Marifetnâme · Haziran 27, 2026

BİRİNCİ FEN · İKİNCİ BÂB · BİRİNCİ FASIL · İkinci Madde

BİRİNCİ FEN · İKİNCİ BÂB · BİRİNCİ FASIL · İkinci Madde İkinci Madde Âlemin yuvarlak olduğunu ispat eden aklî delilleri bildirir. Ey azîz! Astronomi bilginleri (ehl-i hey’et) şöyle demişledir; Bilinmelidir ki âlemin …

BİRİNCİ FEN · İKİNCİ BÂB · BİRİNCİ FASIL · İkinci Madde

İkinci Madde

Âlemin yuvarlak olduğunu ispat eden aklî delilleri bildirir.

Ey azîz! Astronomi bilginleri (ehl-i hey’et) şöyle demişledir; Bilinmelidir

ki âlemin bütün işleri birbirine bağlıdır. Âlemin kendisi (nefs-i âlem)

birbirini kuşatmış ve birbirine teğet olan (mümâs) kürelerdir ki aradan iğne

geçecek kadar boşluk olmayıp yüce (ulvî) ve değersiz (süflî) cisimlerle

doludur. Bu âlemin tabiî yapısı (hey’et-i tabiî), yuvarlak olmaktır. Tabiî

yapısının dairesel olmayı gerektirdiğine dair pek çok delil ile bu iddia ispat

edilmiştir. Bunu ispat eden delillerden biri de şudur: Âlemin ne tarafına

bakılsa, yuvarlak ve küresel bir şekil (şekl-i muhaddeb) görülür ve her

kıtanın [445] bir yay (kavs) olduğu, hesap ilimleri (fikr-i nazar) kãnunu ve

insan aklının tecrübesi ile bilinir.

Küresel şeklin, şekillerin en genişi olmasından başka, yeryüzünde ve

gökte gözlenen bütün hâdiselerin, küresel şekilden başkasında bu şekilde,

böyle intizam içinde meydana gelmesi muhaldir. Küresel dünyayı düz bir

zemin şeklinde olduğunu zannedip dümdüz uzandığını ileri sürenler hayal

ve vehimlerine mağlup olmuşlardır. Şu halde yeryüzündeki kıtalar, denizler

ve derin vâdilerin hepsi muhtelif şekilleriyle birlikte bir küre olup dünyanın

ayı gölgelemesiyle ay tutulması olduğu ve bu esnada dünyanın gölgesinin

ay yüzeyinde daire şeklinde görüldüğü, yeryüzünü dolaşan gezginlerin

dolaşmaları ile enlem ve boylam yerlerinin ayrı ayrı bulunmuş olduğu,

yeryüzünün küresel olduğunun herkes tarafından bilindiğinin delilleridir.

Mesela gezegen olmayan ve yerinde durur gibi görünen yıldızların

(kevâkib-i sevâbite), kutuplar çevresinde paralel daireler (devâir-i

mütevâziye) üzere dönüp kutuplara yakın olan yerlerde küçük yörüngeler

(medâr-ı asgar) çizerek devamlı görünmesi, ufuk dairesine dokunuyor gibi

görünen gezegen olmayan yıldızlardan (sâbite), ekvatora (mıntıka)

varıncaya kadar uzaklığı miktarınca görünmediği zamanlar artarak gider. Tâ

ki göründüğü ve görünmediği zamanlar eşit olana kadar böylece devam

eder. Söz konusu yıldızın bundan sonra görünmediği zamanlar (zamân-ı

hafâ) tedrîcen artar ve bu kez göründüğü zamanlar azalır. Hatta o bir kutup

yakınında bir daha görünmemek üzere kaybolur.

Doğan yıldızların ufuktan gün ortasına gelinceye kadar tedrîcen yükselen

kısımlarının parça parça doğması ve yine tedrîcen batıya doğru gitmesi ve

yıldızın dönüşü boyunca büyüklüğü aynı olduğu halde doğuşu ve batışı

ânında yeryüzündeki nem ve sisin etkisiyle farklı ve büyük görünmesi,

daima yeryüzünden göğün yarısının ya da yarısına yakınının görünmesi,

yıldızların doğuda yaşayanlar üzerine batıdakilerden önce doğması ve

batması, Ay ve Güneş tutulmalarının, hesaplanan zamanlarda aksamadan

meydana gelmesi, daima kuzeye giden bir kişiye göre, kutup yıldızı ve

kuzeydeki diğer yıldızların yüksekliği sürekli artması, buna karşılık güney

yıldızlarının sürekli alçalması, daima güney istikãmetinde giden bir kişiye

göre, aynı yöndeki kutup yıldızı ile güneydeki yıldızların yüksekliğinin

artması, kuzey yıldızlarının sürekli alçalması, [446] gemilerde seyahat

edenlerin denizin yumruluğunun örttüğü sahillerin ve dağların öncelikle

yüksek kısımlarını görmeleri, karaya yaklaştıkça alçak kısımlarını da

peyderpey görmeleri, [447] yıldızların görünme süresinde yükselme ve

alçalma zamanlarının eşit olması, güneşin ekinoks çizgisi (muaddilü’n-

nehâr) üzerinde iken gece ve gündüz birbirine eşit olduğunda [21 Mart ve

23 Eylül tarihlerinde], doğarken ve batarken oluşan gölgenin bir doğru çizgi

üzerinde batıya ve doğuya doğru eşit büyüklükte olması, bütün bu

sayılanlar yerküre ile göklerin yuvarlak ve küresel olduklarının delilleridir.

Ay tutulduğu sırada ay üzerinde daire şeklinde beliren şeyin yerkürenin

gölgesi olması yeryüzünün küre şeklinde olduğunun açık delilidir. Çünkü

yeryüzü yuvarlak olmayıp [32/a] üçgen, kare ve veya altıgen şeklinde

olsaydı, ay tutulmasında ay yüzeyine yansıyan gölgenin de dairesel şekilde

olmayıp üçgen, kare vey altıgen gibi bahsi geçen şekillerden biri olarak

görülmesi lâzım gelirdi. Halbuki tutulmalarda gözlenen gölge, daima daire

şeklinde görülmüş ve hiçbir zaman bunun aksi vaki olmamıştır.

Bir diğeri şudur; Gökyüzünde meydana gelen hâdiseler, gözetlendikleri

mekâna göre değişik olup doğuda seher vakitlerinde gözlenen ay

tutulmalarını veya Güneş doğarken şahit olunan tutulmalarını batıdakiler

göremez. Batıda Güneş batarken meydana gelen tutulmaları veya yatsı vakti

gözlenen ay tutulmalarını doğuda bulunanlar göremez.

[Ekveator bölgelerinde] gökyüzünün vasatında meydana gelen Güneş ve

ay tutulmaları, güney yarımkürede o yerin mukabilinde bulunanlara

görünmez. Güney yarımküre semâlarında izlenebilen Güneş ve ay

tutulmaları da, onun tam mukabilinde olanlara görünmez. Güneş ve ay

tutulmaları batıdakilere, doğudakilerden önce görünür.

Mesela batıdakilere seher veya kuşluk vakti görünen bir tutulma,

doğudakilere ikindi veya yatsı vakti görülür. Doğudakiler üzerine güneşin

doğup batmasının, batıdakilere nispetle erken olduğu ay ve güneş

tutulmalarının doğuda daha önce izlenmesinden belli olur.

Halbuki, bütün bu haller ve değişimlerin küreden başka bir şekilde olma

ihtimali yoktur. Bu cümleden sarf-ı nazar etsek bile, Hindistan’a ve “Hind-i

Garbî” denilen Yeni Dünya’ya (Amerika) Büyük Okyanus’tan (Bahr-i

muhît) yolculuk edenlere, doğudan ve batıdan gidiş geliş imkânı çıkmış

olup batıdan gidip kıtanın altından bahsi geçen okyanusu dolaşarak

doğudan gelen gemiler dünyanın küre şeklinde olduğunu isbat edip bu

hâdise bütün delillerin son noktası olarak tartışma kapısını kapatmıştır.