Marifetnâme · Haziran 27, 2026

İKİNCİ FEN · DÖRDÜNCÜ BAB · İKİNCİ FASIL · Üçüncü Madde

İKİNCİ FEN · DÖRDÜNCÜ BAB · İKİNCİ FASIL · Üçüncü Madde Üçüncü Madde Başa çıkan damarları bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki anatomi bilginleri şöyle demişlerdir: Büyük atardamarın sâid (kol) kısmının sebâbeteyn (şah …

İKİNCİ FEN · DÖRDÜNCÜ BAB · İKİNCİ FASIL · Üçüncü Madde

Üçüncü Madde

Başa çıkan damarları bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki anatomi bilginleri şöyle demişlerdir: Büyük

atardamarın sâid (kol) kısmının sebâbeteyn (şah damarı) adı verilen iki

damarı boyuna ulaştığında, her biri iki dal olmuştur ki bunlardan biri ön,

biri arka adını almıştır. Ön kısım da iki dal olmuştur ki biri derinden gidip

dile gelmiştir. Kalanı alt çenenin iç kaslarına dağılmıştır. Ve bir kısmı

yüzeysel olup kulak kaslarına ve yanaklara gelmiştir. Çok sayıdaki dalları

ile başın tepesine çıkıp sağdan gelen damarların ağızları soldan gelen

damarların ağızları ile baş tepesinin ortasında hepsi birleşmişlerdir. Arka

kısmı (kafa tarafına gitmiş olan dal) da ikiye ayrılmıştır ki bunlardan biri

küçük, diğeri büyük adını almıştır. Küçük kısmın çoğu arka tarafa yükselip

baş mafsalını kuşatan kaslara dağılmıştır. Kalanları beynin arka tabanına

yönelmiş olup derz-i lâmî yanında olan pek çok büyük deliklerden içeri

girmiştir.

Büyük kısım buradan dosdoğru çıkıp büyük deliğin önünde olan hançere

deliğinden şebekeye dahil olmuştur. Orada tabakalar üzerinde tabakalar

olan birbirine bitişik ve yapışık damarlara şebeke misali örülmüş ve

dokunmuş olduğunda, öne ve arkaya, sağa ve sola dağılıp şebekeden

yayılmıştır. Bahsedilen aynı şebekeden bir çift atardamar önceki gibi bir

araya gelip zardan beyne nüfuz ederek, o ince zar içinde beynin

kısımlarında dağılmıştır. Sonra beynin karıncığı dedikleri yere varıncaya

kadar, bunun yukarı çıkan kollarının dar ve toplu olan ağızları, baş

tepesinden inen toplardamar dallarının geniş ve büyük olan ağızlarına

girmiş olan kısımlarına girmiş ve birleşmişlerdir. Çünkü Yüce Allah

toplardamarları atardamarlara hizmetçi (sulayıcı) eylemiştir. Yukarıdan

aşağıya dökülen kanın akacağı kanalların (zarfının) en güzel biçimi, baş

aşağı vaziyette olmuştur.

Ruh damarları ancak (hayâtî) ruhu ifade ederler. Hâlbuki ruh, latîf ve

hareketli olduğundan zarfının baş aşağı olması lâzım değildir. Belki ruhun

zarfı baş aşağı olsa, onun yakınında olan kanın çok boşalmasına ve ruhun

ondan zor hareket etmesine sebep olurdu. Çünkü ruhun hareketi yukarıya

doğru daha kolay gelmiştir. Beyne lâzım olan sıcaklık gibi faydaların ruhtan

beyne çıkıp orada dağılmaları için, ruhta bulunan hareket ve letâfet yeterli

olmuştur. Onun için adı geçen şebeke, beyin altında yayılıp önce atardamar

kanı onda duraklayıp ruh ile ısınıp pişerek, beynin mizacına benzemiştir.

Daha sonra kemik ile sert zar arasına tedrîcen gelmiştir. Buradan beyne

girip orada bulunan organ ve duyulara yayılmıştır. Bu tertip ve terkibi

düşünüp aklına getiren hayret ehli, bunlardan nice ibretler almışlar ve bu

işleyişi yaratanın her şeye kâdir olduğunu bilmişlerdir. [133/a] Ve bu

sûretlerden [her şeye en güzel şekil ve sûretleri veren] (Musavvir)’in,

kendilerine olan inâyet ve korumasını bilmişlerdir. Mevlâ’ya en yüce

muhabbetle yönelip dostluk ve huzurunda hep O’nunla kalmışlardır.