Riyazü's-Salihin · Haziran 26, 2026

Huneyn’de Peygamberin katırı, Abbâs’ın fedakarlığı

Ebü’l-Fazl Abbâs İbni Abdülmuttalib radıyallâhu anh şöyle dedi: Huneyn Gazvesi’nde Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile beraber bulundum. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem (Düldül adındaki) beyaz katırın …

Hadîs-i şerîf (Arapça metin)

Ebü’l-Fazl Abbâs İbni Abdülmuttalib radıyallâhu anh şöyle
dedi:
Huneyn Gazvesi’nde Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile
beraber bulundum. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem (Düldül
adındaki) beyaz katırın üzerinde otururken, Abdülmuttalib’in torunu
Ebû Süfyân İbni Hâris ile ben Resûlullah sallallâhu aleyhi ve
sellem’ in yanından hiç ayrılmadık. Müslümanlarla müşrikler birbirine
girince müslümanlar gerilemeye başladı. Bu sırada Resûlullah
Düldül’ü durmadan kâfirlerin üzerine sürüyordu. Ben Düldül’ün
geminden
tutmuş
savaş
alanına
girmesine
engel
olmaya
çalışıyordum. Ebû Süfyân ise Resûlullah sallallâhu aleyhi ve
sellem’ in katırının özengisine yapışmıştı. Bu sırada Resûlullah
sallallâhu aleyhi ve sellem:
– “Ey Abbâs! Bey’atürrıdvân’da bulunanlara seslen!” buyurdu.
Gür sesli bir zât olan Abbâs sözüne şöyle devam etti:
Var gücümle “Bey’atürrıdvân’da bulunan sahâbîler! Neredesiniz?”
diye bağırdım. Vallahi onların sesimi duydukları zaman Hz.
Peygamber’e doğru dönüp gelişleri, bir ineğin yavrusuna doğru
şefkatle gelişi gibiydi. “Lebbeyk! Lebbeyk! (Emret! Emret!)” diyerek
kâfirlerle vuruştular. Ensarı savaşa çağırırken “Ey ensar topluluğu!
Ey ensar topluluğu!” diye sesleniyorlardı. Daha sonra da sadece
Hâris İbni Hazrecoğullarından yardım istendi. Bu sırada Resûlullah
sallallâhu aleyhi ve sellem Düldül’ün üzerinde ileri doğru uzanmış
vaziyette onların çarpışmalarına bakarken “İşte tandırın kızıştığı
zaman!” buyurdu. Sonra Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem
yerden birkaç çakıl taşı alıp kâfirlerin yüzüne doğru fırlattı. Ardından
da: “Muhammed’in
Rabbine
yemin
ederim
ki,
bozguna
uğradılar” dedi.
Ben savaşanlara bakmaya gittim. Gördüğüm kadarıyla savaş
başladığı gibi devam ediyordu. Vallahi Hz. Peygamber’in, kâfirlere
taşları fırlatmasından sonra, güçlerinin gittikçe zayıfladığını ve
işlerinin tersine döndüğünü gördüm.

Müslim, Cihâd 76.

Açıklama

Hz. Abbâs’ın bize önemli bir ânını naklettiği Huneyn Gazvesi,
Mekke ile Tâif arasındaki Huneyn vâdisinde yapıldığı için bu adı
almıştır. Bu gazve, hicretin sekizinci yılı Şevvâl ayında (Ocak veya
Şubat 630), İslâm’ın en azılı düşmanı olan Hevâzin kabilesiyle
yapıldı. Bu kabile, cengâverliği ile meşhurdu. Bu savaşa on iki bin
kişilik büyük bir güçle katılan ve maalesef sayılarının çokluğu ile
övünen müslümanlar, savaşın başlarında bozguna uğrayıp geri
çekilmişler ise de, hadisimizde anlatıldığı üzere Cenâb-ı Hakk’ın
yardımı
ve
Resûlullah
Efendimiz’in
gayretiyle
toparlanıp
düşmanlarını yenmişlerdir. Bu hal Kur’an-ı Kerîm’de şöyle anlatılır:
“Andolsun ki Allah birçok savaş alanında ve Huneyn
Gazvesi’nde size yardım etmişti. Hani o gün çokluğunuz sizi
böbürlendirmişti; fakat bunun size hiç yararı olmamış, bütün
genişliğine rağmen yeryüzü size dar gelmişti. Sonra da bozguna
uğrayarak arkanızı dönüp geri çekilmiştiniz. Sonra Allah, Resûlü
ile mü’minlere sükûnet ve iç huzuru vermek sûretiyle
mâneviyatlarını düzeltti ve sizin görmediğiniz askerler indirerek
kâfirleri azâba uğrattı. İşte kâfirlerin cezâsı budur!” [Tevbe sûresi
(9), 25-26] .
Bu savaşta Resûlullah Efendimiz’in yanından iki kişinin hiç
ayrılmadığı görülmektedir. Biri Peygamber aleyhisselâm’ ın amcası
Abbâs
İbni
Abdülmuttalib,
diğeri
ise
amcası
Hâris
İbni
Abdülmuttalib’in oğlu, Ebû Süfyân künyesiyle meşhur Mugîre idi. Ebû
Süfyân Peygamber Efendimiz’in sütkardeşiydi. O da Halîme hâtûn
tarafından emzirilmişti. Resûlullah peygamberliğini ilân edinceye
kadar onu çok seven Ebû Süfyân, o tarihten itibaren tam yirmi sene
boyunca Hz. Peygamber’in düşmanı olmuş, söylediği hicviyeler ile
hem Nebiyy-i Muhterem’i hem de müslümanları çok üzmüştü. Ebû
Süfyân, Mekke fethinden kısa bir süre önce müslüman olmak üzere
Resûlullah’ın huzuruna gelmiş, fakat Allah’ın Resûlü hiç kimseye
yapmadığı şekilde nazlanarak onu huzura kabul etmek istememiş,
sonunda onu bağışlamıştı. O tarihten itibaren Ebû Süfyân İbni Hâris
bütün varlığı ile Resûlullah’a bağlanmış, Huneyn Gazvesi’nde hayatı
pahasına onun yanından bir an bile ayrılmamıştı. Ebû Süfyân,
Resûlullah’ın
vefatından
sonra
söylediği
mersiyelerle
derin
üzüntüsünü dile getirmiştir.
Resûl-i Ekrem Efendimiz’in beyaz katırına, hızlı yürümesi ve
çevikliği sebebiyle Düldül adı verilmiştir. Düldül’ü Peygamber
aleyhisselâm’ a hicretin altıncı yılında (627) Mısır hükümdarı
Mukavkıs hediye etmişti.
Bu savaşa katılan müslümanlar arasında, daha bir ay önce
cereyan eden Mekke fethinde (Ramazan 8/Ocak 629) İslâmiyet’i
kabul etmiş veya kabul etmek zorunda kalmış, suçları Resûlullah
sallallâhu aleyhi ve sellem tarafından bağışlanmış epeyce bir kimse
vardı. Ne yazık ki savaş başladıktan bir müddet sonra, başta bunlar
olmak üzere diğer müslümanların önemli bir kısmı geri çekilmeye
başladı. Bu bozgunu gören ve savaşlardaki cesaretiyle bilinen
Allah’ın Resûlü, Düldül’ü düşmanın üzerine doğru sürmek sûretiyle
hem yiğitliğini göstermiş hem de yapılması gereken hareketi
müslümanlara hatırlatmıştı. Müslümanların, Hz. Abbâs’ın gür sesini
duyar duymaz kendilerine gelmeleri ve “Lebbeyk! Lebbeyk!” diye
bağırarak yeniden savaşa dönmeleri onların savaş meydanından
fazla ayrılmadıklarını göstermektedir.
Savaş bütün şiddetiyle devam ederken ve henüz ortada düşmanın
yenilgi alâmeti yokken, Allah’ın Resûlü’nün, “Muhammed’in Rabbine
yemîn ederim ki, bozguna uğradılar” buyurması bir mûcize olup,
onun, zafer müjdesini daha önce aldığını göstermektedir. Bu haberi
sözlü mûcize kabul edersek, olayın bir de fiilî mûcize tarafı vardır. O
da yukarıdaki âyet-i kerîmede, “Sizin görmediğiniz askerler
indirerek kâfirleri azâba uğrattı” diye belirtildiği üzere, Allah
Teâlâ’nın mü’minlere melekler vasıtasıyla yardım etmesidir.

Hadisten Öğrendiklerimiz

  1. Resûlullah Efendimiz son derece cesurdu. Savaş alanlarında
    yalnız başına kalsa bile düşmandan korkmazdı.
  2. Bu savaşta Allah Teâlâ müslümanlara pek önemli bir ders verdi.
    Zira onlardan bir kısmı, sayıları on iki bini bulan İslâm ordusunun
    düşmana
    yenilmeyeceğini
    söylüyordu.
    Cenâb-ı
    Hak
    hem
    böbürlenmenin kötülüğünü hem de kendi yardımı olmadan kimsenin
    zafer kazanamayacağını fiilî olarak gösterdi.
  3. Huneyn Gazvesi’nde, İslâm askerinin önemli bir kısmını
    meydana getiren yeni müslümanların çabucak bozguna uğraması,
    savaşta en önemli gücün iman olduğunu ortaya koymaktadır.
  4. Ashâb-ı kirâm, Peygamber aleyhisselâm’ ı canlarından çok
    severlerdi. Bir anlık gafleti, lebbeyk, lebbeyk diye ona doğru koşarak
    sü’ratle telâfi ettiler.
  5. Allah Teâlâ, birçok savaşta, görünmeyen melekler ordusuyla
    müslümanlara yardım etmiştir.