
olmak üzere, nâfile namaz kıl; ola ki bu sayede Rabbin seni
övgüye değer bir makama ulaştırır.”
İsrâ sûresi (17), 79.
Âyet-i kerîmede Peygamber Efendimiz’den, gecenin bir kısmında
uykudan kalkması ve namaz kılması istenmektedir. Arapça’da
geceleyin uykudan uyanarak namaz kılmaya teheccüt dendiği için bu
namaza da teheccüt namazı adı verilmiştir.
Peygamber Efendimiz bütün gece uyumayıp namaz kılan
sahâbîlerini ikaz etmiş, bunun vücudu yorgun düşüreceğini dikkate
alarak bütün gece ibadet etmeyi doğru bulmamıştır. 152 numaralı
hadiste geniş bir şekilde ele alındığı üzere, Resûl-i Ekrem sallallâhu
aleyhi ve sellem genç sahâbîsi Abdullah İbni Amr İbni Âs’ın kendini
hırpalarcasına ibadet etmesini yasaklamıştır.
Âyet-i kerîmeden anlaşıldığına göre teheccüt namazı sadece
Peygamber Efendimiz’in şahsına mahsus bir ibadettir. Bu ibadetin
Resûlullah için fazladan bir fazilet yani mendup ve nâfile olduğunu
söyleyen âlimler vardır. Onları böyle düşünmeye sevkeden,
Peygamber aleyhisselâm’ ın geçmişte kalan ve ileride işlenmesi
mümkün görülen bütün günahlarının bağışlanmasıdır. Ümmeti için
durum elbette farklıdır. Gece namazı onların günahlarına kefâret ve
bağışlanmalarına sebep olur. Bazı âlimler ise teheccüt namazı
denilen gece namazının Peygamber Efendimiz için beş vakit namaz
üzerine ilâve edilmiş fazladan bir farz olduğunu söylemişler, bu özel
farz ile onun ümmetine olan üstünlüğünün bir kere daha
pekiştirildiğini belirtmişlerdir.
Âyette “Ola ki bu sayede Rabbin seni övgüye değer bir
makama ulaştırır” diye belirtilen makâm-ı mahmûd, hamd, minnet
ve teşekkürlerini sunma makamı demektir. Bu yüce makam Resûl-i
Ekrem Efendimiz’e mahsustur. Kıyamet gününde her ümmet, diğer
bir ifadeyle bütün beşeriyet Resûlullah’ın şefaatıyla mahşerdeki o
korkunç bekleyişten bir an önce kurtulmak isteyecekler, kurtulur
kurtulmaz da ona bu lutuf ve şefaatinden dolayı şükranlarını
sunacaklardır. Makâm-ı mahmûd’un, makâm-ı şefaat olduğu
söylenebilir.
2. “Vücutları yataktan uzak kalır.”
Secde sûresi (32), 16.
Vücutlarının yatak yüzü görmediği belirtilen kimseler, geceleyin
kalkıp Allah rızâsı için ibadet eden, namaz kılan, dua eden
kimselerdir. Bu âyet-i kerîmenin tamamı şöyledir:
“Korkuyla ve ümitle Rablerine yalvarıp ibadet ettikleri için
vücutları
yatak
yüzü
görmez.
Kendilerine
verdiğimiz
nimetlerden Allah yolunda harcarlar.”
Geceleri kalkıp ibadet eden kimselerin mükâfatı yukarıdaki âyetin
devamında (17 numaralı âyette) şöyle belirtilmektedir:
“Yaptıklarına karşılık olarak onlar için kendilerini mutlu edecek
ne güzel nimetler hazırlanıp saklandığını bilemezler.”
Âyet-i kerîmede bu mükâfatın büyüklüğünü hiç kimsenin tahmin ve
hayal edemeyeceği belirtilmektedir. Onun ne muazzam ve erişilmez
bir mükâfat olduğunu sadece Cenâb-ı Hak bilir. 1884 numaralı
hadiste geleceği üzere Peygamber Efendimiz Allah Teâlâ’nın has
kulları için hazırladığı bu mükâfatı hiçbir gözün görmediğini, hiçbir
kulağın duymadığını, bu büyük lutfun hiçbir insanın hatır ve
hayalinden geçmediğini söylemiştir.
İbadet ve tâatla meşgul oldukları için vücutları yatak yüzü
görmeyen bu bahtiyar insanlardan, aşağıdaki âyette şöyle söz
edilmektedir:
3. “Geceleri pek az uyurlar.”
Zâriyât sûresi (51), 17.
Âyet-i kerîmenin baş tarafından itibaren cenneti kazanmış müttakî
insanların özellikleri sayılmakta, bu özelliklerden birinin, dünyada
iken geceleri teheccüt namazı kılmak için pek az uyumaları,
zamanlarını
Allah’a
ibadet
ve
dua
ile
geçirmeleri
olduğu
belirtilmektedir. Bir sonraki âyette onların bu ibadetlerinin seher
vakitlerine kadar devam ettiğine işaretle “seher vakitlerinde
bağışlanma diledikleri” söylenmektedir.
Hayatın
fâni,
ömrün
kısa,
dünyanın
gelip
geçici
olduğu
unutulmamalı, sağlığın ve gençliğin pek çabuk tükenen birer
sermâye olduğu gözardı edilmemelidir. Geceleri kalkıp ibadet ve dua
etmek nefsimize hoş gelmediğinden, tembelliğimize kılıf bulmak için
bin dereden su getirmekteyiz. Halbuki bize ömür sermayesini
lütfeden Allah Teâlâ, başka âyetlere bakmasak bile, yukarıdaki üç
âyette, iyi kullarının özelliklerinden birinin geceleri ibadet etmek için
yatağını terketmek olduğunu ifade buyurmaktadır. Rabbim hepimize
ibadet zevki nasip eylesin (âmin).
Hadisler
1162. Âişe radıyallâhu anhâ şöyle dedi:
Resûl-i Ekrem sallallâhu aleyhi ve sellem geceleyin kalkıp ayakları
şişinceye kadar namaz kılardı. Bunun üzerine ona:
– Ya Resûlallah! Senin geçmiş ve gelecek bütün hataların
bağışlandığı halde niye böyle kendini yoruyorsun? dedim.
Bana cevaben:
– “Allah’a şükreden bir kul olmayayım mı?” buyurdu.
şekilde ibadet etmesi, ayakları çatlayıncaya veya baldırı şişinceye
(Buhârî, Teheccüd 6) kadar uzun süre kıyamda kalması Hz. Âişe
annemizi pek üzüyordu. Onun günah korkusuyla veya bağışlanma
arzusuyla ibadet ettiğini düşünüyordu. Bu sebeple Resûl-i Ekrem
Efendimiz’e Fetih sûresinin ikinci âyetindeki “Allah, senin geçmiş
ve gelecek kusurlarını bağışlar” müjdesini hatırlattı. “Allah senin
geçmişte
yaptığın,
gelecekte
yapabileceğin
bütün
hatalarını
bağışladığı halde kendini niçin bu kadar yoruyorsun?” diye sordu.
Allah’ın Resûlü de, bu büyük lutuf karşısında sessiz kalamayacağını,
Cenâb-ı Hakk’ın kendisine verdiği bu bağışlanma nimetine elinden
geldiğince, gücü yettiğince şükretmenin bir kulluk görevi olduğunu
söyledi. Bir önceki babda da açıklandığı üzere, iyiliğe ancak iyi
insanların teşekkür edeceğini hatırlattı.
Hayatının uzun bir döneminde saatlerce ayakta kalarak ibadet
etmekten derin zevk alan Resûl-i Ekrem Efendimiz, Hz. Âişe
annemizin belirttiğine göre, kilosu artınca oturarak namaz kılmaya
başladı. Uzun süre oturduğu yerden okur, secde edeceği zaman
ayağa kalkar, bir müddet daha okuduktan sonra rükûa ve secdeye
varırdı [Buhârî, Tefsîru sûre (48), 2].
99 numarayla Mücâhede bahsinde geçmiş olan hadisimizin
açıklamasında belirtildiği üzere peygamberlerin hataları bizim
hatalarımız gibi değildir. Yapılması daha sevap olanı yapacak yerde
onu bırakıp sadece sevap olanı yapmaları veya küçük yanılgıları
peygamberler için hata sayılmıştır. Yoksa Peygamberler kasten
günah işlemezler.
- 1Peygamber Efendimiz, Cenâb-ı Hakk’ın lutuflarına şükretmek
üzere geceleyin çok ibadet ederdi. - 2İyiliğe teşekkür, insanî bir görevdir.
- 3Nimetlerinden dolayı Allah’a şükretmenin çeşitli yolları vardır. Bu
şükür dille de ifade edilebilir; Efendimiz’in yaptığı gibi geceleyin
ibadet etmek suretiyle de olabilir. - 4Peygamber Efendimiz, bu uygulamasıyla, gece ibadetinin,
kulluğu en iyi ifade etme tarzı olduğunu göstermiştir.

