Marifetnâme · Haziran 27, 2026

Âlemin Âdem için yaratıldığını bildirir

BEŞİNCİ BÂB · BİRİNCİ FASIL · Birinci Madde Birinci Madde Âlemin Âdem için yaratıldığını bildirir. Bilinmelidir ki mutasavvıflar (ehl-i irfân) şöyle demişlerdir: “Hak teâlâ iki cihanı ve içindekilerin hepsini insan için …

BEŞİNCİ BÂB · BİRİNCİ FASIL · Birinci Madde

Birinci Madde

Âlemin Âdem için yaratıldığını bildirir.

Bilinmelidir ki mutasavvıflar (ehl-i irfân) şöyle demişlerdir:

“Hak teâlâ iki cihanı ve içindekilerin hepsini insan için yaratıp vücuda

getirmiştir. Ta ki insan Hakk’ın âlemdeki sanatlarına bakarak eşyada

bulunan hikmetleri sezebilsin. Kâinâtta olanların benzerlerini kendi

vücudunda da görerek kendi nefsini bilsin (marifet-i nefs). Oradan da Allah

bilgisine (marifetullâh) ulaşmış olsun.

Çünkü Allah teâlâ Kur’ân-ı Kerîm’de; “İnsanları ve cinleri ancak bana

kulluk etsinler diye yarattım” (Zâriyât, 51/56) buyurmuştur. Ve hadîs-i

kudsîde; “ Beni bilmen için kendini bil ey insan!” emri ile insanın kendisini

bilmesinin (marifet-i nefs) Rabb’ini bilmeye vasıta olduğunu duyurmuştur.

Çünkü Hak teâlâ, insanı kendi marifeti için yaratmış, ancak kendi

marifetini, insanın önce kendi nefsini bilmesine bağlamıştır. Bu sebeple

insana kendi nefsini bilme kabiliyeti vermiştir. Ta ki insan kendi nefsini

bildikten sonra Yaratıcı’sının bilgisine ulaşabilsin.

Nitekim haberde; “ Nefsini bilen Rabb’ini bilir” denilmiştir. Gerçi Allah’ı

tanımanın (marifetullah) anahtarı, kişinin kendi nefsini bilmesi (marifet-i

nefs) bilinmiştir. Kişinin kendisini bilmesinin anahtarı da âlemi tanıması

(marifet-i âlem) olmuştur. Fakat Hak teâlânın şu görünen âlemdeki o

mükemmel, kusursuz sanatının eserlerini bütün bütün görüp sırlarına ermek

ve Âdem’in özünde olan Hakk’ın kudretinin yücelik derecelerini eksiksiz

bilmek, nurlarını görmek ve ondan asıl maksat olan Yüce Mevlâ’nın

marifetine erişmek için çok çalışmak lâzımdır. Ancak bu, meşakkatli bir iş

ve herkese açık olmayan bir sırdır.

Çünkü insanın yüce dağların zirvelerine tırmanıp çıkması mümkün

değildir ki, derin denizlerin diplerine inebilsin, yeryüzünün içine tünel

kazarak dibine varıp aşağı âlemi (âlem-i esfel) [23] görebilsin ve bütün

bunların sırlarına vâkıf olabilsin. Gökyüzünün daha üstüne yükselemez ki,

feleklerin ve yıldızların hakikat ve sırlarına tamamıyla erişip yüce âlemin

(âlem-i ulvî) sırlarına gereği gibi vâkıf olabilsin. Göklerdeki melekût

[147/a] âlemine giremez ki ruhlar âleminin sırlarını olduğu gibi bilip

feleklerin akıllarını ve nefislerini müşâhade edebilsin. Ondan da âlemin

yaratıcısını, bunca varlığı ve âlemi yoktan yaratmasını bilebilsin. Âlemin

kısımlarını hem de zerre zerre, sürekli çevirip değiştirmesinden ve

terbiyesinden Hakk’ın işlerini seyredip temâşâ edebilsin. Güzel isimlerine

(esmâ) ve sıfatlarına vâkıf olup ondan Hakk’ın zâtının marifetine yol

bulabilsin.

Esirgeyen ve bağışlayan Rabbü’l-âlemîn hazretleri, merhametinin

kemâlinden ve nihayetsiz inâyetinden; âlemin dışında ve içinde, ulvî ve

süflî cisimlerden her ne yarattıysa, insan vücudunun da içini ve dışını aynen

o şekilde âlemlere numune olmak üzere yaratılmışların en şereflisi olarak

yaratmıştır. Kendi yüce zâtı hangi sıfatlarla sıfatlanmış ise insan ruhunu da

o özelliklerle donatmıştır.

Nitekim âlemi bütün zerresiyle yüce zâtına itaatkâr edip boyun eğdirdiği

gibi, insan vücudunu da bütün organlarıyla kendi temiz ruhuna itaatkâr

eylemiştir. Tâ ki insan kendi vücuduna bakıp organlarının intizamından, his

ve kabiliyetlerinin düzeninden hareketle cisimler âlemindeki (âlem-i süflî)

ve ruhlar âlemindeki (âlem-i ulvî) benzerlerini ve alâmetlerini bulup

kendini âlemin örneği olarak görsün. Kendi ruhunun cisminde yaptığı

çeşitli tasarruflara bakıp Hak teâlânın âlemde icra ettiği çeşitli tasarrufları

ve tesirlerini bilsin.

Bundan sonra Hakk’ın fiillerine ve sıfatlarına vâkıf olup O’nun tertemiz

zâtına muhabbetle ibadet etsin. Marifeti saâdete dönüşüp irfân ehlinden

olsun.

Nazm

1-İ‘lem eyyuhe’l-insân

İnneke mecmû‘u’l-ekvân

2-Ente’l-hâvî li’l-vucûd

Mâ-terâ indeke mevcûd

3-Ve’l-ğâ’ibu anke meşhûd

Bi’l-basîreti ve’l-irfân

4-Ta‘rifuhu hâzirun fi’l-ân

Cismuke zulmânî süflî

5-Rûhuke nurânî ulvî

Sırruke Rabbânî mukvî

6-Hâzinun hâ’izun li’l-efnân

Mufnî muttaridun li’l-hırmân

7-Efrih ve enis bi-zâtik

Ve’krâ’ ve’fhem sıfâtek

8-Tehenne’ tecme‘ eştâtek

Kalbuke beytun li’r-rahmân

9-Âlin vâsi‘un bi’t-tibyân

A‘rif kadreke yâ ârif

10-Tehabbenî ve tezûk letâ’if

Tetebbe‘, minke’l-ma‘ârif

11-Telebbes tâcen fi’l-ihvân

Tezekker hayyen fi’l-ezmân

12-Usbut ve’skun yâ hâ’iz

Ente kutbu’d-devâ’ir

13-Minke teşruku basâ’ir

Minhâ ta‘lemü yâ insân

İnneke hazretu’l-insân

Nazm (ın tercümesi)

1-Bil ki ey insan! Kainâtın hulasası sensin.

2-Sen varlığı ihtiva edensin. Sende olanı görensin.

3-Sana görünmeyenler, kalp gözüyle irfânla görünür.

4-Her an O’nu hâzır bilirsin. Cismin zulmânî, süflî âlemdendir.

5-Rûhun nurânî, yüce âlemdendir. Sırrın rabbânî, kavî âlemdendir.

6-Bütün hazineleri toplayan; bütün gücüyle ümitsizliği kovup atan!

7-Ferahlan, sev zâtını. Oku, anla, sıfatlarını.

8-Sevin, toplansın dağınıklığın. Kalbin evidir Rahmân’ın.

9-Yüceliğin geniş izâhını. Ey ârif, kıymetini bil.

10-Derlenmiş meyveleri tat. Araştır, sendendir marifetler ancak.

11-Bir taç giy dostlar içinde. Bir hayat düşün zaman içinde.

12-Yerleş oraya, iskân et ey hükümdar! Bütün zamanların kutbu sensin.

13-Gözler senden alır ışığını. Ey insan! Bunlardan bil ki Hazret-i insan

sensin.