Riyâzü's-Sâlihîn · Haziran 26, 2026

Sessiz Zikir: Gönülden Yaratıcıya Yaklaşmanın Sırrı

Riyazus Salihin Cilt – 6 – Mehmet Yasar Kandemir · SABAH VE AKŞAM ALLAH’I ZİKRETMEK Hadis-i Şerif “Sabah akşam tevazu içinde yalvararak, ürpererek ve sesini yükseltmeden Rabbini an. Sakın gafillerden olma!” …

Hadîs-i şerîf (Arapça metin)
Riyazus Salihin Cilt – 6 – Mehmet Yasar Kandemir · SABAH VE AKŞAM ALLAH’I ZİKRETMEK
Hadis-i Şerif
“Sabah akşam tevazu içinde yalvararak, ürpererek ve sesini
yükseltmeden Rabbini an. Sakın gafillerden olma!”
A’râf sûresi (7), 205.
“Zikirler Bölümü”ne başlarken 1411 numaralı hadisten önce bu
âyet-i kerîmeyi daha geniş şekilde açıkladığımız üzere, Allah Teâlâ
sabahın ve akşamın, özellikle gecenin sâkin ve huzurlu saatlerinde
son derece sessiz ve insanın sadece kendisinin duyacağı hafif bir
sesle, mümkün olduğunca gönül tellerini titreten bir eda ile kendisini
zikretmesini istemektedir. Bütün bu hallerin yanısıra Kâinatın
Sahibi’nin büyüklüğü karşısında kendi aczini ve zayıflığını duyarak
mütevazı olması gerektiğini hatırlatmaktadır.

2. “Güneş doğmadan ve batmadan önce Rabbini ulûhiyyet
makamına yakışmayan sıfatlardan tenzih et ve O’na hamdet.”
Tâhâ sûresi (20), 130.

3. “Akşam sabah Rabbini ulûhiyyet makamına yakışmayan
sıfatlardan tenzih et ve O’na hamdet.”
Mü’min sûresi (40), 55.
Allah Teâlâ güneş doğmadan önce sabah namazının, güneş
batmadan önce de ikindi namazının kılınmasını emretmektedir.
Resûl-i Ekrem Efendimiz bir defasında ayın on dördüncü gecesi
bedir halindeki aya baktıktan sonra yanındaki sahâbîlere onu
gösterdi ve hiç zorlanmadan ayı gördükleri gibi, kıyamet gününde de
Cenâb-ı Hakk’ı aynı şekilde göreceklerini haber verdi; sonra “Güneş
doğmadan ve batmadan önceki namazları uykuya veya işe yenik
düşmeden zamanında kılabiliyorsanız, mutlaka kılınız” buyurdu;
ardından da iki numaralı âyeti okudu (

Buhârî, Mevâkît 16).

Râvi
Âyet-i kerîmede işaret buyrulan iki vakti değerli kılan önemli bir
husus vardır. 1052 numaralı hadiste gördüğümüz üzere, bu iki vakit,
yeryüzündeki meleklerle gökyüzünden henüz gelmiş meleklerin
buluşup birbirinden nöbeti devraldıkları zamandır; bu sebeple de
bereketli bir vakittir.
Üçüncü âyette sabah diye tercüme edilen el-aşiy, güneşin
zevalinden gecenin ilk saatlerine kadar olan zamanı yani öğle, ikindi,
akşam ve yatsı namazlarını, akşam diye tercüme edilen el-ibkâr
kelimesi de imsak vaktinden güneşin doğuşuna kadar olan zaman
dilimini yani sabah namazını kapsamaktadır. Böylece bu âyette beş
vakit namaz emredilmiş olmaktadır.

4. “Allah’ın adını anmak için O’nun iradesiyle inşâ edilen
mâbedlerde sabah akşam Cenâb-ı Hakk’ı tesbih eden adamlar
vardır. Onları ne ticaret ne de alış-veriş Allah’ı anmaktan,
namazı kılmaktan, zekâtı vermekten alıkoyabilir.”
Nur sûresi (24), 36, 37.
Âyet-i kerîmede Allah Teâlâ’ya ibadet edilen cami ve mescidlere
önem verilmesi, oraların korunup gözetilmesi, temizlenip bakılması,
oranın yüceliğine yakışmayan alış-veriş gibi, gereksiz konuşmalar
gibi davranışların bu mübarek yerlerde yapılmaması, kokusu
başkalarını rahatsız eden bir şey yendiği zaman camilere
gidilmemesi emredilmektedir. Âyet-i kerîmede temas edilen ikinci
husus da bu mübarek yerlerin namaz vakitlerinde oraya gidilip içinde
ibadet edilmek suretiyle her zaman canlı tutulması, dünya malının ve
meşgalesinin insanı Allah’ı anmaktan ve O’na ibadet etmekten
alıkoymamasıdır. Âyetin konumuzla ilgili yönü, bu mâbedlerde
Cenâb-ı Hakk’ın sabah akşam yani bütün gün anılmasıdır.
Kendilerini Allah Teâlâ’nın övdüğü bu iyi insanlar, namazlarıyla
sadece mescidleri değil, bir kısım ibadetlerini evlerinde yapmak
suretiyle aynı zamanda oraları da canlı ve diri tutan, böylece
yuvalarını kabristan olmaktan kurtaran kimselerdir.

5. “Biz dağları onun emrine verdik. Bu dağlar akşam sabah
onunla birlikte Allah’ı tesbih ederlerdi.”
Sâd sûresi (38), 18.
Bu âyet-i kerîmede Dâvûd aleyhisselâm ’ın şanlı saltanatından söz
edilmektedir. Allah Teâlâ bu aziz peygamberine bazı özellikler
vermişti. O heybetli dağlar, Dâvûd aleyhisselâm ’ın o dâvûdî sesiyle
okuduğu Zebur’un âhengine kendilerini kaptırıp onunla birlikte
Cenâb-ı Hakk’ı tesbih ederlerdi, O’nu ulûhiyetine yakışmayan
sıfatlardan tenzih ederlerdi. Âyetin devamında kuşların da Dâvûd
peygamberin emrine verildiği, onların da bu şanlı zikre katıldıkları
belirtilmektedir.
Sabah diye tercüme ettiğimiz işrâk vakti, kuşluk zamanı demektir.
Demek ki Hz. Dâvûd’un ibadet saatlerinden biri de bu vakitti. Kuşluk
namazı kılan bahtiyar mü’minler, Dâvûd aleyhisselâm ’ın ibadet
saatinde alınlarını secdeye koyarak, onun hâtırası olan bu vakti ihya
etmiş oluyorlar. Hâsılı akşam sabah Allah’ı zikretmek, ilk insandan
beri süregelen bir âdet ve dînî gelenektir.
Hadisler

1454. Ebû Hüreyre radıyallâhu anh’ den rivayet edildiğine göre
Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Kim sabah akşam yüz defa sübhânallâhi ve bi-hamdihî: Ben
Allah’ı ulûhiyyet makamına yakışmayan sıfatlardan tenzih eder ve
O’na hamd ederim derse, onun söylediklerinin bir mislini veya
daha fazlasını söyleyen kimse dışında hiçbir şahıs, kıyamet
gününde onun söylediğinden daha faziletli bir zikirle gelemez.”
Müslim, Zikir 26. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Edeb 101; Tirmizî, Daavât
61.

Açıklama
Sabah ve akşam saatleri insanın hayatında önemli bir yere sahiptir.
Sabahla birlikte başlayan yeni gün boyunca insan yoğun bir geçim
mücâdelesini devam ettirir. Akşama kadar vazifesini sürdürürken
çeşitli insanlarla muhatap olur, çeşitli olaylarla karşılaşır. Akşamdan
sabaha kadar kendisiyle ve ailesiyle başbaşa olacağı için hayatının
temposu yavaşlayacak, ölümün kardeşi olan uykuyla değişik bir
âleme dalacaktır. İşte bu birbirinden farklı hayat seyri esnasında
Rabbini unutmamalı, O’nunla olan irtibatını ibadet, dua ve zikirlerle
devam ettirmelidir.
Sübhânallâhi ve bi-hamdihî zikri, insanın Rabbine karşı îfâ
etmesi gereken hamd ve şükür vazifesini pek güzel ifade ettiği için
Resûl-i Ekrem Efendimiz tarafından sık sık tavsiye edilmiştir. Nitekim
1411 numaralı hadiste bir cümle ilâvesiyle “Dile hafif, mîzâna
konduğunda ağır gelen ve Rahman olan Allah’ı hoşnut eden iki
cümle vardır: Sübhânallahi ve bi-hamdihî sübhânallahi’l-azîm”
denilmişti. 1413 numaralı hadisin son cümlesinde “Bir kimse günde
yüz defa sübhânallahi ve bi-hamdihî derse, onun günahları deniz
köpüğü kadar bile olsa hepsi bağışlanır” buyrulmuştu. 1415 numaralı
hadiste “Allah’ın en çok hoşlandığı sözün Sübhânallahi ve bi-
hamdihî olduğu”, 1442 numaralı hadiste ise “sübhânallahi ve bi-
hamdihî diyen kimse için cennette bir hurma ağacı dikileceği”
görülmüştü.
Bu zikrin yukarıdaki hadislerin bir kısmında da günde yüz defa
söylenmesinin tavsiye edildiğine bakarak, sabah ve akşam
saatlerinde onun ellişer defa söylenmesiyle Efendimiz’in bu tavsiyesi
yerine getirilmiş olabilir. Sabah ve akşam ifadelerinin ayrı ayrı
söylenmiş olmasına bakarak da sabahleyin ve akşamleyin yüzer
defa söylenmesi gerektiği düşünülebilir. Hadîs-i şerifte bir sınırlama
olmayıp daha fazla söyleyenin daha çok sevap kazanacağı
belirtilmektedir. İşte bu sebeple herkes vakti ve imkânı nisbetinde bu
değerli zikri söylemeye çalışmalıdır.
Hadisten Öğrendiklerimiz
  1. 1Yeni bir güne ve yeni bir geceye başlarken Allah Teâlâ’yı
    zikretmek gerekir.
  2. 2Bu zikirlerin en değerlilerinden biri “sübhânallahi ve bi-
    hamdihî” olduğu için onu sabah ve akşam ellişer veya yüzer,
    yapılabiliyorsa daha fazla söylemelidir.
  3. 3Herkes kendi durumuna göre, yukarıdan beri verilen zikirlerden
    birini, ikisini seçip okuyabilir.