BİRİNCİ FEN · İKİNCİ BÂB · ONUNCU FASIL · Birinci Madde
Birinci Madde
Ayın Allah’ın kudretiyle meydana gelen etkilerini bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki filozoflar söz birliği ile şöyle demişlerdir: Her
şeye gücü yeten kudret sahibi Allah’ın dilemesiyle yüksek cisimlerin,
derecelerine göre aşağı âleme ait cisimlere (ecsâm-ı süflî) çeşitli tesirleri
olmakla, güneşin en fazla etkisi sıcaklığından olduğu gibi, ayın en fazla
tesiri de rutûbetiyle olur.
Bu sebepledir ki Allah teâlâ kendi kudretiyle aya, nice özellikler
vermiştir. Bunlardan biri şudur ki ay deniz tarafından doğduğunda deniz
suyu, ayın tesiriyle med olur; kabarıp sahillere yükselir. Ve ay, denizde
öğlen vaktine (nısf-ı nehâr-ı bahr) gelince denizlerde meydana gelen
kabarma biter.
Ay öğlen vaktinden indiği vakit, denizlerin suyu cezr olur; sahillerden
çekilir. Tâ ki ay oradan deniz ufkuna ininceye kadar deniz suyunun
çekilmesi devam eder ve ay ufuktan indiği sırada söz konusu çekilme sona
erer. İşte böyle, deniz suyunun yükselmesi ve çekilmesi yukarıda anlatıldığı
üzere devam eder. Ayın özelliklerinden biri de şudur ki; ayın peyderpey
artışı (izdiyâd) zamanında yani, kamerî ayın ilk yarısında sıcaklık ve rutûbet
çok olur; damarlar kanla dolar. Kanın kabarması ile (damarları) dolan insan
ve hayvan bedenleri (ayın ikinci yarısındaki günlere nispetle) kuvvetli olur.
Ancak dolunaydan sonra yani, kamerî ayın ikinci yarısında kuruluk ve
soğukluk gâlip olur. Bedenler dört unsurun karışımı ile oluştuğu için,
soğukluk ve kuruluğun etkisiyle kanın coşkunluğu gün be gün azalır.
Dolayısı ile kamerî ayın ikinci yarısında büyüme ve gelişme (birinciye
nisbetle) az olur. İnsan ve hayvan bedenleri (ayın ilk yarısına nisbetle) zayıf
kalır.
Ayın özelliklerindedir ki, ayın ilk yarısında hasta olanların bedenleri
kuvvetli bulunup [55/a] çoğunun hastalığı bu günlerde def olur. Ayın ikinci
yarısında hastalananların bedenleri ise zayıf olacağından, hastalıkları
gittikçe artar. Ayın özelliklerindendir ki, ayın nûrunun arttığı günlerde, ruh
sahiplerinin beyin dokuları güçlü olur; zihnî melekeleri kuvvetle çalışır.
Ayın nûrunun azaldığı günlerde ise, söz konusu zihnî kuvvet ve yetenekler
azalır. Ayın özelliklerindendir ki, ayın aydınlık olduğu gecelerde insan açık
havada uzun süre otursa veya aya karşı uyusa, bedeninde bir gevşeme ve
tembellik meydana gelir; bunun etkisiyle baş ağrısına tutulur, nezle olur.
Ayın özelliklerindendir ki, ayın aydın olduğu gecelerde bir hayvanın eti
açık havada kalsa tez zamanda tadı bozulur ve kokusu değişir. Ayın
özelliklerindendir ki, ayın nûrunun arttığı günlerde nehirlerde ve
denizlerdeki balıklar gayet yağlı olup suyun yüzüne çıkarlar. Ayın nûrunun
azaldığı günlerde ise, balıklar zayıf olur ve suyun dibine dalarlar.
Ayın özelliklerindendir ki; ayın ilk yarısında yerde yaşayan her türlü
haşerât yeryüzüne akın ederler ve çoğalırlar. Yırtıcı hayvanlar ceset yemek
için gayet hırslı olurlar. Ayın ikinci yarısında ise, haşereler ve yırtıcı
hayvanlar bunun tam tersi yönde hareket ederler. Ayın özelliklerindendir ki,
ayın ilk yarısında dikilen ağaçlar fazla uzayıp gelişirler. İkinci yarısında
dikilenler ise ya zayıf kalırlar ya da kururlar. Ayın özelliklerindendir ki,
ayın ilk yarısında meyveler, çiçekler, otlar ve bütün bitkiler fazla büyür,
gelişir. Renkleri gayet canlı olur. Ayın özelliklerindendir ki, ayın ilk
yarısında kamış, keten ve benzeri bitkilerin kurusu üzerine ayın ışığı
vurursa, kısa sürede çürüyüp parçalanırlar. Halbuki ayın ikinci yarısında bu
durum daha az olur. Ayın özelliklerindendir ki, ay küresi sanki bir ayna gibi
yerküreye ve su küresine yönelik bulunduğu için, denizlerin ve karanın
adalarını ve sahillerini, gemileri, dalgaları, dağları, vâdileri, köyleri ve
şehirleri bütün renkleri ve şekilleriyle birlikte bize aksettirip gösterir. Öyle
ki gözlemciler bu aynada yeryüzünü tamamen seyrederler. Ancak bu berrak
ayna bizden çok uzakta bulunduğu için, söz konusu şekil ve yansımaların
birebir ayırt edilip tanınması mümkün olmaz; bilakis bu şekillerin
yansıması sebebiyle ayın yüzü üzüntülü bir sîmâ gibi bulanık ve kederli
görünür. İşte bu manzaraya aydaki lekeler denir.
Diğer gezegenlerin -daha önce saymış olduğumuz özelliklerinin- belirli
saatlerde canlı ve cansız varlıklara olan gizli tesirleri, Güneş ve ayın burada
açıkladığımız tesirlerine kıyas edilerek söylenmiştir. Halbuki âlemin büyük
küçük bütün parçalarına gerçek anlamda etki edenin (müessir-i hakiki)
ancak Allah teâlâ olduğu bilinmektedir. O sebeple burada sözünü ettiğimiz
felekler, yıldızlar, tabiatlar sanki birer dönme dolap, âlet ve hayaller
hükmündedir.
Şu halde, akıp giden bu oluş ve işleyişin içinde gizli mânânın inceliğini
düşünmek, Allah’ın kudretini tanımaya vesile olur. Bu muazzam işleyişin
küçük birer misalinin de insanda olduğunu görmeye bir kapı aralar
ümidiyle, yıldızların ve feleklerin durumlarına ait özet bilgileri
Mârifetnâme ’de bu kadar açıklamakla iktifâ edilmiştir.
Nazm
1-Hamd ol Allah’a ki yektâdır ol
Dahı dânâ vü tüvânâdır ol
2-O’na mahsus u müsellemdir hem
Mû-be-mû cümle umûr-ı âlem
3-Mutasarrıf O’dur eşyaya tamam
Ne havâs arada hergiz ne avâm
Günümüz Türkçesiyle
1-Hamd, bir ve benzersiz olan Allah’a mahsustur. O, yegane kudret
sahibidir, her şeyi hakkıyla bilendir
2-O’na aittir şüphesiz, teslim olmuştur hem de. Büyük küçük her şeyiyle,
cümle âlemin işleri.
3-Eşyaya tamamen O tasarruf eder. Ne ileri gelenler kalır arada, artık ne
de avâm!

