KİTABIN MUKADDİMESİ · Dördüncü Madde
Dördüncü Madde
[13/b] Kıyametin şartlarını ve alâmetlerini, sûrun üfürülmesini,
depremleri ve insanların o andaki perişanlığını, yaratılmışların nasıl yok
olup gideceğini ve göklerin nasıl harap olacağını bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki sadece hadis âlimleri şu konuda görüş birliği
içindedirler: Kıyametin şartları ve alâmetleri iki çeşittir. Bunlardan bir
kısmı gizli alâmetler, diğerleri açık alâmetlerdir. [417]
Gizli alâmetler: İnsanlarda hürmet, sevgi, acıma duygusu, edep, hayâ,
cömertlik, ahde vefâ, doğruluk, gönül rahatlığı, dostluğun korunması gibi
dinî emirlerin yerine getirilmemesi. Allah korkusunun azalması şeriatın
hükümlerinin uygulanmaması. Şehirlerde mescidlerin çoğalması ancak
cemaatinin az olması, binâların yükselmesi, elbiselerin incelmesi,
kadınların ve çocukların idareyi ele geçirmeleri. Kadınların erkeklere,
erkeklerin kadınlara benzemeye heves etmeleri, eşcinsellik ve lezbiyenliğin
yaygınlaşması, eşyanın bereketinin azalması, akraba ziyaretlerinin
kesilmesi, alış-verişlerde dînî hükümlere bağlılığın azalması, kötülerin
saygınlık kazanması, iyilerin hor görülerek aşağılanması. Câriyelerin
efendilerini doğurması, çokça kan dökülmesi, anarşi ve karışıklığın artması
ve kabirlerin süslenmesi gibi hususlardır ki bunlara kıyametin şartları da
denilir.
Kıyametin açık alâmetlerine gelince, bunlar on tanedir. [418]
1-Deccal’in ortaya çıkması.
2-Üç gece üstüste ayın tutulması.
3-Üç sene süreyle kıtalarda kıtlık olması.
4-Büyük bir dumanın her tarafı kaplaması.
5-Îsâ (a.s.)’ın dördüncü kat semâdan Şâm-ı Şerif’in beyaz minaresi
üzerine inmesi, Deccal’i öldürüp Hazret-i Muhammed (s. a. v)’in dini üzere
amel etmesi.
6-Muhammed (a. s.)’ın soyundan Mehdî’nin ortaya çıkıp kırk yıl adâlet
üzere hüküm sürmesi ve sonra da gidip Îsâ (a. s.)’ı bulması.
7-Dâbbetü’l-arz’ın ortaya çıkması.
8-Ye’cûc ve Me’cüc’ün İskender’in seddinden çıkarak yeryüzünü istîlâ
etmesi.
9-Îsâ (a. s.)’ın Mekke-i Mükerreme’ye gelip orada âhirete göç etmesi.
Bundan sonra Kâbe-i Muazzama’nın yıkılması.
10-Güneşin batıdan doğup oradan yükselmeye başlaması.
Burada sayılan kıyamet şartlarının ve alâmetlerinin ortaya çıkmasından
sonra, misk ve anber kokusu gibi tertemiz bir rüzgar eser ve mü’minlerin
ruhları o rüzgarın serinliğinde makãmlarına uçup gider. Bundan sonra
Kur’ân-ı Kerîm’in hükümleri yeryüzünden kalkar. İnsanların tamamı
cehalet içinde kalırlar ve yüz yıl da bu şekilde geçip gider.
Tefsir âlimleri de görüş birliği içinde şunu söylerler: artık iş bu raddeye
geldikten sonra Hak teâlâ, İsrâfîl (a. s.)’a sûra üflemesini emreder. Sûra
üflendiği sırada yedi kat göklerde bulunan meleklerin hepsi ve yeryüzünde
bulunan canlıların tamamı, kıyamet koptu zannederek yüz üstü düşüp
kendilerinden geçerler. Göklere ve yeryüzüne bir titreyiş ve sarsıntı hâkim
olur; yıldızlar dökülür, insanların saçları ve sakalları ağarır, hâmile olanlar,
vaktinden önce çocuklarını doğurur. İnsanların hepsi kendinden geçip
sarhoş gibi kala kalırlar. İşte bu, ilk sûrun üflenmesidir ki bütün
yaratılmışlar korkuya kapılırlar. Kırk yıl bu şekilde sürüp gider. Bundan
sonra Hak teâlâ İsrâfîl (a. s)’a tekrar sûra üflemesini emreder ve İsrâfîl (a.
s.) ikincisinde sûra öyle kuvvetle üfler ki şiddetinden bütün dağlar
yerlerinden kopup havada savrulur “atılmış renkli pamuk yığınları
gibi” [419] gibi dağılırlar. Yedi kat gökler parça parça olup; su misali eriyip
yeryüzüne dökülür. Denizlerin suyu çekilir, yeryüzü kupkuru olur. Güneşin
ve ayın ışığı çekilip kapkara olur. Kâinâtı karanlık kaplar; arş-ı âlâdan
aşağıların en aşağısına, en dipteki perdeye değin ne kadar mahlukat ve
melek varsa hepsi yok olurlar. Ancak büyük meleklerden (melâike-i
mukarrabûn) sekizi kalır. Bunların ilk dördü; Cebrâil, Mikâil, Rıdvân ve
Azrâil’dir. Diğer dördü; arşın taşıyıcıları (hamele-i arş)dır ki bunların biri
de İsrâfîl’dir. Bundan sonra Azrâil (a. s.) Hak teâlânın emriyle diğer yedi
meleğin ruhlarını alır. Sonra kendi ruhunu alırken öyle bir çığlık atar ki sesi
yedi kat gökleri aşar, yerin derinliklerine varır. İşte o zaman her can ölümü
tadıp yok olmuş olur. İki âlemde ölümü tatmayan hiç kimse [14/a] kalmaz;
ancak şânı yüce ve bağışlayıcı olan Allah teâlâ kalır. [420]
Bu kâinât, harap, boş, kimsesiz virâneler gibi kırk yıl öylece kalır. Hak
teâlâ azametiyle “Bu gün mülk kimin?” [421] diye sorar. Yüce zâtından
başka kâinâtta hiç kimse olmadığı için yine kendisi, “Her şeye gâlip olan
bir tek Allah’ındır” [422] diye kendisine cevap verir.

![[13/b] Kıyametin şartlarını ve alâmetlerini, sûrun üfürülmesini,](/wp-content/uploads/2026/06/marifetname.jpg)