İKİNCİ FEN · DÖRDÜNCÜ BAB · İKİNCİ FASIL · Üçüncü Madde
Üçüncü Madde
Başa çıkan damarları bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki anatomi bilginleri şöyle demişlerdir: Büyük
atardamarın sâid (kol) kısmının sebâbeteyn (şah damarı) adı verilen iki
damarı boyuna ulaştığında, her biri iki dal olmuştur ki bunlardan biri ön,
biri arka adını almıştır. Ön kısım da iki dal olmuştur ki biri derinden gidip
dile gelmiştir. Kalanı alt çenenin iç kaslarına dağılmıştır. Ve bir kısmı
yüzeysel olup kulak kaslarına ve yanaklara gelmiştir. Çok sayıdaki dalları
ile başın tepesine çıkıp sağdan gelen damarların ağızları soldan gelen
damarların ağızları ile baş tepesinin ortasında hepsi birleşmişlerdir. Arka
kısmı (kafa tarafına gitmiş olan dal) da ikiye ayrılmıştır ki bunlardan biri
küçük, diğeri büyük adını almıştır. Küçük kısmın çoğu arka tarafa yükselip
baş mafsalını kuşatan kaslara dağılmıştır. Kalanları beynin arka tabanına
yönelmiş olup derz-i lâmî yanında olan pek çok büyük deliklerden içeri
girmiştir.
Büyük kısım buradan dosdoğru çıkıp büyük deliğin önünde olan hançere
deliğinden şebekeye dahil olmuştur. Orada tabakalar üzerinde tabakalar
olan birbirine bitişik ve yapışık damarlara şebeke misali örülmüş ve
dokunmuş olduğunda, öne ve arkaya, sağa ve sola dağılıp şebekeden
yayılmıştır. Bahsedilen aynı şebekeden bir çift atardamar önceki gibi bir
araya gelip zardan beyne nüfuz ederek, o ince zar içinde beynin
kısımlarında dağılmıştır. Sonra beynin karıncığı dedikleri yere varıncaya
kadar, bunun yukarı çıkan kollarının dar ve toplu olan ağızları, baş
tepesinden inen toplardamar dallarının geniş ve büyük olan ağızlarına
girmiş olan kısımlarına girmiş ve birleşmişlerdir. Çünkü Yüce Allah
toplardamarları atardamarlara hizmetçi (sulayıcı) eylemiştir. Yukarıdan
aşağıya dökülen kanın akacağı kanalların (zarfının) en güzel biçimi, baş
aşağı vaziyette olmuştur.
Ruh damarları ancak (hayâtî) ruhu ifade ederler. Hâlbuki ruh, latîf ve
hareketli olduğundan zarfının baş aşağı olması lâzım değildir. Belki ruhun
zarfı baş aşağı olsa, onun yakınında olan kanın çok boşalmasına ve ruhun
ondan zor hareket etmesine sebep olurdu. Çünkü ruhun hareketi yukarıya
doğru daha kolay gelmiştir. Beyne lâzım olan sıcaklık gibi faydaların ruhtan
beyne çıkıp orada dağılmaları için, ruhta bulunan hareket ve letâfet yeterli
olmuştur. Onun için adı geçen şebeke, beyin altında yayılıp önce atardamar
kanı onda duraklayıp ruh ile ısınıp pişerek, beynin mizacına benzemiştir.
Daha sonra kemik ile sert zar arasına tedrîcen gelmiştir. Buradan beyne
girip orada bulunan organ ve duyulara yayılmıştır. Bu tertip ve terkibi
düşünüp aklına getiren hayret ehli, bunlardan nice ibretler almışlar ve bu
işleyişi yaratanın her şeye kâdir olduğunu bilmişlerdir. [133/a] Ve bu
sûretlerden [her şeye en güzel şekil ve sûretleri veren] (Musavvir)’in,
kendilerine olan inâyet ve korumasını bilmişlerdir. Mevlâ’ya en yüce
muhabbetle yönelip dostluk ve huzurunda hep O’nunla kalmışlardır.

