BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · ONUNCU FASIL · Beşinci Madde
Beşinci Madde
Bedenin değişiminin nasıl olduğunu ve ruhun bâkî oluşunu bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki hikmet ehli şöyle demişlerdir: İnsan ruhunun
değişken olmayıp bedenin değişken olmasının sebebi şudur ki ruh, ulvî
âlemden gelmiştir. [108/b] Ulvî âlemde ise oluş ve bozuluş olmadığından
onun bir parçası olan ruh da bir hal üzere kalmıştır. Bedenin parçaları ise bu
süflî âlemden alınmıştır. Süflî âlem ise oluş ve bozuluş mekânıdır. Çünkü
beden dört unsurdan yaratılmıştır. Bu sebeple insanın yaratılışı, oluş ve
bozuluş âleminin bir kısmı olarak bulunmuştur. Parçalar ise daima bütüne
dönmekte olup bütün de parçalarına meyleder ve ona akıp gider, diye
bilinmiştir.
Parçanın bütüne döndüğünün delili şudur ki insan, nihayetinde yaşlanarak
ruh âlemine döner. “Biz Allah’ın kullarıyız ve biz O’na döneceğiz”
(Bakara, 2/156) âyeti hükmünü bulur. Bütünün parçasına meylederek akıp
gitmesinin delili ise daima ilâhî feyzin akl-ı kül vasıtasıyla mülk âlemine
inmesidir. Nitekim “Hamd (övme ve övülme), âlemlerin Rabbi Allah’a
mahsustur” (Fâtiha, 1/2) âyet-i kerîmesi buna âdil bir şahittir. Şu halde
bütün parçasına meyilli ve akıcı olduğu gibi parça da bütüne döner ve ona
meyleder. Parçanın bütüne döndüğünün bir delili, insanın aç ve susuz
olmasıdır. Çünkü bedenin parçalarının bütün tarafına dönüşü her an
olmaktadır. Her zaman bedene zafiyet ve noksanlık gelir. Yemeye ve
içmeye girişmek, bedenden noksanlaşanların yerine geçiş demektir. Yani
unsurlar tarafına giden bedenin parçalarının yerine gıdadan bedene yenisi
gelir ve yine beden ondan kuvvet bulur. Çünkü bedenin gıdası yine onun
aslı olan unsurlardan elde edilen bitki ve hayvandır. Öyleyse hakikatte
bedenlerimizin beş senelik parçaları tamamen bozularak anbean tedrîcen
bedenimizden dışarı çıkarak bütüne gider.
Mesela elli beş yaşımızda iken bedenlerimizde olan parçalar, elli
yaşımızda iken olan parçalarımızdan başkadır ki bunlar, bedenden giden
kısımların yerine gelerek, tedrîcen onların yerini doldurmuşlar ve şekillerini
almışlardır. Ancak bu halleri bilmeyenler bedeni ruh gibi bir hal üzere sabit
kalır, zannetmişlerdir. Bunun misali şöyledir ki bir kimse çölde bir çadır
dikse, çadırın direklerinin ve iplerinin hepsi siyah olsa, o kimse haftada bir
defa varıp bir siyah direği çıkarıp yerine beyaz bir direk çaksa, bir siyah ipi
çözüp yerine beyaz bir ip bağlasa, bu minval üzere tam bir sene siyah
direkler ve iplerin hepsini söküp yerlerine beyaz direkler çakıp ipler
bağlasa, bu değişimi bilmeyenlere o çadır, yine geçen senedeki dikildiği
üzere bütün parçalarıyla duruyor, görünür. Hâlbuki onun bütün direkleri ve
ipleri değişmiş ve başkalaşmıştır. Bu beyaz direkler ve ipler o siyah direkler
ve iplerin gayrısı olduğu gibi, insan bedeni de her an, zerre zerre, içten ve
dıştan değişip gidenlerin yerlerine yenileri besinlerden toplanıp gelerek, her
beş senede bir kere tamamen değişip dönüşmüş olur, diye bilinmiştir. İşte
parçanın bütüne, bütünün de parçaya meyli bu deliller ile ispat edilmiştir.
Hakikati yine de Allah teâlâ bilir.

