Marifetnâme · Haziran 27, 2026

Arş-ı a’zamın çevresindeki büyük nehirleri ve büyük melekleri bildirir

KİTABIN MUKADDİMESİ · Dördüncü Madde Dördüncü Madde Arş-ı a’zamın çevresindeki büyük nehirleri ve büyük melekleri bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki tefsir ve hadis âlimleri görüş birliği içinde demişlerdir ki: Hak Teâlâ …

KİTABIN MUKADDİMESİ · Dördüncü Madde

Dördüncü Madde

Arş-ı a’zamın çevresindeki büyük nehirleri ve büyük melekleri bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki tefsir ve hadis âlimleri görüş birliği içinde

demişlerdir ki: Hak Teâlâ arş-ı a’zamın etrafında sekiz büyük nehir

yaratmıştır. Bunların dördü kardan daha beyaz ve soğuktur, dördü de baldan

daha tatlı ve hoştur. Bu sekiz nehir sürekli akarak arş-ı a’zamı tavaf ederler.

Hak Teâlâ orada Harkail adında bir melek yaratmıştır ki o bütün varlıkların

sırlarına vâkıftır.

Harkail, arşın büyüklüğünü öğrenmeyi de arzu etmiş, Hak teâlâdan izin

isteyerek arşın çevresini dolaşmaya başlamıştır. Üç bin yıl süresince sekiz

bin kanadıyla uçmuş, yorgun düştüğünde Hak Teâlâ tekrar ona güç-kuvvet

verip uçmasını emretmiştir. Aynı şekilde üç bin sene daha arşın etrafında

uçmuş, yine bitkin düşüp âciz kalmıştır. Cenâb-ı Hak ona kuvvet verip

tekrar uçmasını emretmiş, üç bin sene kadar yine uçtuktan sonra âciz

kalmış, dokuz bin sene boyunca sadece arşın bir ayağından öbür ayağına

gidebildiğini görmüştür. O şaşkınlık içinde iken Cenâb-ı Hak’tan şöyle nidâ

gelmiştir: Ey Harkail! Eğer ki kıyamete kadar uçsan arşımın çevresini

bütünüyle dolaşamazsın.

Sekiz nehrin ötesinde arş-ı a’zamın etrafında, -arştan gelen nûrun

şiddetiyle çevresinde bulunan meleklerin yanmasına engel olsun diye-

nûrdan bin perde ve karanlıktan bin perde yaratılmıştır. Bu perdelerin

ardında saf tutmuş yetmiş bin melek yaratılmıştır. Bu melekler arşı kuşatan

Rahmân’ı sürekli tesbih ederler ve arşı tavaf etmek için sürekli hareket

ederler. Günde iki kez arşın taşıyıcılarına selâm verirler. Bunlara “melâike-i

sâffûn ve hâffûn” [385] (saf tutup arşın etrafını kuşatan melekler) denir.

Bunlar sonsuza kadar ayakta durup şöylece Allah’ı tesbih ederler. Bunların

ötesinde de saf tutmuş yetmiş bin melekler vardır; kıyamda durup sürekli

olarak Allah’ı şöyle tesbih ederler: “Subhânallâhi ve’l-hamdü li’llâhi velâ

ilâhe illa’llâhu va’llâhu ekber. Velâ havle velâ kuvvete illâ bi’llâhi’l-

aliyyi’l-azîm.” [386]

Bu saf tutan meleklerin hepsinin ardında büyük bir yılan vardır. O, arş-ı

a’zamı [5/a] kuşatıp başını kuyruğu üzerine koymuştur. Başı beyaz inciden,

vücudu sarı altından, gözleri kırmızı yâkuttan yaratılmıştır. Yüz bin kanadı

vardır ve bu kanatlardan her birinin tüyleri altında bir melek tesbih

etmektedir.

O sarı yılanın tesbihat esnasındaki gür sedâsından bütün melekleri bir

ürperti kaplar. Çünkü onun tesbihat sırasındaki sesi, bütün meleklerin

sesinden daha yüksek çıkmaktadır. Ağzını açtığında bütün gökleri ve

yeryüzünü bir lokmada yutması mümkündür. Ve eğer o büyük yılan Allah’ı

tesbih ederken kendisine daha latîf olması ilhâm edilmeseydi, onun sesinin

heybetinden bütün mahlukat helâk olurdu.

Hak Teâlâ mübarek melekleri farklı özellikteki nûrlardan yaratmıştır.

Nitekim nûrlu arş a yakın bulunan meleklerin nûrları daha parlak ve

belirgindir. Çünkü arştaki meleklerin nûrlarına sidrede bulunan melekler

dayanamazlar. Sidrede bulunanların nûrlarının parlaklığına da göklerde ve

yerde bulunan diğer melekler dayanamaz, yanarlar.

Bütün melekler Cenâb-ı Hakk’ın emirlerini yerine getirirler. Onlar insan

gibi Hak teâlâya isyan etmezler. Onların gıdaları her an Allah’ı tesbih

etmek olup yeme-içme bilmezler, cinsî münasebette bulunmazlar. Çoğu

insan sûretinde olup kanatları kuşlarınkine benzer. Cisimleri narin

olduğundan çeşitli şekillere bürünebilirler. Cenâb-ı Hakk’ın emriyle

kendilerine verilen işi yerine getirirken göz kamaştıran şimşek gibi giderler.

Onlardan her biri bir hizmette olup kimi arşın çevresinde tesbih ve tavaf

eder. Kimi kürsîde, kimi sidrede, kimi cennette, kimi cehennemde, kimi

gökte, kimi yerde, kimi ayakta, kimi oturarak, kimi rükûda ve kimi secdede

sürekli Allah’ı tesbih ederler.

Kimi melekler de insanların hizmeti için görevlendirilmiştir. Gece gündüz

onları korurlar, amellerini yazarlar. Bunlara “kirâmen kâtibîn”, (yazıcı) ve

“hafaza” (koruyucu) melekler denir. Meleklerin de kendi içlerinden

peygamberleri vardır ki bunlardan biri İsrâfîl aleyhisselâmdır; yukarıda

değinilen sûrun sahibidir.

Bir diğeri Cebrâil aleyhisselâmdır ki onun altı kanadı vardır. Her bir

kanadın yüz adet uç tüyü (rîşesi) vardır. Rîşelerin uzunluğu doğu ile batı

arası kadardır. Ve bütün kanatları değişik renkteki nûrdan yaratılmıştır.

Bununla birlikte onun büyük cüssesi kardan daha beyazdır. Ayakları yerin

altına kadar uzanır; öyle güçlü kuvvetlidir ki bir kıpırdamasıyla dağları

yerle bir edebilir. Esasen o, Hak teâlâdan peygamberlere selâm ve vahiy

getirmekle görevlidir. Şekil ve büyüklük bakımından İsrâfil aleyhisselâm

gibidir.

Üçüncüsü Mikâil aleyhisselâmdır ki onun kanatlarının sayısını ancak Hak

teâlâ bilir. O, bahr-ı mescûr deki [387] meleklerin görevlerini düzenlemekle

vazifelidir. Çünkü gökler ve yeryüzü meleklerle doludur ve bunlardan her

biri yağmur yağdırmak gibi nice işlerle vazifelidir.

(Mesela) Yeryüzüne yağan yağmur damlalarından her birini bir melek

indirir ve kıyamete kadar ona bir daha sıra gelmez. Herhangi bir yere yağan

yağmur damlası Mikâil aleyhisselâmın bilgisi ve izni dâhilindedir. Çünkü

bu görevin takibi ve düzenlenmesi ona verilmiştir. Mikâil (a.s.) büyüklükte

Cebrâil aleyhisselâm gibidir.

Dördüncüsü Azrâil aleyhisselâmdır, can almakla vazifelidir. Bütün ruhları

alan odur. Tüm yeryüzü onun huzurunda bir sofra gibidir. Rahmet ve gazab

meleklerinden oluşan nice yüz bin ordusu vardır. Azrâil aleyhisselâm

sûrette, büyüklükte ve kanatlarının çokluğunda Mikâil aleyhisselâm gibidir.

Hazret-i İsrâfil, Cebrâil, Mikâil ve Azrâil –aleyhimüsselâm-, bütün

meleklerin reisi ve peygamberidirler. Göklerde ve yerde bulunan meleklerin

hepsi bu dördünün emrine itaat edip uyarlar.