı daha
fazladır.”
Müslim, Salât 207. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Salât 148; Nesâî, Tatbîk 8,
62
1432 numaralı hadisle beraber açıklanacaktır.

1431. Ebû Hüreyre radıyallâhu anh’ den rivayet edildiğine göre
Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Kulun Rabbine en yakın olduğu hal secde halidir. İşte bu
sebeple secdede çok dua etmeye bakın!”
Müslim, Salât 215. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Salât 148; Nesâî, Tatbîk
78.
Aşağıdaki hadisle beraber açıklanacaktır.

1432. Yine Ebû Hüreyre radıyallâhu anh’ den rivayet edildiğine göre
Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem secdede şöyle dua ederdi:
“Allahümmağfirlî zenbî küllehû, dikkahû ve cillehû, ve
evvelehu ve âhirehû, ve alâniyetehû ve sirrehû: Allahım!
Günahımın hepsini, küçüğünü, büyüğünü, öncesini, sonrasını,
açığını, gizlisini bana bağışla!”
Müslim, Salât 219. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Salât 148.

Açıklama
Yukarıdaki hadislerde rükû ve secde halinin önemi belirtilmekte ve
kulun Rabbine en yakın olduğu bu iki samimi durumun nasıl
değerlendirilmesi gerektiği ifade edilmektedir.
Önce rükû ve secde halinin önemini açıklayalım. Peygamber
Efendimiz 1430 numaralı hadiste “Rükûda âlemlerin Rabbi’ne tazim
edin” buyurmak suretiyle bu halin Allah’ı yüceltmeye ve O’na
kulluğunu arzetmeye en uygun durum olduğunu söylemektedir. İşte
bunun için biz, yine Efendimiz’in öğrettiği şekilde, Sübhâne
rabbiye’l-azîm: Ben ulu Rabbimi O’nun ulûhiyet makamına
yakışmayan sıfatlardan tenzih ederim” diyerek Cenâb-ı Hakk’a
saygımızı arzederiz.
Aynı hadisin devamında Resûl-i Muhterem Efendimiz, “Secdede
iken dua etmeye çalışınız; çünkü oradaki duanızın kabul olma şansı
daha fazladır” buyurmaktadır. Zira secde hali, insanın benliğini,
gururunu bir yana attığını, kendi hiçliğini farkettiğini, Allah’tan başka
tapacak tanrı bulunmadığını kabul ettiğini ve bütün samimiyetiyle
Rabbi’nin kudretine teslim olduğunu gösteren bir haldir. Resûl-i
Ekrem Efendimiz “Kulun Rabbine en yakın olduğu hal secde halidir”
buyururken, insanın secdedeki bu samimi tavrını kastetmiştir. Kulun
bu mütevâzı haliyle kudretli Rabbinin rahmetini, merhametini daha
kolay kazanacağını düşündüğü için de “Secdede çok dua etmeye
bakın!” buyurmuştur.
Secde halinin kulu Rabbine yaklaştırmasının bir de tarihî yönü
vardır. Kur’ân-ı Kerîm’de anlatıldığı üzere, Allah Teâlâ Âdem
aleyhisselâm’ ı yarattığı zaman meleklere, “Âdem’e secde edin!”
diye emretmişti. O zaman bütün melekler secde ettiği halde İblis
kibirlendiği için secde etmemiş ve böylece Allah’ın rahmetini
kaybederek kâfirlerden olmuştu [Bakara sûresi (2), 34]. İnsan
Cenâb-ı Hakk’ın yüce huzurunda alnını yere koyup secde etmek
suretiyle “Rabbim, ben senin yüceliğini kabul ediyorum. Senin
emrine uyarak huzurunda secde ediyorum. Ben şeytanın yanında
değil, meleklerin safında yer almak istiyorum. Benim kulluğumu
kabul et” diye Rabbine niyaz etmektedir. Secde halini değerli kılan
kulun işte bu samimiyetidir. İnsan, Rabbine yakın olduğu halleri ve
zamanları iyi bilmeli ve bunları, Efendimiz’in tavsiye buyurduğu gibi,
dua ederek değerlendirmelidir. Burada, ilgisi sebebiyle, kulun
Rabbine en yakın olduğu bir diğer zamanı daha belirtelim.
Peygamber aleyhisselâm ’ın haber verdiğine göre gecenin son üçte
biri, yani teheccüd namazlarının kılındığı seher vakti, kulun, Rabbinin
rahmetine yakın olduğu zamandır (Tirmizî, Daavât 118; Nesâî,
Mevâkît 35). Bu zamanların kıymetini iyi bilmelidir.
Resûlullah Efendimiz’in rükû ve secde halini zikir ve dua ile
değerlendirmemizi emrettiği görülmektedir. Kendisi de Kur’ân-ı
Kerîm’de birçok âyette geçen “fesebbih (veya ve sebbih) bi hamdi
rabbike: Rabbini hamd ile tesbih et” [meselâ bk. Hicr sûresi (15),
98; Tâhâ sûresi (20), 130; Kâf sûresi (50), 39] emirlerine uyarak rükû
ve secde hallerinde (bir örneğini 1428 numaralı hadiste gördüğümüz
üzere) Rabbini hamd ile tesbih etmiştir.
Yine Kur’ân-ı Kerîm’de pek çok örneği bulunan “Rabbi’ğfirlî:
Rabbim beni bağışla” [meselâ bk. A’râf sûresi (7) 151; Sâd sûresi
(38), 35] şeklindeki emirlere uyarak secde ederken (1428 ve 1432
numaralı hadislerde gördüğümüz üzere) Allah’tan af ve bağışlanma
dilemiştir. Resûlullah Efendimiz’in kendisi zaten bağışlandığına göre,
bu niyazlarıyla ümmetinin bağışlanmasını dilemiş olmalıdır. Böylece
o, bize, Allah’tan nasıl af dileyeceğimizi de öğretmiştir. Bizim rükûda
söylediğimiz
“sübhâne
rabbiye’l-azîm”
zikri
ile
secdede
söylediğimiz “sübhâne rabbiye’l-a’lâ: Ben yüce Rabbimi O’nun
ulûhiyyet makamına yakışmayan sıfatlardan tenzih ederim” zikrini de
yine Resûl-i Ekrem Efendimiz öğretmiştir (Ebû Dâvûd, Salât 147;
Tirmizî, Mevâkît 79; Nesâî, İftitâh 77, Tatbik 74; İbni Mâce, İkâme
179). 1428 ve 1429 numaralı hadislerdeki zikirler, onun rükû ve
secdede yaptığı pek çok zikirden ikisidir. Rükû ve secdede her
ihtiyacın Cenâb-ı Hakk’a arzedilebileceği anlaşılmaktadır. Her iki
halde de Peygamber aleyhisselâm ’ın öğrettiği dua ve zikirler
okunmalıdır. Hele nâfile namazlarda insan bu dua ve zikirleri beş,
yedi, hatta on ve on bir defa söyleyebilir.
1429 numaralı hadiste geçen sübbûh ve kuddûs kelimeleri
Cenâb-ı Hakk’ın sıfatlarıdır. Şânına yakışmayan sıfatlardan O’nun
münezzeh olduğunu en mükemmel şekilde ifade edebilmek için
mübalağa sîgası kullanılmıştır. “Sen ruhun Rabbisin” ifadesindeki
“rûh” un Cebrâil aleyhisselâm olması ihtimali daha fazladır. Bazı
açıklamalara göre Ruh, pek üstün özelliklere ve yeteneklere sahip
büyük bir melektir. Bazı âlimler Ruh kelimesiyle meleklerin de
göremediği bazı varlıkların anlatıldığını ileri sürmüşlerdir. Meleklerin
ve Rûh’un Rabbi ifadesiyle, onların en itaatkâr ve Allah Teâlâ’ya
devamlı
ibadet
eden
varlıklar
olduğuna
işaret
buyurulduğu
anlaşılmaktadır.
Hadisten Öğrendiklerimiz
  1. 1Rükû hali, kulun Cenâb-ı Hakk’a tazimini arzetmesine en uygun
    durumdur.
  2. 2Secde hali, kulun Rabbine en yakın ve O’nun rahmetini
    kazanmaya en elverişli olduğu zamandır. Bu sebeple secdede
    yapılan dua ve zikirlerin kabul edilme imkânı daha fazladır.
  3. 3Rükû ve secdede Peygamber Efendimiz’in öğrettiği dua ve
    zikirleri okumak suretiyle Rabbimize bağlılığımızı arzetmeye ve
    O’nun merhametini elde etmeye çalışmamız gerekir.