
karınlarına
ancak
ateş
doldurmuş
olurlar.
Zaten
onlar
alevlenmiş ateşe gireceklerdir. “
Nisâ sûresi (4), 10.
2. “Yetimin malına ancak en güzel ve faydalı şekilde yaklaşın.”
Enam sûresi (6), 152.
3. “Sana yetimleri soruyorlar. De ki: Onları iyi yetiştirmek
(ihmal etmekten) daha hayırlıdır. Eğer onlarla birlikte yaşarsanız,
unutmayınız ki onlar sizin din kardeşlerinizdir. Allah işleri
bozanla düzelteni bilir.”
Bakara sûresi (2), 220.
Yetim malıyla ilgili olarak seçilip buraya alınmış olan bu üç âyet,
konuya ait yasağın son derece ağır bir haram olduğunu göstermeye
kâfidir. Birinci âyette , haksızlıkla yetim malı yemeye kalkışanların,
açıkça karınlarına ateş doldurmuş oldukları ortaya konulmakta ve bu
yediklerinin kendilerini yakıp kavuracağı anlatılmaktadır. Zaten
âhirette de alev alev yanan bir ateşe atılacakları ayrıca ve bilhassa
bildirilmektedir. Haksız yere yenilen yetim malının bir ateş yumağı
gibi
sindirim
sistemini
alt
üst
edeceği
pekiştirmeli
olarak
anlatılmaktadır. Gerçek durum bu olunca, ikinci âyette beyân
buyurulduğu gibi, yetim malına ancak en güzel ve faydalı bir şekilde
yaklaşmaktan, onu yetimin lehine geliştirmek için gayret etmekten
başka yol kalmamaktadır.
Üçüncü âyette ise yetimleri görüp gözetmenin, fert ve toplum için
onlarla ilgilenmemek, onları dikkate almamak ya da ihmal etmekten
çok daha hayırlı olduğu açıklanmaktadır. Belirtildiğine göre bu âyet,
birinci âyetin inmesinden sonra, yetimlerle bir arada bulunmaktan
bile çekinir hale gelen müslümanların, durumu Hz. Peygamber’e
arzetmeleri üzerine nâzil olmuştur. Âyette yetimlerin din kardeşi
olarak, tam bir kardeş muamelesine tâbi tutulmaları gerektiğine
dikkat çekilmiş ve Allah Teâlâ’nın yetimlerle kimin iyi kimin kötü
niyetle ilgilendiğini bildiği kesin bir ifade ile açıklanmak sûretiyle
herkesin tam bir sorumluluk duygusu ve kaygusu ile hareket etmesi
istenmiştir. Yetimin malını çeşitli sebeplerle haksız yere yemeye veya
herhangi bir şekilde telef etmeye kalkışan, yetimden önce kendini
helâk etmiş demektir. Bu da yetim malı yeme yasağının ne kadar
ağır sorumluluk ve tehlike içeren bir haram olduğunu göstermektedir.
Yetimin velisi veya vasisi olmak demek, nerede ise ona esir olmak
anlamına gelmektedir. Ona yetimliğini hissettirmemeye çalışarak
malını mülkünü korumak, ifsada değil ıslaha ve geliştirmeye gayret
etmek lâzım gelmektedir. Görüntü ne olursa olsun, Allah, kimin ıslâh,
kimin ifsâd için çalıştığını bilmektedir. Bu kesin gerçek dikkate
alınmalı, yetim malı yemek gibi bir büyük hatâya düşülmemelidir.
Hadis
1618. Ebû Hüreyre radıyallâhu anh’ den rivayet edildiğine göre
Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
– “Yedi helâk ediciden kaçının!” Sahâbîler:
– Ey Allah’ın Resûlü! Bunlar nelerdir? diye sordular. Hz.
Peygamber:
– “Allah’a ortak koşmak, sihir (büyü) yapmak, Allah’ın haram
kıldığı bir nefsi haksız yere öldürmek, fâiz yemek, yetim malı
yemek, savaş meydanından kaçmak, evli, nâmuslu ve hiçbir
şeyden haberi olmayan kadınlara zina isnad etmektir.” buyurdu.
diyebileceğimiz fiilleri sıralayan hadisimiz, aslında insanlar ve
toplumlar için bir çeşit sağlık reçetesi veya tehlikeli noktalar haritası
yerindedir. Sihir yasağı ile ilgili konuda 1797 numara ile tekrar
gelecek olan hadisimizin beyânına göre bu yedi helâk edici tavırdan
biri de yetim malı yemektir. Hadisimizin burada zikrediliş sebebi bu
noktadır.
Yetim, babası ölen küçük çocuk demektir. Resûl-i Ekrem
Efendimiz’in dilinden helâk edici olmakla nitelenen, şirk, sihir, katil,
ribâ, savaştan kaçmak ve nâmuslu kadınlara iftira etmek gibi inanç,
ahlâk ve iktisadla ilgili suçların arasında yetim malı yemenin de
sayılmış olması, bunun en az ötekiler kadar ağır bir suç ve
sorumluluk olduğunu göstermektedir.
Hadisimizin açık ifadesinden anlaşılan yetim malının hiçbir şekilde
yenmemesidir. Sadece veli veya vasîlerin israfa kaçmamak şartıyla
örfe göre yetim malından yemeleri yani her türlü tasarruf ve
harcamada bulunmaları câiz ve meşrûdur.
Yukarıda meâl ve kısa açıklamalarını verdiğimiz âyetler ve bu
hadîs-i şerîfe göre yetimler, İslâm toplumunun himmet ve emniyetine
teslim edilmişlerdir. Yani yetimler ve malları toplum güvencesi
altındadır.
Öte yandan mühlikât denilen suç ve günahlar, sadece bu hadiste
sayılan yedi fiilden ibaret değildir. Burada yedi tanesinin sayılmış
olması, bu nitelikte daha başka bazı hususların bulunmasına engel
teşkil etmez. Nitekim başka hadislerde daha başka bazı günahlar da
“helâk edici” olarak nitelendirilmiştir.
Şimdi isterseniz hadisimizde sayılan helâk edici günahların kısa
tanıtımlarını yapalım.
Ş i r k. Allah Teâlâ’ya ilâhlık konusunda bazı yaratıkları ortak kabul
etmek demektir. Tevhidi kökünden reddetmek demek olan böyle bir
anlayış, “en büyük zulüm”, en helâk edici bir itikâdî sapıklıktır. Şirkin
her çeşidi aynıdır. Allah Teâlâ’nın aslâ affetmeyeceğini bildirdiği
yegâne günah kendisine bir şeylerin ortak koşulmasıdır. Müşrik,
temelli olarak cehennemde kalmaya mahkûmdur. Bu sebeple de en
büyük helâk edici günah şirktir.
S i h i r. Efsun, gözbağcılık ve büyü de diyebileceğimiz sihir konusu
ileride müstakil olarak incelenecektir (bk. 1797. hadis).
K a t i l. Haklı bir sebebe dayanmaksızın bir insanı öldürmek,
Şâfiî’ye göre şirkten sonraki en büyük günahtır. Böyle bir günahın
dünyadaki cezâsı bilindiği üzere kısâsen öldürülmektir. Tarih boyu
süregelen kan davaları da dikkate alınacak olursa, haksız yere adam
öldürmenin hem kişiler hem de toplumlar için ne kadar büyük bir
helâk sebebi olduğu kendiliğinden ortaya çıkar.
R i b â y e m e k. Fâizcilik yapmak demektir. Bu konu hadisimizden
hemen sonra ayrıca ele alınacaktır.
C e p h e d e n k a ç m a k. Düşmana hücum edileceği zaman
cepheden kaçmak, düşmandan yana tavır almak anlamına geldiği
için hem en büyük günah hem de kişinin önce kendi can güvenliğini
sonra arkasındaki müslüman toplumunun hayatını tehlikeye atması
demektir. Harb taktiği gereği olmayan kaçışlar aslâ affedilmez.
N a m u s l u k a d ı n a z i n a i s n a d e t m e k. Nâmuslu
müslüman kadınlara zina ettiği iftirasında bulunmak (kazif),
Efendimiz’in helâk edici olduğunu bildirdiği ahlâkî bir düşüklük ve
büyük bir haramdır. Her ne kadar burada nâmuslu müslüman
kadınlara iftirada bulunmak zikredilmiş ise de nâmuslu müslüman
erkeklere yöneltilecek iftira da aynı hükümdedir. İftira eden hür bir
kimse ise 80, köle ise 40 değnek cezâsına çarptırılır.
Son olarak şuna da işaret edelim ki hadisimizin “kaçının” emri, bu
yedi helâk edici günahtan titizlikle uzak durulmasını tavsiye eden bir
ifadedir.
- 1En büyük ve en tehlikeli günah Allah’a şirk koşmaktır.
- 2Yetim malı yemek helâk edici belli-başlı büyük günahlardandır.
- 3Yetimlere dost ve kardeşce sahip çıkılmalıdır.
- 4Müslümanların şer ve kötülüklerden kaçınmaları gerekir.
- 5Burada sayılan günahlardan uzak durmak, fertleri ve toplumu
bozulma ve sapıklıktan korumak demektir. Bu yönüyle de büyük
önem taşımaktadır.
⟪BOLUM⟫FAİZİN ŞİDDETLE
⟪BOLUM⟫YASAKLANMASI
Âyetler

