Riyâzü's-Sâlihîn · Haziran 26, 2026

Kitap ve Sünnet’e Uymayanın Lânetiyle İlgili Hadis

Riyazus Salihin Cilt – 7 – Mehmet Yasar Kandemir · KENDİ BABASI OLMAYAN BİRİNİ BABASI DİYE GÖSTERMENİN, KENDİ EFENDİSİ OLMAYAN BİRİNİ EFENDİ KABUL ETMENİN HARAM OLDUĞU Hadis-i Şerif Yezîd İbni Şerîk İbni …

Hadîs-i şerîf (Arapça metin)
Riyazus Salihin Cilt – 7 – Mehmet Yasar Kandemir · KENDİ BABASI OLMAYAN BİRİNİ BABASI DİYE GÖSTERMENİN, KENDİ EFENDİSİ OLMAYAN BİRİNİ EFENDİ KABUL ETMENİN HARAM OLDUĞU
Hadis-i Şerif
Yezîd İbni Şerîk İbni Târık şöyle dedi:
Ali radıyallâhu anh’ ı minberde konuşurken gördüm ve şöyle
buyurduğunu duydum:
“Hayır, iddialar doğru değildir. Vallahi bizim yanımızda Kur’an-ı
Kerîm’den ve şu sahîfeden başka okuduğumuz bir yazı yoktur.”
Böyle dedikten sonra o sahîfeyi açtı. Orada develerin yaşları ve
yaralamayla ilgili hükümler vardı. Yine bu sahîfede Resûlullah
sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyordu:
“Ayr (Âir) dağından Sevr dağına kadar olan yerler Medine’nin
haremidir. Her kim orada Kitap ve Sünnet’e aykırı bir iş yapar
veya bid’at çıkaran birini korursa, Allah’ın, meleklerin ve bütün
insanların lâneti onun üzerine olsun. Allah Teâlâ kıyamet
gününde
o
kimsenin
ibadetlerini
ve
tövbesini
kabul
etmeyecektir. Müslümanlardan birinin verdiği bir söz ve
güvence, yaptığı bir antlaşma hepsini bağlar. Her kim bir
müslümanın verdiği söz ve himayeyi dikkate almazsa, Allah’ın,
meleklerin ve bütün insanların lâneti onun üzerine olsun. Allah
Teâlâ kıyamet gününde o kimsenin tövbesini ve ibadetlerini
kabul etmeyecektir. Her kim kendi babası olmadığını kesinlikle
bildiği birinin soyundan geldiğini ileri sürerse veya kendi
efendisi olmayan birini efendi olarak kabul etmeye kalkarsa,
Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların lâneti onun üzerine
olsun. Allah Teâlâ kıyamet gününde o kimsenin tövbesini ve
ibadetlerini kabul etmeyecektir.”
Buhârî, Fezâilü’l-Medîne 1. Cizye 10, 17, Ferâiz 21, İ’tisâm 5;

Râvi
Müslim, Hac 467, 468. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Menâsik 95-96.
Yezîd İbni Şerîk İbni Târık
Kûfeli tâbiînden olan Şerîk Hz. Ali, Hz. Ömer, Ebû Zer el-Gıfârî,
Abdullah İbni Mes’ûd gibi sahâbîlerden hadis rivayet etmiştir.
Kendisinden de Kûfeli muhaddisler rivayette bulunmuştur. Câhiliye
devrinde yaşadığı, fakat sahâbî olma saadetine eremediği söylenen
Yezîd İbni Şerîk sika bir muhaddis olarak bilinmekle beraber hayatı
hakkında fazla bilgi bulunmamaktadır.
Allah ondan râzı olsun.
Açıklama
Çeşitli meselelerin ele alındığı bu hadisin konumuzla ilgili kısmı,
“Her kim kendi babası olmadığını kesinlikle bildiği birinin soyundan
geldiğini ileri sürerse veya kendi efendisi olmayan birini efendi olarak
kabul etmeye kalkarsa Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların lâneti
onun üzerine olsun” cümlesinden ibarettir. Bir önceki hadiste, kendi
babası olmadığını bildiği birinin mirasına konmak gibi maddî çıkar
uğruna, onun soyundan geldiğini ileri sürmenin çok günah olduğunu
yeterince açıkladık. Bu hadîs-i şerîfte, o günahı işleyenlere yönelik
olarak “Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların lâneti onun
üzerine olsun” diye beddua edilmesi, söz konusu günahın
büyüklüğünü açık bir şekilde ortaya koymaktadır.
Azâd
edilerek
hürriyetine
kavuşturulmuş
bir
kölenin,
eski
efendilerinin izni olmadan bir başka adam hakkında “Bu benim
efendimdir” diyerek onun kölesi olduğunu iddia etmesi de yine bir
çıkar hesabına dayanmaktadır. Bir köle mal mülk sahibi olabilir.
Şayet onun akrabası varsa, mirasçıları da onlardır. Akrabası yoksa,
İslâm hukukuna göre onun mirasçısı, kendisini azâd eden efendisidir.
İşte bir kölenin, bir yabancıyı kendisine mirasçı kılmak için onun
kendi efendisi olduğunu ileri sürmesi, eski efendisine karşı bir
nankörlük ve haksızlık olarak kabul edilmiştir. Eskiden bir de şöyle
bir uygulama vardı. İki şahıs birbiriyle karşılıklı diyet ödeme, mirasçı
olma ve yardımlaşma hususunda sözleşip anlaşabilirdi. Hadisimiz bu
tür anlaşmaları bozmaya kalkanları da hedef almaktadır.
Şimdi gelelim hadisimizdeki diğer konulara:
Birtakım Şiîler, daha Hz. Ali hayatta iken ortaya çıkmış ve
Resûlullah’ın ona ve ailesine, diğer müslümanlardan gizlediği bazı
bilgiler verdiğini ve özel olarak vasiyette bulunduğunu ileri
sürmüşlerdir. Şîa’nın değer verdiği bazı kitaplarda bu bilgiler yer
almaktadır. İddiaya göre “Resûl-i Ekrem’in Hz. Ali’ye yazdırdığı
yetmiş zira uzunluğundaki Câmi’a adlı sahifede insanların muhtaç
olduğu her şey, kıyamete kadar vuku bulacak her olay, bütün helâl
ve haramlar, hatta cennetliklerin isimleri bile yazılıdır; çürümesi ve
yıpranması mümkün olmayan bu sahife Hz. Ali vasıtasıyla imamlara
intikal etmiştir. Hz. Peygamber’e Mi’rac gecesi verilen, ondan da Hz.
Ali’ye ve imamlara intikal eden Dîvânü’ş-Şî’a adlı bir kitapta bu tür
bilgiler mevcuttur. Ca’fer-i Sâdık’ın yanındaki el-Cifru’l-ebyaz adlı
eserde Zebur, Tevrat, İncil, Hz. İbrahim’e verilen sahîfeler ve Hz.
Fâtıma’nın mushafı bulunmaktadır (Bu bilgiler için ve Şiîler’in Hz.
Fâtıma’nın yanında Kur’an’dan tamamen farklı ve onun üç misli
büyüklüğünde bir mushaf bulunduğuna dair iddiaları için bk. Türkiye
Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, XV, 38. Hadis maddesi; XII, 221,
Fâtıma maddesi). Hz. Ali ise “Senin yanında, Resûlullah’ın herkese
bildirmeyip sadece sana özel olarak tebliğ ettiği şeyler varmış”
denmesine kızmış, hadiste gördüğümüz gibi buna şiddetle karşı
çıkmış, “Hayır, Resûlullah’ın sadece bana özel olarak tebliğ ettiği bir
hüküm yoktur. Biz Resûlullah’tan Kur’an’da ve şu sahîfede
bulunanlardan başka bir şey yazmadık” diye reddetmiştir. Ne
kendisinin yanında ne de Ehl-i beyt’ten herhangi birinde Hz.
Peygamber’in bildirdiği gizli ilimler, dînî bilgiler ve daha başka şeyler
olmadığını kesin bir dille söylemiştir. Sadece, diğer sahâbîler gibi,
Resûl-i Ekrem’den duyduğu bazı hadisleri bir sahîfeye yazdığını
söylemiş, sonra da o sahîfeyi açarak içinde neler bulunduğunu
göstermiştir.
Şimdi de bu sahîfede bulunan bilgilere kısaca temas edelim:
Resûl-i Ekrem Efendimiz tıpkı Mekke gibi Medine’nin de bir harem
bölgesi
bulunduğunu
söylemiş
ve
bu
bölgenin
Zülhuleyfe
yakınlarındaki Ayr (veya Âir) dağıyla, Uhud dağının kuzeyindeki
küçük Sevr dağı arasındaki bölge olduğunu söylemiştir. Bu bölgede
“Kitap ve Sünnet’e aykırı bir iş yapılmasını veya bid’at çıkaran bir
kimsenin korunmasını” özellikle yasaklamış, bu yasağı dinlemeyen
kimseye de “Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların lâneti onun
üzerine olsun” diye beddua etmiştir. Bu bedduanın anlamı; “Allah’ın
azâbı, meleklerin lâneti ve bütün insanların nefreti onun üzerine
olsun”, demektir. Burada şunu da belirtelim ki, Mekke’nin harem
bölgesinde avlanmak, ağaç kesmek, ot yolmak gibi bazı yasaklar
bulunduğu ve bu yasakları çiğneyenler cezâlandırıldığı halde,
Medine’nin
harem
bölgesinde
bu
yasakları
çiğneyenler
cezâlandırılmaz. Bununla beraber Medine’de yapılacak küçük
günahların, bu beddua sebebiyle, büyük günahmış gibi çirkin
görüleceği ve cezâsının ağır olacağı söylenmiştir.
“Müslümanlardan birinin verdiği bir söz ve eman, yaptığı bir
antlaşma hepsini bağlar” ifadesinden maksat şudur: Bir müslüman
bir gayri müslime hayatını koruyacağına dair söz ve güvence (emân)
vermişse, bu güvence diğer müslümanları da bağlar. Onlar bu gayri
müslime bir fenalık yapamaz, onu öldürmeye kalkamazlar. Çünkü
içlerinden biri onu himaye etmiştir. Bir kâfire himaye sözü veren
kimsenin toplumda en aşağı seviyede olması hiçbir şeyi değiştirmez.
Çünkü müslümanlar bir vücut gibidir. Bir mü’minin bir kâfire verdiği
güvenceyi dikkate almayan kimselere, Resûl-i Ekrem Efendimiz aynı
şekilde beddua etmiştir.
Hadisten Öğrendiklerimiz
  1. 1Bir kimsenin babasından başkasını baba kabul etmesi, azâd
    edilmiş bir kölenin, kendisini azâd eden efendisinden başkasını
    efendi olarak kabul etmesi kesinlikle yasaktır.
  2. 2Resûl-i Ekrem Efendimiz Hz. Ali’ye diğer sahâbeden ayrı olarak
    özel sûrette bir bilgi vermemiştir.
  3. 3Medine’nin de harem bölgesi vardır ve orada Kur’an ve Sünnet’e
    aykırı davranmak, dinde olmayan bir şeyi varmış gibi söylemek
    Peygamberimiz tarafından şiddetle yasaklanmıştır. Zira orası
    mübarek bir yerdir. Orada küçük günahlardan bile uzak durmak
    gerekir.
  4. 4Herhangi bir müslümanın bir gayri müslime verdiği güvenceye
    diğer müslümanların da sâdık kalıp saygı göstermesi gerekir.