KİTABIN MUKADDİMESİ · Beşinci Madde
Beşinci Madde
Arş-ı a’zamın altında bulunan kürsî, “levh-i mahfûz” (korunmuş levha),
kalem, sidre-i müntehâ, tûbâ ağacı, İsrâfil’in sûru ve ruhların toplandığı
berzah anlatılır.
Ey azîz! Bilinmelidir ki tefsir ve hadis âlimleri şu konuda ittifak
etmişlerdir: Hak teâlâ arş-ı a’zamın nûrundan, onun altında kırmızı yâkut
rengindeki [5/b] arşın ayağına bitişik dört sütunun üzerinde bir büyük kürsü
yaratmıştır. Onun sütunları yerin derinliklerine kadar uzanır. Bütün gökler,
yer katmanları ve Kaf Dağı o kürsü içine konacak olsa çölde bir yüzük
kadar küçük kalır. Nitekim kürsî de, arş-ı a’zamın altında sahrâ içindeki bir
sofra mesâbesindedir. Ancak bu tür benzetmelerden maksat kesin ölçülerin
belirlenmesi değil, onların büyüklüğünü gözler önüne serebilmek,
canlandırmak içindir. Çünkü bunların sınırlarını ve niceliklerini ancak
onları var eden âlemlerin yaratıcısı bilir.
Arştan kast edilen; taht mülkü, kürsîden kast edilen de Allah’ın ilmidir
diye inananlar hata etmişlerdir. Böyle diyenler âyet-i kerîmelere ve hadis-i
şeriflere aykırı düşünmüşlerdir. Hak teâlâ arş-ı a’zamın altında ve onun
nûrundan yeşil zeberced renginde büyük, yeşil bir levha yaratmıştır. Ve
onun etrafını kırmızı yâkut renginde yaratmıştır.
Zümrüt renginde yeşil bir kalem yaratmıştır ki onun uzunluğu yüz yıllık
mesafe kadardır. İçindeki mürekkebi beyaz nûr olarak çıkmaktadır. Hak
teâlâ ona, “Ey kalem yaz!” diye seslenince, kalem o hitâbın heybetinden
titremiştir. Gök gürültüsü gibi ses çıkararak Allah’ı tesbih etmiş, Hakk’ın
emriyle “levh-i mahfûz” üzerinde hareket etmeye başlamış ve kıyamete
kadar olacakları yazmıştır. Levh-i mahfûz tamamen yazı ile dolmuştur.
“Olan oldu ve kalem kurudu” tabirince, kalem öylece kuruyup kaldı. Sâlih
kullar sâlih olarak, âsîler de âsî olarak kaldı. Ancak Hak teâlâ her gün levh-i
mahfûza üç yüz atmış kere rahmetiyle nazar eder, her bir bakışında önceden
yazılmış olanlardan bir nesneyi mahvedip yerine yenisini koyar. Böylece
kendi istediğini işler. Nitekim O; “Allah dilediği hükmü kaldırır,
istediğini yerinde bırakır. Bütün kitapların esası O’nun katındadır”
(Ra’d 13/39) buyurmuştur.
Allah teâlânın bütün kullarının işlerini Levh-i mahfûza yazmasının
hikmeti, göklerde ve yerdekilerin, bütün yaratılmışların hükmünün ezelî
ilimdeki şekliyle orada yazıldığı üzere ve ona uygun olarak gerçekleştiğini
bilmeleri içindir. O halde levh-i mahfûzu ve kalemi inkâr eden kişi
münafıktır.
Cenâb-ı Hak arş-ı a’zamın altında ve onun nûrundan kürsînin karşısında
ve cennetlerin üstünde beyaz inci gibi büyük bir boşluk yaratmıştır. Burası
“sidre-i müntehâ” ve tûbâ ağacının kök saldığı yerdir. Cebrâil
aleyhisselâmın ve ona yakın diğer övülmüş meleklerin makamı burasıdır.
Cenâb-ı Hak Sidre-i müntehâda büyük bir ağaç yaratmıştır ki ona Tûbâ
ağacı denir. Onun aslı sarı altındandır. Pek çok olan dalları kırmızı
mercandan, yaprakları yeşil zümrüttendir. Türlü çeşit meyveleri şeker
tadındadır. Sayısız dalları cennetin köşklerine sarkmıştır. Sayısız
meyvelerini cennetlikler toplayarak huzur bulurlar. Sidre-i müntehâ ile Arş-
ı a’zam arasında (sidrede bulunan melekler arş-ı a’zamın nûrunun şiddetiyle
yanmasınlar diye) yetmiş kat perde yaratılmıştır.
Hak teâlâ arş-ı a’zamın altında ve onun nûrundan, arşın ayağına bitişik
kırmızı mercan renginde boynuz ve kovan a benzer büyük, uzun ve içi boş
bir nesne yaratmıştır. İçinde birinci ve ikinci berzah, yani insanların
bedenlerine gelecek ruhlar ile gelip de geri gitmiş ruhların toplanma
mekânlar vardır. Göklerin ve yerin katmanları onda yuvarlak ekmek gibi
dizilmiş bir halde bulunmakta olup bitişmeksizin hepsini kuşatmıştır.
İşte bu boşluğu kuşatan İsrâfîl’in sûrudur. Onun iç yüzeyi bal kovanındaki
petekler gibi kanallarla bezenmiştir. O yüzeyindeki kanallar, birinci berzah
âleminde bedenlere gelecek olan ruhlar ile ikinci berzah âleminde
bedenlerden çıkıp haşri bekleyen ruhlar için birer mesken ve sığınak
olmuştur. Kuşlara benzeyen ruhlar bu kanalları derecelerine göre kıyamete
kadar kalacakları yuva ve makam tutmuşlar, her biri kendi makamında
ikamet kılmıştır.

