Marifetnâme · Haziran 27, 2026

[13/b] Kıyametin şartlarını ve alâmetlerini, sûrun üfürülmesini,

KİTABIN MUKADDİMESİ · Dördüncü Madde Dördüncü Madde [13/b] Kıyametin şartlarını ve alâmetlerini, sûrun üfürülmesini, depremleri ve insanların o andaki perişanlığını, yaratılmışların nasıl yok olup gideceğini ve göklerin …

KİTABIN MUKADDİMESİ · Dördüncü Madde

Dördüncü Madde

[13/b] Kıyametin şartlarını ve alâmetlerini, sûrun üfürülmesini,

depremleri ve insanların o andaki perişanlığını, yaratılmışların nasıl yok

olup gideceğini ve göklerin nasıl harap olacağını bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki sadece hadis âlimleri şu konuda görüş birliği

içindedirler: Kıyametin şartları ve alâmetleri iki çeşittir. Bunlardan bir

kısmı gizli alâmetler, diğerleri açık alâmetlerdir. [417]

Gizli alâmetler: İnsanlarda hürmet, sevgi, acıma duygusu, edep, hayâ,

cömertlik, ahde vefâ, doğruluk, gönül rahatlığı, dostluğun korunması gibi

dinî emirlerin yerine getirilmemesi. Allah korkusunun azalması şeriatın

hükümlerinin uygulanmaması. Şehirlerde mescidlerin çoğalması ancak

cemaatinin az olması, binâların yükselmesi, elbiselerin incelmesi,

kadınların ve çocukların idareyi ele geçirmeleri. Kadınların erkeklere,

erkeklerin kadınlara benzemeye heves etmeleri, eşcinsellik ve lezbiyenliğin

yaygınlaşması, eşyanın bereketinin azalması, akraba ziyaretlerinin

kesilmesi, alış-verişlerde dînî hükümlere bağlılığın azalması, kötülerin

saygınlık kazanması, iyilerin hor görülerek aşağılanması. Câriyelerin

efendilerini doğurması, çokça kan dökülmesi, anarşi ve karışıklığın artması

ve kabirlerin süslenmesi gibi hususlardır ki bunlara kıyametin şartları da

denilir.

Kıyametin açık alâmetlerine gelince, bunlar on tanedir. [418]

1-Deccal’in ortaya çıkması.

2-Üç gece üstüste ayın tutulması.

3-Üç sene süreyle kıtalarda kıtlık olması.

4-Büyük bir dumanın her tarafı kaplaması.

5-Îsâ (a.s.)’ın dördüncü kat semâdan Şâm-ı Şerif’in beyaz minaresi

üzerine inmesi, Deccal’i öldürüp Hazret-i Muhammed (s. a. v)’in dini üzere

amel etmesi.

6-Muhammed (a. s.)’ın soyundan Mehdî’nin ortaya çıkıp kırk yıl adâlet

üzere hüküm sürmesi ve sonra da gidip Îsâ (a. s.)’ı bulması.

7-Dâbbetü’l-arz’ın ortaya çıkması.

8-Ye’cûc ve Me’cüc’ün İskender’in seddinden çıkarak yeryüzünü istîlâ

etmesi.

9-Îsâ (a. s.)’ın Mekke-i Mükerreme’ye gelip orada âhirete göç etmesi.

Bundan sonra Kâbe-i Muazzama’nın yıkılması.

10-Güneşin batıdan doğup oradan yükselmeye başlaması.

Burada sayılan kıyamet şartlarının ve alâmetlerinin ortaya çıkmasından

sonra, misk ve anber kokusu gibi tertemiz bir rüzgar eser ve mü’minlerin

ruhları o rüzgarın serinliğinde makãmlarına uçup gider. Bundan sonra

Kur’ân-ı Kerîm’in hükümleri yeryüzünden kalkar. İnsanların tamamı

cehalet içinde kalırlar ve yüz yıl da bu şekilde geçip gider.

Tefsir âlimleri de görüş birliği içinde şunu söylerler: artık iş bu raddeye

geldikten sonra Hak teâlâ, İsrâfîl (a. s.)’a sûra üflemesini emreder. Sûra

üflendiği sırada yedi kat göklerde bulunan meleklerin hepsi ve yeryüzünde

bulunan canlıların tamamı, kıyamet koptu zannederek yüz üstü düşüp

kendilerinden geçerler. Göklere ve yeryüzüne bir titreyiş ve sarsıntı hâkim

olur; yıldızlar dökülür, insanların saçları ve sakalları ağarır, hâmile olanlar,

vaktinden önce çocuklarını doğurur. İnsanların hepsi kendinden geçip

sarhoş gibi kala kalırlar. İşte bu, ilk sûrun üflenmesidir ki bütün

yaratılmışlar korkuya kapılırlar. Kırk yıl bu şekilde sürüp gider. Bundan

sonra Hak teâlâ İsrâfîl (a. s)’a tekrar sûra üflemesini emreder ve İsrâfîl (a.

s.) ikincisinde sûra öyle kuvvetle üfler ki şiddetinden bütün dağlar

yerlerinden kopup havada savrulur “atılmış renkli pamuk yığınları

gibi” [419] gibi dağılırlar. Yedi kat gökler parça parça olup; su misali eriyip

yeryüzüne dökülür. Denizlerin suyu çekilir, yeryüzü kupkuru olur. Güneşin

ve ayın ışığı çekilip kapkara olur. Kâinâtı karanlık kaplar; arş-ı âlâdan

aşağıların en aşağısına, en dipteki perdeye değin ne kadar mahlukat ve

melek varsa hepsi yok olurlar. Ancak büyük meleklerden (melâike-i

mukarrabûn) sekizi kalır. Bunların ilk dördü; Cebrâil, Mikâil, Rıdvân ve

Azrâil’dir. Diğer dördü; arşın taşıyıcıları (hamele-i arş)dır ki bunların biri

de İsrâfîl’dir. Bundan sonra Azrâil (a. s.) Hak teâlânın emriyle diğer yedi

meleğin ruhlarını alır. Sonra kendi ruhunu alırken öyle bir çığlık atar ki sesi

yedi kat gökleri aşar, yerin derinliklerine varır. İşte o zaman her can ölümü

tadıp yok olmuş olur. İki âlemde ölümü tatmayan hiç kimse [14/a] kalmaz;

ancak şânı yüce ve bağışlayıcı olan Allah teâlâ kalır. [420]

Bu kâinât, harap, boş, kimsesiz virâneler gibi kırk yıl öylece kalır. Hak

teâlâ azametiyle “Bu gün mülk kimin?” [421] diye sorar. Yüce zâtından

başka kâinâtta hiç kimse olmadığı için yine kendisi, “Her şeye gâlip olan

bir tek Allah’ındır” [422] diye kendisine cevap verir.