BİRİNCİ FEN · İKİNCİ BÂB · BİRİNCİ FASIL · İkinci Madde
İkinci Madde
Âlemin yuvarlak olduğunu ispat eden aklî delilleri bildirir.
Ey azîz! Astronomi bilginleri (ehl-i hey’et) şöyle demişledir; Bilinmelidir
ki âlemin bütün işleri birbirine bağlıdır. Âlemin kendisi (nefs-i âlem)
birbirini kuşatmış ve birbirine teğet olan (mümâs) kürelerdir ki aradan iğne
geçecek kadar boşluk olmayıp yüce (ulvî) ve değersiz (süflî) cisimlerle
doludur. Bu âlemin tabiî yapısı (hey’et-i tabiî), yuvarlak olmaktır. Tabiî
yapısının dairesel olmayı gerektirdiğine dair pek çok delil ile bu iddia ispat
edilmiştir. Bunu ispat eden delillerden biri de şudur: Âlemin ne tarafına
bakılsa, yuvarlak ve küresel bir şekil (şekl-i muhaddeb) görülür ve her
kıtanın [445] bir yay (kavs) olduğu, hesap ilimleri (fikr-i nazar) kãnunu ve
insan aklının tecrübesi ile bilinir.
Küresel şeklin, şekillerin en genişi olmasından başka, yeryüzünde ve
gökte gözlenen bütün hâdiselerin, küresel şekilden başkasında bu şekilde,
böyle intizam içinde meydana gelmesi muhaldir. Küresel dünyayı düz bir
zemin şeklinde olduğunu zannedip dümdüz uzandığını ileri sürenler hayal
ve vehimlerine mağlup olmuşlardır. Şu halde yeryüzündeki kıtalar, denizler
ve derin vâdilerin hepsi muhtelif şekilleriyle birlikte bir küre olup dünyanın
ayı gölgelemesiyle ay tutulması olduğu ve bu esnada dünyanın gölgesinin
ay yüzeyinde daire şeklinde görüldüğü, yeryüzünü dolaşan gezginlerin
dolaşmaları ile enlem ve boylam yerlerinin ayrı ayrı bulunmuş olduğu,
yeryüzünün küresel olduğunun herkes tarafından bilindiğinin delilleridir.
Mesela gezegen olmayan ve yerinde durur gibi görünen yıldızların
(kevâkib-i sevâbite), kutuplar çevresinde paralel daireler (devâir-i
mütevâziye) üzere dönüp kutuplara yakın olan yerlerde küçük yörüngeler
(medâr-ı asgar) çizerek devamlı görünmesi, ufuk dairesine dokunuyor gibi
görünen gezegen olmayan yıldızlardan (sâbite), ekvatora (mıntıka)
varıncaya kadar uzaklığı miktarınca görünmediği zamanlar artarak gider. Tâ
ki göründüğü ve görünmediği zamanlar eşit olana kadar böylece devam
eder. Söz konusu yıldızın bundan sonra görünmediği zamanlar (zamân-ı
hafâ) tedrîcen artar ve bu kez göründüğü zamanlar azalır. Hatta o bir kutup
yakınında bir daha görünmemek üzere kaybolur.
Doğan yıldızların ufuktan gün ortasına gelinceye kadar tedrîcen yükselen
kısımlarının parça parça doğması ve yine tedrîcen batıya doğru gitmesi ve
yıldızın dönüşü boyunca büyüklüğü aynı olduğu halde doğuşu ve batışı
ânında yeryüzündeki nem ve sisin etkisiyle farklı ve büyük görünmesi,
daima yeryüzünden göğün yarısının ya da yarısına yakınının görünmesi,
yıldızların doğuda yaşayanlar üzerine batıdakilerden önce doğması ve
batması, Ay ve Güneş tutulmalarının, hesaplanan zamanlarda aksamadan
meydana gelmesi, daima kuzeye giden bir kişiye göre, kutup yıldızı ve
kuzeydeki diğer yıldızların yüksekliği sürekli artması, buna karşılık güney
yıldızlarının sürekli alçalması, daima güney istikãmetinde giden bir kişiye
göre, aynı yöndeki kutup yıldızı ile güneydeki yıldızların yüksekliğinin
artması, kuzey yıldızlarının sürekli alçalması, [446] gemilerde seyahat
edenlerin denizin yumruluğunun örttüğü sahillerin ve dağların öncelikle
yüksek kısımlarını görmeleri, karaya yaklaştıkça alçak kısımlarını da
peyderpey görmeleri, [447] yıldızların görünme süresinde yükselme ve
alçalma zamanlarının eşit olması, güneşin ekinoks çizgisi (muaddilü’n-
nehâr) üzerinde iken gece ve gündüz birbirine eşit olduğunda [21 Mart ve
23 Eylül tarihlerinde], doğarken ve batarken oluşan gölgenin bir doğru çizgi
üzerinde batıya ve doğuya doğru eşit büyüklükte olması, bütün bu
sayılanlar yerküre ile göklerin yuvarlak ve küresel olduklarının delilleridir.
Ay tutulduğu sırada ay üzerinde daire şeklinde beliren şeyin yerkürenin
gölgesi olması yeryüzünün küre şeklinde olduğunun açık delilidir. Çünkü
yeryüzü yuvarlak olmayıp [32/a] üçgen, kare ve veya altıgen şeklinde
olsaydı, ay tutulmasında ay yüzeyine yansıyan gölgenin de dairesel şekilde
olmayıp üçgen, kare vey altıgen gibi bahsi geçen şekillerden biri olarak
görülmesi lâzım gelirdi. Halbuki tutulmalarda gözlenen gölge, daima daire
şeklinde görülmüş ve hiçbir zaman bunun aksi vaki olmamıştır.
Bir diğeri şudur; Gökyüzünde meydana gelen hâdiseler, gözetlendikleri
mekâna göre değişik olup doğuda seher vakitlerinde gözlenen ay
tutulmalarını veya Güneş doğarken şahit olunan tutulmalarını batıdakiler
göremez. Batıda Güneş batarken meydana gelen tutulmaları veya yatsı vakti
gözlenen ay tutulmalarını doğuda bulunanlar göremez.
[Ekveator bölgelerinde] gökyüzünün vasatında meydana gelen Güneş ve
ay tutulmaları, güney yarımkürede o yerin mukabilinde bulunanlara
görünmez. Güney yarımküre semâlarında izlenebilen Güneş ve ay
tutulmaları da, onun tam mukabilinde olanlara görünmez. Güneş ve ay
tutulmaları batıdakilere, doğudakilerden önce görünür.
Mesela batıdakilere seher veya kuşluk vakti görünen bir tutulma,
doğudakilere ikindi veya yatsı vakti görülür. Doğudakiler üzerine güneşin
doğup batmasının, batıdakilere nispetle erken olduğu ay ve güneş
tutulmalarının doğuda daha önce izlenmesinden belli olur.
Halbuki, bütün bu haller ve değişimlerin küreden başka bir şekilde olma
ihtimali yoktur. Bu cümleden sarf-ı nazar etsek bile, Hindistan’a ve “Hind-i
Garbî” denilen Yeni Dünya’ya (Amerika) Büyük Okyanus’tan (Bahr-i
muhît) yolculuk edenlere, doğudan ve batıdan gidiş geliş imkânı çıkmış
olup batıdan gidip kıtanın altından bahsi geçen okyanusu dolaşarak
doğudan gelen gemiler dünyanın küre şeklinde olduğunu isbat edip bu
hâdise bütün delillerin son noktası olarak tartışma kapısını kapatmıştır.

