Marifetnâme · Haziran 27, 2026

Arş-ı a’zamın altında bulunan kürsî, “levh-i mahfûz” (korunmuş levha),

KİTABIN MUKADDİMESİ · Beşinci Madde Beşinci Madde Arş-ı a’zamın altında bulunan kürsî, “levh-i mahfûz” (korunmuş levha), kalem, sidre-i müntehâ, tûbâ ağacı, İsrâfil’in sûru ve ruhların toplandığı berzah anlatılır. Ey …

KİTABIN MUKADDİMESİ · Beşinci Madde

Beşinci Madde

Arş-ı a’zamın altında bulunan kürsî, “levh-i mahfûz” (korunmuş levha),

kalem, sidre-i müntehâ, tûbâ ağacı, İsrâfil’in sûru ve ruhların toplandığı

berzah anlatılır.

Ey azîz! Bilinmelidir ki tefsir ve hadis âlimleri şu konuda ittifak

etmişlerdir: Hak teâlâ arş-ı a’zamın nûrundan, onun altında kırmızı yâkut

rengindeki [5/b] arşın ayağına bitişik dört sütunun üzerinde bir büyük kürsü

yaratmıştır. Onun sütunları yerin derinliklerine kadar uzanır. Bütün gökler,

yer katmanları ve Kaf Dağı o kürsü içine konacak olsa çölde bir yüzük

kadar küçük kalır. Nitekim kürsî de, arş-ı a’zamın altında sahrâ içindeki bir

sofra mesâbesindedir. Ancak bu tür benzetmelerden maksat kesin ölçülerin

belirlenmesi değil, onların büyüklüğünü gözler önüne serebilmek,

canlandırmak içindir. Çünkü bunların sınırlarını ve niceliklerini ancak

onları var eden âlemlerin yaratıcısı bilir.

Arştan kast edilen; taht mülkü, kürsîden kast edilen de Allah’ın ilmidir

diye inananlar hata etmişlerdir. Böyle diyenler âyet-i kerîmelere ve hadis-i

şeriflere aykırı düşünmüşlerdir. Hak teâlâ arş-ı a’zamın altında ve onun

nûrundan yeşil zeberced renginde büyük, yeşil bir levha yaratmıştır. Ve

onun etrafını kırmızı yâkut renginde yaratmıştır.

Zümrüt renginde yeşil bir kalem yaratmıştır ki onun uzunluğu yüz yıllık

mesafe kadardır. İçindeki mürekkebi beyaz nûr olarak çıkmaktadır. Hak

teâlâ ona, “Ey kalem yaz!” diye seslenince, kalem o hitâbın heybetinden

titremiştir. Gök gürültüsü gibi ses çıkararak Allah’ı tesbih etmiş, Hakk’ın

emriyle “levh-i mahfûz” üzerinde hareket etmeye başlamış ve kıyamete

kadar olacakları yazmıştır. Levh-i mahfûz tamamen yazı ile dolmuştur.

“Olan oldu ve kalem kurudu” tabirince, kalem öylece kuruyup kaldı. Sâlih

kullar sâlih olarak, âsîler de âsî olarak kaldı. Ancak Hak teâlâ her gün levh-i

mahfûza üç yüz atmış kere rahmetiyle nazar eder, her bir bakışında önceden

yazılmış olanlardan bir nesneyi mahvedip yerine yenisini koyar. Böylece

kendi istediğini işler. Nitekim O; “Allah dilediği hükmü kaldırır,

istediğini yerinde bırakır. Bütün kitapların esası O’nun katındadır”

(Ra’d 13/39) buyurmuştur.

Allah teâlânın bütün kullarının işlerini Levh-i mahfûza yazmasının

hikmeti, göklerde ve yerdekilerin, bütün yaratılmışların hükmünün ezelî

ilimdeki şekliyle orada yazıldığı üzere ve ona uygun olarak gerçekleştiğini

bilmeleri içindir. O halde levh-i mahfûzu ve kalemi inkâr eden kişi

münafıktır.

Cenâb-ı Hak arş-ı a’zamın altında ve onun nûrundan kürsînin karşısında

ve cennetlerin üstünde beyaz inci gibi büyük bir boşluk yaratmıştır. Burası

“sidre-i müntehâ” ve tûbâ ağacının kök saldığı yerdir. Cebrâil

aleyhisselâmın ve ona yakın diğer övülmüş meleklerin makamı burasıdır.

Cenâb-ı Hak Sidre-i müntehâda büyük bir ağaç yaratmıştır ki ona Tûbâ

ağacı denir. Onun aslı sarı altındandır. Pek çok olan dalları kırmızı

mercandan, yaprakları yeşil zümrüttendir. Türlü çeşit meyveleri şeker

tadındadır. Sayısız dalları cennetin köşklerine sarkmıştır. Sayısız

meyvelerini cennetlikler toplayarak huzur bulurlar. Sidre-i müntehâ ile Arş-

ı a’zam arasında (sidrede bulunan melekler arş-ı a’zamın nûrunun şiddetiyle

yanmasınlar diye) yetmiş kat perde yaratılmıştır.

Hak teâlâ arş-ı a’zamın altında ve onun nûrundan, arşın ayağına bitişik

kırmızı mercan renginde boynuz ve kovan a benzer büyük, uzun ve içi boş

bir nesne yaratmıştır. İçinde birinci ve ikinci berzah, yani insanların

bedenlerine gelecek ruhlar ile gelip de geri gitmiş ruhların toplanma

mekânlar vardır. Göklerin ve yerin katmanları onda yuvarlak ekmek gibi

dizilmiş bir halde bulunmakta olup bitişmeksizin hepsini kuşatmıştır.

İşte bu boşluğu kuşatan İsrâfîl’in sûrudur. Onun iç yüzeyi bal kovanındaki

petekler gibi kanallarla bezenmiştir. O yüzeyindeki kanallar, birinci berzah

âleminde bedenlere gelecek olan ruhlar ile ikinci berzah âleminde

bedenlerden çıkıp haşri bekleyen ruhlar için birer mesken ve sığınak

olmuştur. Kuşlara benzeyen ruhlar bu kanalları derecelerine göre kıyamete

kadar kalacakları yuva ve makam tutmuşlar, her biri kendi makamında

ikamet kılmıştır.