KİTABIN MUKADDİMESİ · Dördüncü Madde
Dördüncü Madde
Arş-ı a’zamın çevresindeki büyük nehirleri ve büyük melekleri bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki tefsir ve hadis âlimleri görüş birliği içinde
demişlerdir ki: Hak Teâlâ arş-ı a’zamın etrafında sekiz büyük nehir
yaratmıştır. Bunların dördü kardan daha beyaz ve soğuktur, dördü de baldan
daha tatlı ve hoştur. Bu sekiz nehir sürekli akarak arş-ı a’zamı tavaf ederler.
Hak Teâlâ orada Harkail adında bir melek yaratmıştır ki o bütün varlıkların
sırlarına vâkıftır.
Harkail, arşın büyüklüğünü öğrenmeyi de arzu etmiş, Hak teâlâdan izin
isteyerek arşın çevresini dolaşmaya başlamıştır. Üç bin yıl süresince sekiz
bin kanadıyla uçmuş, yorgun düştüğünde Hak Teâlâ tekrar ona güç-kuvvet
verip uçmasını emretmiştir. Aynı şekilde üç bin sene daha arşın etrafında
uçmuş, yine bitkin düşüp âciz kalmıştır. Cenâb-ı Hak ona kuvvet verip
tekrar uçmasını emretmiş, üç bin sene kadar yine uçtuktan sonra âciz
kalmış, dokuz bin sene boyunca sadece arşın bir ayağından öbür ayağına
gidebildiğini görmüştür. O şaşkınlık içinde iken Cenâb-ı Hak’tan şöyle nidâ
gelmiştir: Ey Harkail! Eğer ki kıyamete kadar uçsan arşımın çevresini
bütünüyle dolaşamazsın.
Sekiz nehrin ötesinde arş-ı a’zamın etrafında, -arştan gelen nûrun
şiddetiyle çevresinde bulunan meleklerin yanmasına engel olsun diye-
nûrdan bin perde ve karanlıktan bin perde yaratılmıştır. Bu perdelerin
ardında saf tutmuş yetmiş bin melek yaratılmıştır. Bu melekler arşı kuşatan
Rahmân’ı sürekli tesbih ederler ve arşı tavaf etmek için sürekli hareket
ederler. Günde iki kez arşın taşıyıcılarına selâm verirler. Bunlara “melâike-i
sâffûn ve hâffûn” [385] (saf tutup arşın etrafını kuşatan melekler) denir.
Bunlar sonsuza kadar ayakta durup şöylece Allah’ı tesbih ederler. Bunların
ötesinde de saf tutmuş yetmiş bin melekler vardır; kıyamda durup sürekli
olarak Allah’ı şöyle tesbih ederler: “Subhânallâhi ve’l-hamdü li’llâhi velâ
ilâhe illa’llâhu va’llâhu ekber. Velâ havle velâ kuvvete illâ bi’llâhi’l-
aliyyi’l-azîm.” [386]
Bu saf tutan meleklerin hepsinin ardında büyük bir yılan vardır. O, arş-ı
a’zamı [5/a] kuşatıp başını kuyruğu üzerine koymuştur. Başı beyaz inciden,
vücudu sarı altından, gözleri kırmızı yâkuttan yaratılmıştır. Yüz bin kanadı
vardır ve bu kanatlardan her birinin tüyleri altında bir melek tesbih
etmektedir.
O sarı yılanın tesbihat esnasındaki gür sedâsından bütün melekleri bir
ürperti kaplar. Çünkü onun tesbihat sırasındaki sesi, bütün meleklerin
sesinden daha yüksek çıkmaktadır. Ağzını açtığında bütün gökleri ve
yeryüzünü bir lokmada yutması mümkündür. Ve eğer o büyük yılan Allah’ı
tesbih ederken kendisine daha latîf olması ilhâm edilmeseydi, onun sesinin
heybetinden bütün mahlukat helâk olurdu.
Hak Teâlâ mübarek melekleri farklı özellikteki nûrlardan yaratmıştır.
Nitekim nûrlu arş a yakın bulunan meleklerin nûrları daha parlak ve
belirgindir. Çünkü arştaki meleklerin nûrlarına sidrede bulunan melekler
dayanamazlar. Sidrede bulunanların nûrlarının parlaklığına da göklerde ve
yerde bulunan diğer melekler dayanamaz, yanarlar.
Bütün melekler Cenâb-ı Hakk’ın emirlerini yerine getirirler. Onlar insan
gibi Hak teâlâya isyan etmezler. Onların gıdaları her an Allah’ı tesbih
etmek olup yeme-içme bilmezler, cinsî münasebette bulunmazlar. Çoğu
insan sûretinde olup kanatları kuşlarınkine benzer. Cisimleri narin
olduğundan çeşitli şekillere bürünebilirler. Cenâb-ı Hakk’ın emriyle
kendilerine verilen işi yerine getirirken göz kamaştıran şimşek gibi giderler.
Onlardan her biri bir hizmette olup kimi arşın çevresinde tesbih ve tavaf
eder. Kimi kürsîde, kimi sidrede, kimi cennette, kimi cehennemde, kimi
gökte, kimi yerde, kimi ayakta, kimi oturarak, kimi rükûda ve kimi secdede
sürekli Allah’ı tesbih ederler.
Kimi melekler de insanların hizmeti için görevlendirilmiştir. Gece gündüz
onları korurlar, amellerini yazarlar. Bunlara “kirâmen kâtibîn”, (yazıcı) ve
“hafaza” (koruyucu) melekler denir. Meleklerin de kendi içlerinden
peygamberleri vardır ki bunlardan biri İsrâfîl aleyhisselâmdır; yukarıda
değinilen sûrun sahibidir.
Bir diğeri Cebrâil aleyhisselâmdır ki onun altı kanadı vardır. Her bir
kanadın yüz adet uç tüyü (rîşesi) vardır. Rîşelerin uzunluğu doğu ile batı
arası kadardır. Ve bütün kanatları değişik renkteki nûrdan yaratılmıştır.
Bununla birlikte onun büyük cüssesi kardan daha beyazdır. Ayakları yerin
altına kadar uzanır; öyle güçlü kuvvetlidir ki bir kıpırdamasıyla dağları
yerle bir edebilir. Esasen o, Hak teâlâdan peygamberlere selâm ve vahiy
getirmekle görevlidir. Şekil ve büyüklük bakımından İsrâfil aleyhisselâm
gibidir.
Üçüncüsü Mikâil aleyhisselâmdır ki onun kanatlarının sayısını ancak Hak
teâlâ bilir. O, bahr-ı mescûr deki [387] meleklerin görevlerini düzenlemekle
vazifelidir. Çünkü gökler ve yeryüzü meleklerle doludur ve bunlardan her
biri yağmur yağdırmak gibi nice işlerle vazifelidir.
(Mesela) Yeryüzüne yağan yağmur damlalarından her birini bir melek
indirir ve kıyamete kadar ona bir daha sıra gelmez. Herhangi bir yere yağan
yağmur damlası Mikâil aleyhisselâmın bilgisi ve izni dâhilindedir. Çünkü
bu görevin takibi ve düzenlenmesi ona verilmiştir. Mikâil (a.s.) büyüklükte
Cebrâil aleyhisselâm gibidir.
Dördüncüsü Azrâil aleyhisselâmdır, can almakla vazifelidir. Bütün ruhları
alan odur. Tüm yeryüzü onun huzurunda bir sofra gibidir. Rahmet ve gazab
meleklerinden oluşan nice yüz bin ordusu vardır. Azrâil aleyhisselâm
sûrette, büyüklükte ve kanatlarının çokluğunda Mikâil aleyhisselâm gibidir.
Hazret-i İsrâfil, Cebrâil, Mikâil ve Azrâil –aleyhimüsselâm-, bütün
meleklerin reisi ve peygamberidirler. Göklerde ve yerde bulunan meleklerin
hepsi bu dördünün emrine itaat edip uyarlar.

