ÜÇÜNCÜ FEN · BİRİNCİ BAB · ÜÇÜNCÜ FASIL · Üçüncü Madde
Üçüncü Madde
Allah’ın bilinip hissedildiği yerin insan kalbinin derinlikleri olduğunu
hadis-i şeriflerle anlatır.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Hazret-i Habîb-i Ekrem (s.a.v.), Hak tealanın
şefkat ve merhameti sebebiyle kullarının kalplerine yakın olduğunu ve
onları gözetlediğini ümmetine müjde ile bildirmiştir. Nitekim hadis-i
şerifleriyle şöyle işaret buyurmuştur: “ Rabbimi sırf nûr buldum ve ben O’nu
müşâhade ettim. ” Ve buyurmuştur ki: “ Gözlerim uyur fakat kalbim uyumaz.
Yaratılmışların Rabbi olan Allah ile daimî huzur bulur.” Ve buyurmuştur ki:
“ Hak teala ile benim öyle bir vaktim olur ki o anda ne Allah’a yakın bir
meleğe (melek-i mukarreb) itibar edebilirim, ne de bir peygambere ilgi
gösterebilirim. Ancak O’nunla meşgul olurum.” Ve buyurmuştur ki;
“ Rabbimin huzurunda gecelerim. Yani gece O’nun huzurunda O’nunla
ünsiyet ederim. Kendisi bana yedirir, içirir.” Ve buyurmuştur ki: “ Beni
gören muhakkak ki Hakk’ı görmüştür. Benimle musafaha eden muhakkak
Hak teala ile musafaha etmiştir. Bu, Allah’ın elidir ki onların elleri
üstündedir. [202] ” Ve buyurmuştur ki; “ Hak teala Hz. Ömer’in lisanı üzere
konuşur.” Ve buyurmuştur ki; “Mü’minin kalbi, Allah’ın evidir.” Ve
buyurmuştur ki; “ Mü’minin kalbi, Allah’ın arşıdır.”
Ve buyurmuştur ki; “ Mü’minin kalbi, göklerden ve yeryüzünden daha
geniştir.” Ve buyurmuştur ki; “ Mü’minin tatlıdır (fürât), [194/b] mü’min
koruyucu ve gözetleyicidir (müheymin).” Ve buyurmuştur ki; “ Muhakkak ki
Allah teala mü’min kulunun kalbinde va’z ve nasihat eder. ” Ve buyurmuştur
ki; “ Muhakkak ki Allah teala mü’minlerin kalbine hayrı ilham eder. ” Ve
buyurmuştur ki; “ Ey benim ümmetim! Sizden, Rabbinizin kendisiyle
doğrudan konuşmadığı hiçbir kimse yoktur.” Nitekim Hak teala “Nefse
birtakım kãbiliyetler verip de iyilik ve kötülüklerini ilham edene yemin
ederim ki” (Şems, 91/8) âyetiyle bu konuşmayı haber vermiştir.
Ve buyurmuştur ki; “ Bir şey yapmak istediğinde kalbine danış .” Eğer
kalbin sana fetvâ verdiyse, yani doğru bulduysa o işi yap. Çünkü o işte
hayır olduğu için kalbin huzurlu olur. Bir işte şer varsa kalbin onda şüphe
duyar. İnsanlar sana onu yap deseler bile sen onu yapma. Ve buyurmuştur
ki; “ Hak teala her işte merhamet ve yumuşaklığı sever. Hüzünlü ve
merhametli olan kalbe muhabbetiyle nazar eder. ” Ve buyurmuştur ki;
“ Kullarının kalpleri yeryüzünde Hak tealanın sığınacağı yerlerdir. Allah
katında onların en sevimlisi, en hassas ve şefkatli olanıdır.” Ve
buyurmuştur ki; “ Muhakkak ki Allah teala sizin suretlerinize ve
güzelliklerinize bakmaz. Fakat kalplerinize ve niyetlerinize bakar.” Ve
buyurmuştur ki; “ Şefkatli bir anne çocuğunun yetişmesinde nasıl
davranırsa, âlemlerin Rabbi olan Allah teala kullarına ondan daha
merhametli davranır.” Ve buyurmuştur ki; “ Kalbinde gayb âleminin
hazineleri olmayan bir mü’min yoktur. Hak teala bir kuluna hayır murad
ettiğinde, onun için kalbinden bir kapı açıp ona nimetlerinin olağanüstü
güzelliklerini ve yüceliğinin ihtişamını gösterir.”
Ve buyurmuştur ki; “ Dört göze sahip olmayan bir mü’min yoktur. İki gözü
başındadır ki onlar ile görülebilen şeyleri görür. İki gözü kalbindedir ki
onlar ile gaybın işlerini görür. Hak teala bir kuluna hayır murad ederse
onun kalbinde olan basîret gözünü açar. ” Ve buyurmuştur ki; “ Kulların
kalpleri, Rahmân’ın iki parmağı arasındadır ki nasıl dilerse onları öyle
döndürür.” Ve buyurmuştur ki; “ Muhakkak ki Âdemoğullarının kalplerinin
hepsi Rahmân’ın parmakları arasında tek bir kalp gibidir ki her ne tarafa
isterse döndürür.” Ve buyurmuştur ki; “ Doğru kalp (kalb-i selîm) kendini
döndüreni görür.” Rasûlullah (s.a.v) şöyle dua etmiştir; “ Ey kalpleri evirip
çeviren Allah’ım! Kalplerimizi rahmetinle sana kulluk ve itaat üzere sâbit
eyle. Ey merhamet edenlerin en merhametlisi!”
Nazm
1-Çü kalbe nâzil olur pertev-i cemâl-i habîb
Görüne can gözüne bedr-i bâ-kemâl-i habîb
2-Ne iltifâtı kalur kâ’inât lezzetine
Anın ki, canda olur lezzeti visâl-i habîb
3-Ne i‘tibâr ider eşkâl içün hayâle o kim
Hemîşe dilde bulur, zevk-i vecd ü hâl-ı habîb
4-Ne iktizâ eder âb-ı hayât o âşıka kim
Müdâm kalbine dolmuş mey-i zülâl-i habîb
5-Bu dâm u dâneye meyl itmedi o bülbül-i cân
Ki oldu dilde giriftâr-ı zülf ü hâl-i habîb
6-İki cihânı getürmez hayâline aslâ
O dil ki, anda olur dem-be-dem hayâl-i habîb
7-İki cihanda bulunmaz, habîbe misl ü bedel
Eğerçi her dü-cihandır bize zılâl-i habîb
8-Nevâl-i sûreti neyler o mest-i rûhânî
Ki oldu cânı mahabbetle pür-nevâl-i habîb
9-Tulû‘ edince gönül maşrıkında ey Hakkı
Nücûmu mahv eder ol şems-i bî-zevâl-i habîb
Günümüz Türkçesiyle
1-Eğer ki yârin güzelliğinin ışığı kalbe dolarsa, Sevgili’nin dolunay gibi
yüzü, can gözüne görünür.
2-İçinde Sevgili’ye kavuşma hazzı bulunan, kâinât zevklerine niye iltifat
etsin ki?
3-Gönlünde Sevgili’nin aşkı bulunan, yüz güzelliğini hayale niye itibar
etsin ki?
4-Kalbi Sevgili’nin şarabı aşkıyla dolu olan âşık, âb-ı hayatı ne yapsın ki?
5-Sevgili’nin zülfüne ve benine vurulan âşık, akıllıca tuzağa meyl etmez.
6-Gönlünde daima Sevgili’nin hayali olan, iki cihanı aslâ hayaline
getirmez.
7-İki cihanda sevgilinin misli, bedeli bulunmaz. Gerçi her iki cihan da
bize, sevgilinin gölgesidir.
😯 rûhânî mest olan, sûret kısmetini neyler? Ki canı, sevgilinin bahşişi
muhabbet doldu.
9-Gönülden Sevgili’nin güneşi doğunca, ey Hakkı! O batmayan güneş,
yıldızları mahveder.

